şükela:  tümü | bugün
  • matrix'te eğitimi yarım dakika falan sürer. pilotluk hayatın bir dosya kopyalama şeridi gibi geçip gider yükleyenin önünden.
  • helikopter pilotu, sabit kanat pilotu, her ikisinin de pilotu olmak üzere pek çok pilottan teyit ettiğim üzere en zor işi yapan pilottur. egosu tavan olan ve kendisini dünyanın en iyi pilotu gören 40 yıllık kurt hocam dahi "helikopterde ppl'i zor aldım yapılacak iş değil çok zor" demiştir.
  • dünyanın en karmaşık makinasını, köpürmüş bir denizde, gemi ile senkron alçaltıp yükseltebilen adamdır.
    şöyle ki ; http://youtu.be/pqlnmdothma
  • öncelikle tanım : helikopterin uçmasını sağlayan kişi.

    helikopter pilotluğunun neden zor bir iş olduğuna gelince :

    öncelikle helikopterler uçaklardan farklı olan hava araçlarıdır. uçak; tabiatı gereği uçmak üzere dizayn edilmiştir ve olağandışı ve çok kuvvetli olaylar ile karşılaşılmadıkça veya kazma ötesi bir pilot kumandalarda olmadığı sürece uçacaktır. (bkz: aerodinamik) (bkz: uçuş mekaniği). yapısı gereği uçakların süzülme yeteneği vardır.

    helikopterler uçmaya karşı direnen bir hava araçlarıdır. havada kalabilmelerii birbiri ile ters biçimde etkileşen kuvvetlerin bir takım kumandalar (kollektif, saykılık ve pedallar) vasıtasıyla değiştirilmesi ile sağlanır. helikoptere etki eden kuvvetler ve kumandalar arasındaki mükemmel uyum ve denge bozulursa, helikopter uçamaz. ayrıca helikopterlerde süzülme yeteneği yoktur bunun yerine taş gibi düşme yeteneği vardır.

    hava araçlarının uçma karakteristikliklerindeki farklılıklardan dolayı helikopter pilotluğu, uçak pilotluğundan daha zordur.genellikle uçak pilotları açık fikirli ve rahat adamlarken, helikopter pilotları karamsar ve tedirgin yapıdadır. helikopter pilotlarını uçak pilotlarından ayıran bir diğer özellikle de kötü olayları çok daha iyi tahmin edebilmeleridir.

    kısaca dünyanın en zor işidir belki de helikopter pilotluğu.

    --- spoiler ---

    hakan evrensel'in güneydoğudan öyküler kitabından :

    uçmanın bir meydan okuma olduğunu onlar’dan öğrendim. "uçmak yerçekimine karşi çikmaktir. uçmak dogaya isyan etmektir" dediler.

    pilotların, doğaya ve doğala meydan okuduklarını gördüm. ağır hareketlerine, telaşsızlıklarına imrendim. onların, hızı havadayken sevdiklerini anlayamadım. sakinliklerini kıskandım. altlarındaki metal yığınının hantallığının onlar’ın tüm aşırılıklarını törpülediğini kavradım.

    dağları, dereleri, tepeleri aşağılarcasına uçarken gözlemeye çalıştım onlar’ı. yüreklerinden geçen bin bir duygu selini öğrenebilmek için çırpındım. ama olmadı. sepette uçmakla, uçurmak arasındaki kilometrelerce yolu aşamadım. kendimi, bir kartalın pençesindeki fare gibi hissettim. yerde de uçar gibi yürümelerine, konuşmalarına boyun eğdim.

    on dakika sonra terden sırılsıklam hale gelecek uçuş tulumunu pırıl pırıl halde giyerlerken kaderleriyle dalga geçtiklerini gördüm. rugan ayakkabılarını, uçuş aletlerine göstermek için ayna gibi parlatmadı onlar. ellerindeki levyeye, önlerindeki onlarca göstergeye güzel gözüksün diye sinekkaydı tıraş olmadı onlar. onlar ölüme giderken, çirkin suratlı azrail’e meydan okumak için böyleydiler.

    çok pilot tanıdım. çatışmanın tam ortasından yaralı alan, ayakları kadar genişlikte bir yere inip cephane taşıyan helikopterler gördüm. bir roketle vurulduktan sonra, önündeki cama, başındaki kaskına sıçrayan kan lekeleriyle uçmaya devam edenleri duydum. pilot arkadaşının cenazesini taşıyan pilotları dinledim.

    uçmanın özgürlük olduğunu, bağımsızlık olduğunu dinledim onlar’dan. üç galon benzin, iki galon yağ ve birkaç metal parçasının insan ruhunda yarattığı fırtınaları anlayabilmek için gereken tek şeyin, uçma yeteneği olduğunu öğrendim.

    her çocuk gibi pilot olmak istedim. rüyalarımda mavi göklerde uçtum, uçak maketleri yaptım, kuşların kanatlarını, gagalarını inceledim. ama olamadım. pilot olmak için, gerçek bir pilot olabilmek için, bu yeteneğin doğuştan insan benliğine yerleşmiş olması gerektiğini öğrendim.

    uğraştım, didindim ama pilotları anlatan bir öykü yazamadım. bülent’i, sedat’ı, önder’i, ferruh’u, oğuz’u yazayım dedim, beceremedim. gökyüzüne yazdıkları öykülerini kaleme alıp, kağıda dökemedim. sonunda, onların öykülerinin, yazılabilecek kadar sıradan olmadığını anladım.

    --- spoiler ---

    p.s. : matrix'deki trinity'nin öğrendiği gibi iki dakikada helikopter pilotu olunmaz. zaten trinity'ye ab-212 yi yüklerken bir hata olmuş sanırım. yeni gelinin sarıldığı gibi iki elle saykılık tutulmaz.
  • şırnak 23. jandarma sınır tümen komutanlığı'nda bu mesleği icra eden iki tane bayan var. bir tanesi kızıl saçlı. ikisi de yüzbaşı sanırım.

    zamanında askerlik yaptığım yere asker sevkiyatı için helikopter indirmişlerdi. kadın hem helikopter kullanıyor hem de kızıl. bizim santralci koordinat verirken ''kes, kes!'' diye terslemişti bi tanesi bir de. böyle bir kadın profilini canlı canlı görmek ruhumda derin yaralar açmıştı. allahım bu bir rüya, bir serap falan diye kendime gelmemiştim iki ay.
  • ip cambazı yapacağı bir hatanın bedelini en fazla kendi canıyla öderken, bu mübarek amcalar modeline göre 127 kişinin canıyla ödeyebilir.
  • türkiye de sadece kara havacılık okulu güvercinlik te yetiştirilen, çok zor şartlarda geçirilen 1 senelik kurs sonrası pilot brövesi takma hakkını kazanan, en sert şartlarda muharebe, arama kurtarma ve diğer destek faaliyetlerini yerine getiren yürekli, bilekli ve çok fedakar mütevazı kahramanlardır
  • olmak için aylardır gece gündüz çalıştığım hede. sonunda buraya mutlu bir edit koyacağım günü iple çekiyorum.

    (bkz: motivasyon)