şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: doktorluk)
  • türkçe'nin bir eksikliği olaraktan doktorluk ile hep karıştırılan kavramdır.

    doktor demek doktorasını yapmış insan demektir. halbuki türkiyede tıp eğitimini alan insanlar tus'u kazanamayıp pratisyen hekim de olsalar onlara doktor diye hitap ediliyor. onların ismi doktor değil hekim'dir. hiç olmadı tabip'tir. ya da eski adıyla otacı denebilir. ancak akademik olarak bir doktora tezi bitirip onun eğitiminden geçmeyen kişiye doktor denmez. bu söyleyişte böyledir sadece.

    tıp fakültesinden mezun olan kişi hekimdir sadece. fakat resmiyette yalnızca lisans değil (son yıllarda yaptığı stajlar sayesinde) yüksek lisans eğitimi de almış birisi olarak mezun olur. doktor ünvanını akademik olarak alab ilmesi için tus'ta başarılı olup uzmanlığını bitirmesi lazımdır. işte o zaman akademik doktor olabilir.

    yine de güzeldir hekime doktor demek. dilimizin getirdiği bir şey de olsa tıp-6 da okuyan intörnlere doktorluk havası yaşattırır. her ne kadar diğer bölümlerde doktor olanların gücüne de gitse...
    z.ö.e: bunu kötüleyenin ne türlü bir psikolojide olduğunu merak ediiyorum. hatta yazıyı okuyup okumadığını da. onu geçtim akademisyenlik ne demek onu biliyor mu acaba?
  • (bkz: tabiplik)
  • bu adamlar kesinlikle dünya üzerindeki her şeyin tek otoritesi (olduğunu düşünüyor). mesela bizim ofise çeviri işi veren bir hekim kardeşimiz, heavy np shift denen kavramla sanırım 35-40 yaşlarında ilk kez karşılaşmış ve bunun "dilbilim kuralları"na aykırı olduğunu söylemiş. dilbilim kuralları derken ne kastettiğini bilemedim. context-free grammar mı diyorsun abi, yoksa dependency grammar mı? hadi cfg neyse, o zaten sorun çıkarmaz da, dg ile heavy np shift'i açıklamak mümkün. konu hakkında gerçekten fikir sahibi olduğunu bilsem, ccg*'nin de bu tür yapıları açıkladığını gösterebilirim. "ben syntax demiyorum abi" dersen, discourse representation notasyonuyla da bunun geçerliliği açıklanabiliyor. yani bu olayda bir sıhıntı yok. sıhıntı olmadığı gibi, o kadar kolay anlaşılabilir bir bilişsel sürece tekabül ediyor ki, dünya üzerindeki her türlü teoriyi bir kenara bırakıp, götünden sadece belirli bir kapsamı olan bir gramer yaratsan onunla bile açıklarsın. ama doktor olduğun zaman, astrofizikten kripke'nin isim teorisine kadar her ama her konuda kendini otorite kabul edebileceğin için, dünya üzerindeki her hususta fikir beyan etme konusunda serbest oluyorsun. hay gözünü sevdiğimin hekimliği... merak ediyorum, mesela bu adam arabasını sanayiye götürdüğünde "usta güzel diyorsun da, bu yaptığın termodinamiğin 2. kanununa aykırı. bak bu motor 4 zamanlı ve şu kağıtta gösterdiğim diferansiyel denklem ile açıklanabileceği üzere, ürettiği enerjiyi şanzman yoluyla tekerleklere aktaran bir sistem kullanıyor. gözünü seveyim, şuna bir bak" falan diyor mu acaba? bu arada, yukarıdaki cümle zerre kadar makine mühendisliği bilgisi olmadan, trafiğe kapalı bir alanda kurulmuştur. bakın ben kabul ediyorum olayı bilmediğimi. haydi hekimler, gözünüzü seveyim siz de kabul edin bazı konuları bilmediğinizi. "dilbilim" dediğiniz şey bile aslında dilbilgisi olabilir.
  • medipol üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği trabzon sağlık turnesinin ardından doktorlarsitesi.net'in paylaştığı bir fotoğrafın altına yazdığım yorumu aynen aktarıyorum:

