şükela:  tümü | bugün
  • olması gerekendir. esasında damarlarındaki türk kanı bozulmamış her birey böyledir. ama gel gör ki çeşitli sebeplerle kanı bozulup uç fikirlere kayan bazı tipler ya sadece atatürk'ü seven ya da sadece osmanlı'yı seven homo erectuslara dönüşüyorlar. umarım gelecek nesillerde bu tarz homo erectusların sayısı olabildiğince az olur.
  • (bkz: ekşi sözlük'te bölücülük ve orospu çocukluğu nasıl yapılır?)
  • osmanlı dahil eski türk devletlerinin hepsini seviyorum . çok eski bir tarihimiz var.
    her imparatorluğun bir sonu var. roma, pers ,bizans, rus çarlığı. v.b.
    bu yıkılan imparatorluklardan o dönemin etkilerine göre kimisi sosyalizmi, kimisi cumhuriyeti seçmiş.
    şu anda cumhuriyet turkiyesinde yaşıyoruz ve sonuna kadar sahip çıkmalıyız.
  • atatürkçülüğün osmanlı düşmanlığı
    olduğunu sanan hain düşünceyle bezenmiş
    zihniyet yumurtlaması.
    baban tecavüzcüyse 'olsun, hala babamdır' diye
    susarsan olacağı budur.
    millet canıyla uğraşırken,
    haremiyle sarayda kahve yudumlayıp
    burnuna çevrilmiş destroyerlerin namlusuna
    utanmadan bakıp bakıp
    önüne konulan evrakları imzalayacağına
    (ki o evraklardan biri atatürk'ün idamıdır)
    ankara'ya gizlice geçip vatan yolunda savaşanlara
    cesaret vereceğine ,
    bırak cesareti savaşan kuvay-ı milliyenin belini kırmak için
    düzce'de anzavur ayaklanması için bildiri hazırlatıp
    ülkesini işgal eden ingilizin gemisine binip kaçan
    osmanlı hanedanının başı dirayetsiz, korkak vahidettin efendiyi seviyorsan
    git konuş bence.
  • osmanlı devletini kuran, başlangıcından sonuna kadar her türlü zahmetini, eziyetini çekip, uğrunda can verip kan akıtarak, her türlü maddî ve manevî fedakârlıklarla asırlarca onu omzundan taşıyan, zaferlerin gerçek sahibi, yenilgili ve hicranlı günlerin masum ve mazlum tebaası özbe öz türk halkıdır.

    ne var ki aynı sözleri, padişahların büyük çoğunluğu, sadrazamların, vezir, ümera ve ulemanın, saray ve enderun aristokrasisinin, kapıkulu taifesinin pek büyük bir çoğunluğu için söylemek mümkün değildir. bu tanıma giren zümrede hiç bir gün ve zaman “türklük” ruhu ve mensubiyet duygusu belirmemiş, ifade olunmamıştır. özellikle fatih'ten sonra ben türküm diyen bir padişah sesi duyulmamıştır. bu aristokrat zümre türk halkını yalnız can, kan ve mal vergileri için hatırlamışlar, onun dışında türk olmayı bir hakaret, aşağılama ve utanç vesilesi saymışlardır.

    osmanlı idaresinde türk halkı, bir “millet ruhu ve şuuru” ile beslenmemiş, arapların imtiyazlı bulunduğu, bir “ümmet” kişiliksizliğinde eriyip gitmiştir.

    yavuz sultan selim’in halifeliği devraldığı 1517'den itibaren araplar, osmanlı imparatorluğu’nun göz bebeği sayılmışlardır. peygamber’in arap olması nedeni ile islam dinine olan derin saygı ve bağlılığın bir işareti olarak arap kavmine “kavm-i necip” (asil kavim), araplara da “nesl-i necip” denilmiştir. daima devletin has ve öz evladı olan türklerin önünde ve baş üstünde taşınmışlar, askerlik ve vergiden muaf tutulmuşlardır. bütün osmanlı hayatı boyunca arapların bu üstün ve gözde durumları devam etmiştir.

