şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: hells angels)
  • 1930 tarihli howard hughes filmi.

    ben hep howard hawks ile karıştırırım kendisini. karıştırma değil de kafamda "tamam bunun soyadı hawks ama uçma sevdalısı olan hughes" şeklinde bir sağlamasını yaparım her seferinde. hughes'un yönetmenliği hawks ile kıyaslanmaz elbette. hatta hawks'ın yanında hughes'a yönetmen bile diyemeyiz. evet film yönettiği olmuştur ama bu onu yönetmen yapmaz. onunki sadece bir tutku. ama sonsuz bir tutku. sinema ve uçmak üzerine.

    filmin 1. dünya savaşında geçiyor olmasından dolayı aviator'da şöyle bir laf geçiyordu: "büyük savaş bile bu kadar pahalıya mal olmadı." filmin maliyetini çok güzel anlatan bir söz. en pahalı filmler listesinde adı hiç geçmiyor belki ama gelmiş geçmiş en maliyetli film hell's angels'tır bence. özellikle pahalı değil de maliyetli lafını kullanıyorum çünkü film sadece o kadar paraya değil aynı zamanda bir çok cana da mal olmuş. bazı şeyler ancak bazı dönemlerde mümkün olur. tıpkı bu film gibi. böyle bir filmin bir daha çekilmesi mümkün değil. aynı hughes'ın sinemacılığı gibi bu film de sadece bir film değil çünkü. bir tutku. hughes'ın oyuncaklarından sadece biri. erkekler her zaman oyun oynamayı sever. yaşça büyüdüklerinde sadece oyuncakları değişir biraz, daha pahalı oyuncaklarla oynarlar artık.

    filmin savaşla olan münasebetine gelirsek, orada hava biraz puslu. filmin kahramanlarından monte'nin, tam da iki dünya savaşının arasında bir yerde çekilmiş bu filmde attığı öyle bir "savaş nedir? kahramanlık nedir? vatanseverlik nedir?" tiratı var ki, filmdekiler gibi siz de suspus olup kalıyorsunuz izlerken. insanlığın ilk savaştan sonra öğrendiği acı tecrübeleri unutması sadece yirmi senesini almış. insan doğar, büyür ve unutur. aslına bakarsanız savaş hiç bitmemiş zaten. ben bir bakıma "devre arası" olarak görürüm iki savaş arasındaki bu süreyi. "ulan geberdik, az dinlenelim" denmiş sanki. yeni bir kuşak yetiştirilip kalınan yerden tekrar başlanmış.

    lakin bu tiratın aksine hell's angels görünürde tam bir kahramanlık filmi. tam bir vatanseverlik filmi. ama bu biraz da sizin ne görmek istediğinize bağlı. çünkü mevzubahis vatanseverlik ve kahramanlıksa filmdeki en vatansever kişiler hiç kuşkusuz almanlar. belki de bu şekilde bize vatanseverliğin ne tür uç örneklere yol açabileceği anlatılmak istenmiş. dediğim gibi; göreceğiniz, ne görmek istediğinize bağlı. filmdeki almanların hepsi çılgın bir vatansever. "ah şu çılgın almanlar" gibi. bir tanesi hariç. ne garip bir tesadüftür ki, o da oxford'da eğitim görürken ülkesine dönüp savaşa katılmak zorunda kalan ve tam bir ingiliz beyefendisi kalıbında olan alman askeri karl.

    belki de şartlar buna zorlamış olmalı howard'ı. filmin akıbeti için tüm bu savaş karşıtlığına rağmen filmi göreceli bir savaş kahramanlığına ve vatanseverlik aşkına bağlamıştır belki de. çok uzak bir örnek olacak ama ahmet kaya'nın ilk kasetlerinin içine toplatılma ihtimaline karşı hep bir tane, numunelik bir kahramanlık şarkısı koyması geldi aklıma. kurtuluş savaşı destanı ve sivastopol gibi. uzak ama alakasız bir örnek değil bence. yeri geldiğinde hughes'tan kaya'ya geçiş yapabilen bir insanım.

    filmi izlemeyi düşünürseniz öncesinde mutlaka ama mutlaka the aviator'u izleyin. zaten izlemişseniz bile ilk yarım saatini veya 45 dakikasını illa ki bir daha izleyin. filme bambaşka bir gözle bakacaksınız ondan sonra. daha bir farkında olacaksınız her şeyin. farkındalık her zaman kötü bir şey değil. "lan 3 saatlik filmi kim izleyecek şimdi" diyen canı tez dostlar, tamam siz de bahsettiğim o ilk kısmı izleyin. gerisini bu filmi bitirdikten sonra zaten kendiniz izlemek isteyeceksiniz. bakın size de çok güzel alternatif bir reçete yazdım. hatta orijinalinden bile iyi oldu. çok şanslısınız yemin içerim.

    -the end-