şükela:  tümü | bugün
  • derida'nın da karşı çıktığı logocentricism kavramını kökten yıkıp değiştirme ve bunu da sosyal kimlik bıonary opposıtıon'una dayandırarak yapma amacında olan feminist teorisyen.ayrıca ortaya attığı ecriture feminine (feminine writing)ile de bilinir.
  • 1937 yılında cezayir/oran da doğmuş ve "dedans" adını taşıyan ilk romanı 1969 da yayınlanmıştır. kendisi aynı zamanda theatre du soleil için eserler yazmıştır.
  • kendisi aslen feminist olmadığını söyler eder de, bunu niye der, bunun dışında ne der... okuyup öğreneceğiz artık. şimdiye kadar, yazılarında, akademik/kuramsal dilden özellikle kaçınıp şiirsel bir üslubu benimsemiş olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız.

    haa bir de soyadının "siksu" diye telaffuz edildiğini...
  • kadının erkek egemen dil ve teoriler ışığında tanımlanmasına, konumlandırılmasına karşı çıkarak, mitolojik metinlerden freud'un yaklaşımlarına kadar tüm metinlere eleştirel bir yeniden bakış getirilmesi gerektiğini savunmuş yazar, düşünür. neden böyle düşünmüş peki? çünkü hemen hemen her konuda olduğu gibi kadını tanımlayan ve nesilden nesle kalarak, görüşleri şekillendiren, pekiştiren metinler de çoğunlukla ve ağırlıkla erkeklerin elinden çıkmıştır. bu neden yanlıştır? çünkü bu uygulamalar sayesinde, toplumsal hiyerarşide erkeğin kadına üstünlüğü fiilen kabul edilmiş ve ettirilmiş oluyor.

    örneğin freud, kadınları cinsiyet-merkezli olarak tanımlarken, penis envy (haset) teorisi geliştirerek, kadının cinselliğinin ve karakter gelişiminin erkek cinselliğine bağlı ve bağımlı olarak geliştiğini iddia ederek yıllar sonra helene ablamızın şimşeklerini üzerine çekmiştir. çeker elbette zira bir cinsiyetin varlığı ancak başka bir cinsiyetten yola çıkılarak tanımlanabiliyorsa, yani kendi başına bir anlam ifade ettiği kabul edilmiyorsa, orada sorun vardır, kavga çıkar.

    helene cixous da mevcut durumu analiz ettikten sonra, kadınsı yazı diyebileceğimiz, (ben kadın yazısı demeyi tercih ederim) "ecriture feminine" kavramını ortaya atmıştır. bilgilerim çok tozlandığı için hatırladığım kadarını yazayım, ilginç bulanlar konuyu kendileri deşsin, yanlışım olduğunu düşünenler de uyarıversin.

    kadınsı yazı, kadınların yine kadınlara (hiyerarşik konumlandırma yapan) erkek gözünden anlatılmasına isyanın bir sonucudur. kadınların düşünme yapısının ve biçiminin erkekten farklı olabileceği savından yola çıkarak, kadınları anlatan metinlerin en isabetli halinin yine kadınların elinden ve aklından çıkabileceğini iddia eder. örnekle konuyu açayım biraz: kadınları itip kakılacak, evde hizmetçi niyetine beslenmesi gereken bağımlı bir varlık olarak gören bir erkeğin kadın hakkındaki düşünceleri, takdir edersiniz ki kadınlar için en pollyanna kafalı için bile sadece dışarıdan, önyargılı ve güdümlü bir bakıştır. kadını anlamak ve anlatmak için "kadınların" yine kadından yola çıkması en akla yakın olandır. cixous da bu noktada devreye girip diyor ki önce kendi bedeninizle iletişime geçin, kendinizi tanıyın. böylece özgürleşirsiniz ve kadınlığınızın ve erkeklerle farklarınızın ayırdına varırsınız. buradan hareketle de yüzyıllarca önyargılar ve klişelerle oluşturulmuş kadın tanımını baştan ve bu kez daha önceki girişimlerden çok daha isabetli bir şekilde yaparsınız.

    biraz üstünkörü yazdım. epey oldu konuyla ilgilenmeyeli ama baktım başlık çorak araziye dönmüş, bir el atayım dedim. konu hakkında derya arkadaşlar zaten uyarılarını, eklemelerini yapar. esenlikler dilerim.