    abdülhamit geleneksel osmanlı zihniyet ve siyasetini daha belirgin bir hale getirerek, araplara son derece yakınlık gösteren ve güven duyan bir tutum göstermiştir. sadaret makamına getirdiği tunuslu hayreddin paşa, arap olmakla beraber, arap kültürüyle yetiştiği için türkçe bilmezdi. saraydan kendisine yazılan yazılar arapça yazılır, türkçe'ye tercüme edilirdi. devletin resmi dilinin bile arapça'ya çevrilmesi düşünülmüş mukavemet görülünce vazgeçilmişti. devlet yıllıklarında imparatorluğun vilayetlerinin sıralamasında edirne ilinden başlanılmakta iken, abdülhamit hicaz vilayetini başa geçirmiş, arkasından bütün arap vilayetleri, birinci sınıf vilayetler sayılmış ,buraların valilerine diğerlerinden farklı ve daha fazla maaş verilmiştir.

    bu konuda hüsnü merdanlıoğlu’nun atatürkçü düşünce'nin evrenselliği adlı eserinde yazdıkları çok ilgintir; “bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. hanedan da bu kan yabancılığı osmanlı imparatorluğu'nun son padişahına kadar devam etti. henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede, “türk iti şehre gelince farsice ürür!” denilmektedir.

    yine bir osmanlı şairi olan nefî ise “tanrı, türke irfan çeşmesini yasaklamıştır” demiştir.

    divan-ı hümayun yazarlarından hafız ahmet çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde “babanda olsa türkü öldür” nakaratını kullanmakta,

    “sakın türkü insan sanma
    bir an bile olsa türkle birlikte olma.
    türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.
    türkün başını keserken sakın gam yeme.
    baban da olsa türkü öldür.”

    fatih sultan mehmet bile, otlukbeli savaşından dönerken, elinde bıçak olan birisine ne yaptığını sorduğunda öldürülen türkmenlerin kulaklarını keserek küpelerini topladığını öğrenmiş ve “işine devam et” demiştir.

    hırvat kökenli sadrazam kuyucu murat paşa döneminde, 155 bin türkmen doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuştur. aman diyen insanlara kuyucu'nun yanıtı, “vurun şu pis türkün başını” olmuştur. cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren kuyucu murat, osmanlı’nın yetkilisi, öldürülen çocukta anadolu’nun evladıdır. osmanlı tarihçisi naima, tarihinde türkler için, “nadan (kaba türk), etrak-ı bi idrak (anlayış yoksunu türk) ve hilekâr türk” ifadelerini kullanmaktadır.

    1912 yılında sebilürreşat dergisi’nde çıkan bir yazıda “türk” kelimesinin kullanılması, dinsizlik, kafirlik sayılıyordu. “türk hükümeti”, “türk ordusu”, “türk ülkesi” deyimlerinin osmanlı halkı üzerinde rahatsızlık yarattığı biliniyordu. 1913 tarihli “mecmuai ebuzziya” dergisi’nin 94. sayısında:

    “bizim türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. bizler, yani türkler, müslümanlık içinde erimişizdir. türk falan değil, sadece müslümanız denilmektedir. üniversitede profesörlük de yapmış olan ahmet naim, 1913 yılında yazdığı “islamda davai kavmiye” adlı kitabında, türke karşı savaş açılmış ve “türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine ihtiyaç yok, gerekli olan şeriatı öğrenmektir” demiştir. 1919-1920 yıllarında şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan mustafa sabri efendi ise türke türklük benliğini vermek isteyenlere “soysuzlar” yakıştırmasında bulunmuştur.

    istanbul alındıktan sonra osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları türke kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği enderun okullarına türkler alınmamışlardır.

    isterseniz biraz da görgü tanıklarından dinleyelim: falih rıfkı atay, “batış yılları” adlı eserinde şunları yazıyor; “kendime ilk defa ne zaman türk dediğimi hatırlamıyorum. bizim çocukluğumuzda türk kaba ve yabanî demekti. islam ümmetinden ve ‘osmanlı’ idik. ilmihallerde baş dersimiz ‘din ile milliyetin bir olduğunu öğrenmekti.”