    cok tatli bir yorgunlukla yaziyorum bu yaziyi... çarşamba günü öğlen matarıcalar köyüne giderken çekilmişti bu resim. yarim saat sonra taramalara baslayacaktik. yolda durup o guzel manzarayi kacirmak istememistik. aklimizda saglik turnemizde nelerle karsilasacagimiza dair onlarca soru vardi heyecanli bir bekleyis esliginde. şahsen benim kafamdan 2. sınif ogrencisi olarak koylulere ne yardimim dokunabilir diye sorular geciyordu... ayrica trabzon'daki koylerin de doguya oranla gelismislik seviyesinin daha fazla olacagini tahmin ediyordum.turnede yasadiklarimi tek tek burada anlatmam imkansiz ki bazilari da bana ozel kalmali elbet ama sunu soyleyebilirim ki biz orada bir cok insana "dokunduk". ki bu benim hep hayalini kurdugum bir seydi. fiziksel olarak sekerini olcmek, tansiyon mansonunu koluna gecirmekten bahsetmiyorum ama ekibim adina o kadar gurur duyuyorum ki herkesin ileride ne kadar iyi birer hekim olabilecegini gozlerimle gordum. doktor olmaktan bahsetmiyorum 3 gun boyunca gruplarimiz degisti ve farkli farkli koylerde toplamda 24 arkadasimla calistik ve o ozveriyi hayatimda unutamayacagim. son olarak tum hekimleri ilk kez bu kadar yakindan anlama deneyimimden sonra iyi ki hekimlik camiasi icindeyim diyorum ve tip soyle zor boyle kotu artik bu meslek yapilmaz ki ama diyenlere su an yasadigim tarifsiz huzur ve mutluluk duygulariyla karsilik vermek isterim. elbette zor zamanlarimiz olmakta ama biz camia olarak birlik olursak ne kadar cok seyi degistirebilecegimizi bu turnede gordum.
  • dark side'a en çok eleman yollayan meslek diye mühendisliği düşünürdüm.

    değilmiş.

    ömer çelakıl'ın tıp fakültesi mezunu olduğu söyleselerdi önceden keşke. çekil dark side ben geliyorum kararımı verdim.

    dark side'a en çok eleman yollayan meslek, kesinlikle evet.
  • yapması zordur, insandır materyalin. iki kere ikinin dört etmediği bir mecradır aslında. hastalar, hasta yakınları ile iletişim kurma, işini sevip en güncel bilgiye ulaşma ve insani hassasiyeti fiziksel eforla bir ederek hayat kurtarma, yaşam kalitesini artırma çabasıdır. yapmasının yanında okuması hiç kolay değildir, tıp fakültesinden bir şekilde mezun olunca hekimliğin ne denli sosyal bir meslek olduğuna şahitlik edersin ve seni kitaplara mahkum edip insanlardan uzaklaştıran, onlara yabancılaştıran sisteme bir kez daha söversin. kitaplar kanamaz, hastalar kanar sözü tekrardan akla gelir.
  • (bkz: tababet)
  • ezbere dayanıyor diyen açık net halt yemiş. hekimlik korkunç birşey abi. gerçekten iyi hekim olmak ustadan edinilen, defalarca tekrar edilen pratikle abartisiz binlerce sayfadan edinilen ve yine defalarca tekrar edilen teorik bilginin sentezi ile ancak mümkün. bu da ömrünü harcamak demek.

    pratik bilgi dedigini sözle hatta tutorial videolarla falan idrak edip uygulayabilmen mümkün dahi değil. en basitinden kan alırken damarın neye benzediğini nasıl birşey olduğunu on sayfa anlatsalar yine anlayamazsın, gidip on kez kan alman lazım. bunun santral kateteri, kemik iliği aspirasyonu, parasentezi torasentezi, entübasyonu, lp'si var allah var. cerrahi branşların pratik gereksinimlerini saymıyorum bile!

    teorik bilgi ise hakikaten inanılmaz boyutlarda ve kendini devamlı olarak yeniliyor. türkiye'de bile akademik yayınların yüzde kırkı her yıl sağlık alanından çıkıyor. ve yine dünyada akademik olarak en aktif alan su götürmeksizin sağlık ve biyomedikal alanları. bütün bu teorik gelişmeler pratik gereksinimleri de baştan aşağı değiştiriyor. bir hocamızın dediği gibi "şimdi yirmi yıl önce yaptığımız ameliyatların hiçbirini yapmıyoruz, muhtemelen yirmi yıl sonra da şimdi yaptıklarımızı yapmayacağız."

    deli manyak bir iş, bir ömür, bir yaşantı anlayacağınız. bu zorluktaki bir branşta yapılan emek sömürüsünün haddi hesabı dahi olmamakla birlikte, sadece hak ettiği saygıyı görsün yeter. valla bakın.
  • 26 temmuz 2009 tarihli tıp diplomamı alalı beri türkiye'de çok şey değişti. tam gün geldi mesela. kamu hastaneleri birliği oluşturuldu, şimdi ise geri çekiliyor. bu zaman zarfında ne çok resusitasyona katıldım, polikliniklerde ne çok hasta baktım, mecburi hizmete gittim, geri döndüm ama bi özledim sanki. türkiye'yi bırakın dünyanın her tarafında bi sürü arkadaşım oldu. almanya'dan bir paket geldi bi zaman, '' sen bana çok zor bi anımda yardım ettin, allah da sana öyle bir anında yardım etsin'' diye not vardı üzerinde y a da bugün çalan telefonda ''bazı insanlar unutulur, bazı insanlar bazen akla gelir ama doktor hanım siz hiçbir zaman unutulmayacak olanlardansınız'' dendi.
    çektik bi ton çile belki ama belki de bunlar içindi.
    hasta hekim ilişkisi ile ilgili çok kötü paylaşımlar yaptık, cinayetler, saldırılar, küfürler... hepimizin bir sürü davası var. bir de güzel anekdot olsun istedim. herkese güzel bir hafta dilerim.