    not: cixous'nun kendine feminist dememesinin tam nedenini bilememekle birlikte bir atış yapayım. tutma ihtimali yüksektir.

    modern kuramlarda feminist teorinin daha geniş bir halkaya dahil edilmesi gibi bir eğilim var: queer theory olarak adlandırılan bu yeni bakışa, erkek egemenliği kırmak için erkek egemen kuramlardan ve ideolojilerden çeken tüm grupların güç birliği demek yanlış olmaz. heteroseksüellik dışında geri kalan tüm cinsel tercihlere kapıyı kapatan ve bunları bir tür hastalık olarak gören erkek egemen ideolojilere karşı topyekün bir fikir savaşına girişilir ve böylece feminizmin kendisini toplumdan soyutlayan, aynı erkek egemen ideolojiler gibi benmerkezci bir yapıya bürünmesi önlenir.

    ayrıca bir başka görüş şöyle bakar: feminist ve feminizm terimlerinin yine erkekler tarafından yapılan bir konumlandırma olması sinirleri fena halde bozmuştur. bunlar yerine önerilen terimlerse daha nötr durmakta olan "femalism" ve "femalist" terimleridir. ben bu konularda bir şeyler okurken tartışmalar sürmekteydi. şimdi durum ne oldu bilemiyorum. ama "gender studies" yani cinsiyet temelli çalışmalar tam gaz gidiyordu, çünkü deyim yerindeyse aşınmış ideolojiler gibi bastonsuz yürüyememek şöyle dursun, henüz çok taze bir alandı ve en gözde sosyal bilimciler buralarda parlıyordu. bir de tabii abd gibi kuramsal alanda hacmi ölçüsünde üretim yapamamış ve bu kuramda en yetkin düşünürler bizden çıktı diyebileceği bir kurama ihtiyaç duyan, aha bu kuramın anası da babası da biziz diyerek, entelektüel alanda ingiltere ve fransa'nın gölgesinden çıkmak isteyen bir ülke konuyu sahiplenmeye çalıştığı için bu konuya çok önem veriliyor. abd'li araştırmacılar deli gibi makale üretiyorlar ve üretecekler. (ama gelin görün ki bunu bir fransızın adının altında yazarken söylüyorum.)

    her neyse, yukarıdaki örneklerden çıkan sonuç şudur: feminist şeklindeki bir etiket ya da yakıştırma bir yerde rahatsız eden bir yakıştırma halini alır. çünkü cinsiyet merkezli hiyerarşik ayrımcılıktan şikayeti olanlar, bir süre sonra kendilerini yüceltip ayrı bir yerde konumlandırmaya başlıyorlar. bu da "kadın sorunları ve diğer sorunlar" gibi (haklı/haksız) bir sınıflandırma yaratıyor. özetle cixous'nun, feminist teriminin de kendi içinde ayrımcılığı körükleyen ve aynı erkek egemen ideolojide olduğu gibi kadınları bir uçta toplayıp konumlandıran bir terim olduğunu düşünmüş olması olası. muhtemelen kendisini bir grubun üyesi olarak görmek ve etiketlemek yerine mesela sadece "düşünür ya da entelektüel ya da bir insan" olarak tanımlamakla yetinmek daha doğru gelmiş olabilir. çünkü muadili erkek yazarların, düşünürlerin cinsiyetlerine göre tanımlanması gibi bir durum yok. o zaman neden kadında olsun ki?

    benimki tahmin tabii. gerçekler kitap kapaklarının arkasında gizli.

    not iki: yazdıklarıma şöyle bir baktım da kaf dağının ardından masallar gibi geldi birden. kadınların özgürleştirilmesi adı altında, erkeğin cinsel iştahına göre oluşturulmuş ve ayarlanmış gelenekler bütününü öven insanlarla uğraştığımızı hatırladım birden. ya havalar çok sıcak ve bunaltıcı ya da ben daralıyorum mütemadiyen.
  • psikanaliz, edebiyat ve felsefeyi bir araya getiren çalışmalara imza atmıştır.

    derrida dışında, freud ve lacon etkisi de taşıyan bu feminist akademisyenin, 'réve je te dis' özgün adlı rüya dedim sana'da reel-irreel arası gel-gitlerle feminist gözlem ve eleştiriyi görüp yaşarız.

    kitaptaki, özellikle "heidegger'le bir akşam", "oran'a gitmek için böyle bir arzu" ile "libération caddesi" gibi metinlerin satır aralarına sarkan düşence temelli yaklaşımları önemlidir.

    james joyce hakkındaki kitabı, avrupa'nın ilk kadın araştırmaları merkezi'ni kurması, blanchot, bachmann, kafka ve thomas bernhard gibi birçok önemli yazar hakkında monografi yazması gibi önemli faaliyetlere imza atmıştır.
  • 20. yüzyıl fransız düşüncesinde cezayir ve cezayir bağımsızlık savaşının ayrıcalıklı bir yeri var. jean paul sartre, althusser, bourdieu, jacques derrida ve jean-françois lyotard gibi cixous da bu cezayir bağlamından geçenlerden.
    post-yapısalcılığın politik bir bağlamı varsa bunu cezayirli bir fransız yahudi kızı olarak büyümenin nasıl bir şey olduğunu, bu bağlamın hakkını vererek derrida’nın gelecek olan demokrasisinden (democracy to come), dostluk siyasetinden (politics of friendship), marx’ın hayaletleri’nden (spectres de marx), ernesto laclau’nun hegemonya siyaseti ve radikal demokrasi'sinden önceleri anlatmış.

    “her şeyi bu ilk manzaradan öğrendim: beyaz (fransız), üstün, zenginerkine dayanan, uygar dünyanın, iktidarını proleterler, göçmen işçiler, ‘doğru’ renkten olmayan azınlıklar gibi aniden ‘görünmez’ hale gelen kitleyi bastırmanın üzerine inşa ettiğini gördüm. kadınlar. insanlar olarak görünmeyenler. fakat elbette aletler olarak algılanan – pis, aptal, tembel, sinsi vb. - kadınlar. yok edici diyalektik bir büyünün yardımıyla. büyük, soylu, ‘ileri’ ülkelerin kendilerini, ‘yabancı’ olanı kovarak kurduklarını gördüm; yol vererek değil dışlayarak; köleleştirerek. bu tarihin beylik bir jesti: iki adet ırk olmak zorunda – efendiler ve köleler… nedir ‘öteki’?... benden kaçar ‘öteki’. o bir başka yerdedir, dışarıda: mutlak surette öteki. o yola gelmez… o, aynının ‘kendi’ ötekisini yönettiği, onu adlandırdığı, tanımladığı ve görevlendirdiği hiyerarşik biçimde örgütlenmiş bir ilişkinin içindedir… bir ‘şahsın’ bir ‘hiç kimse’ye, ‘öteki’ konumuna indirgenmesi – ırkçılığın merhametsiz kumpası. bir ‘öteki’ olmak zorunda – kölesiz efendi olmaz, sömürü olmadan iktisadi-siyasi iktidar, sabana koşulmuş öküzler olmadan hakim sınıflar, siyahiler olmadan ‘fransızlar’, yahudiler olmadan naziler, dışlama olmadan mülkiyet olmaz – sınırları olan ve diyalektiğin parçası olan bir dışlama.”*

    *helene cixous, catherine clement, the newly born woman, university of minnesota press, 1986, s. 70-71.
  • kristeva ve irigaray ile birlikte fransız post-yapısalcı feministlerin en önemli ve bilinen üçlülerinden biri.

    helene cixous'nun, karşıtlıklara ve sıradüzenlere dayalı her türden ikilikçi düşünce biçimlerine karşı olan tavrı ve bedene yönelik dişi yazı uygulamasına verdiği onay, onun yaklaşımını temel karakteristikleridir. dişil yazını zengin ve çok sesli bir yazın olarak gören cixous, dişil libido ile dişil yazın arasında bir paralellik kurar; ataerkil düzenle ancak dişil yazın sayesinde mücadele edilebileceğine inanır.

    cixous, bir denemesinde, batı düşüncesini yapılandırdığını, onun siyasal uygulamalarını yönettiğini ileri sürdüğü sıradüzensel bir karşıtlıklar kümesi tanımlar. kültür/doğa, kafa/kalp, biçim/madde, konuşma/yazma gibi bir takım karşıtlıkları ortaya getirir ve bu karşıtlıkları "erkek" ile "kadın" arasındaki karşıtlıklarla ilişkilendirir. karşıtlıklarda yer alan terimlerden birinin daima diğerine göre daha üstün tutulduğunu belirtir. bununla beraber daima karşıtlıktaki terimlerden birinin bastırılmasına dayanan her kavram çifti, aralarındaki şiddetli çatışmaya bağlı olarak birbirine kenetlenmiştir. doğa olmadan kültür anlamsızdır; buna rağmen kültür hiç durmadan doğayı değillemek için savaş verir. eşit olmayan iktidarın ikicilikçi yapısına diğer bir örnek sömürgeciliktir: arap halkının fransızlar tarafından hor görülmesi, fransızlar için kaçınılmazdı.

    cixous'a göre diyalektik yapılar aynı zamanda öznelliğin biçimlenişi dolayısıyla cinsel ayrım üstünde baskı kurar. cixous bunu göstermek amacıyla hegel'in efendi/köle ilişkisini kullanır. bu öyküde öznenin, kendinden ayrı olarak gördüğü bir birey, bir öteki tarafından tanınmaya gereksinimi vardır. bununla beraber özne bu tanımayı, özbilginin kesinliğine dönebilmek için, doğrudan doğruya kendisine verilen bir gözdağı olarak deneyimler ve öteki derhal baskı altına alınır. bu modeli kadın/erkek karşıtlığına uygularsak, ataerkil bir toplumda kadın, kimliğinin oluşumu ve fark edilişi bakımından hemen hep öteki olarak temsil edilir, ama bu kimliğe sürekli bir göz dağı verilmesi söz konusudur. böylelikle cinsel ayrımın, ancak ayrım ile ötekiliğin bastırılması yoluyla hoş görüldüğü bir iktidar yapısına kapatılır. hegel'ci diyalektik hareket birbirine karşıt iki terim arasındaki iktidar eşitsizliğine dayanır. ünlü "uyuyan güzel" öyküsü bunun güzel bir örneğidir. kadın bir erkek tarafından öpülünceye dek olumsuz bir öznelliğe sahip uyuyan bir insan olarak simgelenir. öpücük kadına yaşam verir. gelgelelim bu öpücük 'prens'in arzusu karşısında kadını doğrudan doğruya ikincil konuma düşürür.

    cixous, kadını fallusun üstün konumuna mahkum etmelerinden dolayı gerek freud'cu gerekse lacan'cı cinsel ayrım örnekçelerini reddeder. bunların yerine, cinsel ayrımın yadsınması olarak değil; çok sesliliğin, erilliğin ve dişilliğin birey öznedeki aynı anda bulunuşu olanağından, bireyin içindeki dişiliğin canlı bir fark edilişi anlamında kullandığı çift-cinsiyet olanağından söz eder.

    cixous için yazı, sıradüzensel olarak düzenlenmemiş bu tür bir çift-cinsiyet araştırması için ayrıcalıklı bir uzamdır. cixous, çift-cinsiyeti somutlaştıran, kadının çıkarlarını gözeten bir yazı biçimininin üretilmesine bel bağlar. cixous'nun görüşünde kadınların bedenleriyle yaşadıkları ilişkiler kültürel olarak belirlenmiştir. kültürelin kadınlar için ayrı erkekler için ayrı düzenlendiğine ve kültüreli yeniden biçimlendiren yazma ediminin kadın için özel bir önemi olduğuna inanır. cixous, dişil yazının tanımlanamayacağını ileri sürer. ama söz konusu yazıya temel bir özellik yüklemekten geri kalmaz: bu özellik ise onun sese olan yakınlığıdır. konuşma, şarkıya dolayısıyla bilinç dışına yakınlığından dolayı üstün bir konumda görülür. cixous felsefi ve yazınsal söylemin çizgisel mantığını aşan müziğin birleştirici mantığını incelemek ister. ona göre konuşma kadın için güçlü bir kural bozucu edim, yazma ise dönüşüm için ayrıcalıklı bir uzamdır.

    yazıya siyasal bir strateji olarak yoğunlaşmasının cixous için özyaşamöyküsel bir değeri vardır. hem bir kadın hem de bir yahudi olarak yitirmeyi ve dışlanmayı da fazlasıyla yaşamıştır. psikanaliz kuramı temelinde kadına uygulanan baskıyı ele alan devrimci kuramlar geliştirmeye çabalayan "psikanaliz ve politika" topluluğu ile iyiden iyiye özdeşleştirmiştir kendisini. ataerkil baskının bilinçdışı yapılarıyla mücadele etmeyi isteyen topluluk üyeleri, baskı düzenini rahatsız etmek için çalışmışlardır. bu topluluk kendilerini "feminist"olarak tanımlayan topluluklara karşı saldırgandır, çünkü onları yanlızca eril iktidar yapılarına girmeyi başarmak ve onları yeniden üretmek için uğraş veren reformcu topluluklar olarak görürler.

    cixous'nun başlıca ilgilerinden birisini, birleşik ve durağan bireysel öznellik tasarımını altüst etmeye, benliğin sınırlarını çürütmeye yönelik yazma biçimleri oluşturur.

    cixous'nun diğer bir özelliği de, kurmaca metinler üretmiş olmasıdır. bu kurgular romancılığın sınırlarını bir hayli genişletmiştir: bu kurgularda karakter belirsizdir, anlatının görüş açısı dengesizdir, dilin görünen şeffaflığına meyden okunmuş, çizgisel zaman anlayışı alaşağı edilmiştir. bu metinlerde cixous kuramsal ve eleştirel çalışmalarında egemen olan pek çok konuyu inceler: öznellik, dilin maddi kökleri, dişilik, öteki ile kurulan ilişkiler, toplumsal ve öznel dönüşüm olanakları.

    cixous'nun son yazılarının bir çoğu tiyatro için yazılmıştır. tiyatro cixous'ya öznellik çözümlemelerini geliştirebileceği, anlamın bedensel köklerini araştırabileceği, bir uzam sağlamıştır. cixous tiyatroyu, şiirin hala kamusal ve törensel biçimler içerisinde yaşamını sürdürebildiği bir uzam olarak duyumsamaktadır. cixous tiyatroyu, içinde çağdaş yaşama hakim olan öznellik ve teslimiyet biçimlerine yönelttiği eleştiriyi geliştirdiği bir uzam olarak kullanır. tiyatronun, geçmişte kadını sürekli olarak nesneleştirdiğine inanır. elektra, ophelia ve cordelia'nın akıbetlerine ilişkin olarak, cixous tiyatronun, erkek kahramanlığının yansımaları olarak iş gören kadın karakterlerinin olduğu yerde, bir ayna düzlemi olarak iş gördüğünü ileri sürer. böylesi bir tiyatroda kadınlar sessiz bırakılmış, bastırılmış, bedenleri yok sayılmış ve sonunda teşhir edilmiş seviyesine yükseltilmişlerdir. cixous, tiyatronun ötekine açılma kapasitesini içermesi bakımından siyasal ve ahlaksal bir rolü olduğunu belirmiştir.

    cixious kadının batı kültürünün fallus ve logos merkezli yapısı içindeki konumuna karşı çıkar. ayrıca benzer şekilde, bedenden kaynaklanarak kadının konumunu dönüştürme önerisini getirir.

    *1960 sonrası post-yapısalcı feminizm, siyahi, 2004
  • ataerkil toplum yapısının yazıya ve dolayısıyla yazara ne kadar hakim olduğunu göstermiş, bu yapıdan (erkek egemen) bağımsız, tamamen kadına özgü bir dilin* imkansızlığına değinmiştir. kadının yazma çabası ise bir anlamda kendisinde var olmayanın* yazdığı her kelime ile ete kemiğe bürünmesidir.

    --- spoiler ---
    "the act of writing is equivalent to masculine masturbation (and so the woman who writes cuts herself a penis);or that writing is bisexual,hence neuter, which again does away with differentiation. to admit that writing is precisely working (in) the in-between, inspecting the process of the same and of the other without which nothing can live, undoing the work of death. "

    --- spoiler ---
    (bkz: the laugh of medusa)