    vatan sözü yasaktı. onu ben büyüyüp de namık kemal'i okuduğum günlerde kitapta gördüm. kulağımla ancak meşrutiyette duydum. padişah kulları idik. okul çıkışlarında sıraya girer, “padişahım çok yaşa diye bağırırdık.”

    beyoğlu’nda yan sokakların çoğunun adı fransızcadır ve fransızca yazılmıştır. büyük kulüp’ün adı “cerlced orient”tir. dili fransızcadır. “karşı” türklerinin de türkçe konuştukları pek duyulmaz. bu tanzimat tipi “batılı” ile bugünkü batılı türk arasında hiç bir benzerlik aramayınız. o türklüğünden utanan, türklüğünü saklayan bir alfrangadır. bir göbek, çoğu iki, nihayet üç göbek öncesi anadolu’nun bir kasaba veya köyünden çıkan bu türkler, saraya yahut babıali’ye çıkınca ilk şileri soylarını da, soyadlarını da unutmak olur. okullarda arapa arap, arnavuta arnavut, ruma rum fakat kendimize osmanlı derdik.

    şimdide ziya gökalp'e kulak verelim; “bu milletin yakın zaman kadar kendisine mahsus bir adı bile yoktu. tanzimatçılar ona, “sen yalnız osmanlısın. sakın başka milletlere bakarak sen de millî bir ad isteme. millî bir ad istediğin dakikada osmanlı imparatorluğu’nun yıkılmasına sebep olursun” demişlerdi. zavallı türk, vatanımı kaybederim korkusu ile “vallahi türk değilim. osmanlılıktan başka hiçbir içtimai zümreye mensup değilim” demeye mecbur edilmişti.(türkçülüğün esasları, syf. 34)

    bir de şair fuzûlî’nin bir şiirinin son mısrasında neler dediğine bir bakalım:

    “fuzûlî gökten yere insen san yer yok
    yürü var gel, ya araptan, ya acemden”

    1880 yılında ahmet vefik paşa bursa valisi iken ilçeleri teftişe çıkar. bursa o zaman imparatorluğun türlü yörelerinden gelmiş olan göçmenlerin iskan edildiği bir bölgedir. paşa uğradığı bir ilçede, halkla sohbet ederken etnik kökenleri soruyor; aldığı cevaplar, konuştuklarının çerkez, arnavut, boşnak, gürcü v.b olduğunu gösteriyor. sorduğu soruya utanarak, cevap vermek istemeyen bir ihtiyara “hangi milletten” olduğunu ısrarla söyletmek isteyince, o bir kabahat ifşa edermiş gibi ürkek, titrek bir sesle “ben türküm efendim” diyor. bunun üzerine paşa, “niçin sıkılıyor, saklıyorsun? türk olmak kabahat mi? bak ben de türküm” diyor. o titrek ihtiyar birden canlanarak, “sahi sen de türk müsün? demek türkten paşa da oluyormuş ha” diyince sevinçle karışık hayret ifade edince, vefik paşa; “paşa da kim oluyormuş, padişah da türk, padişah” diye haykırıyor. sonra imparatorluğun iki dertli ihtiyarı, sakallarını ıslatan yaşlar birbirine karışarak sarılıp, türkün hazin kaderi için ağlaşıyorlar. (türk ve türklük, tse, syf. 238; necip mirkelamoğlu)

    birinci dünya savaşı sırasında yakup kadri yurtdışındadır. onun satırlarından aynen alıntı yapıyoruz. “bir mayıs sonu ya da haziran başı idi. bağımsız fakat bütün kalbi ile ittifak devlerinin zaferini kutlayan bir avrupa şehrinde, başım eğik, gözlerim yaşlı dolaşıyordum. yüreğimde derin bir uçurum, kafam bir cehennemdir. gün geçmiyor ki bir mağazada, bir lokantada türk olduğum anlaşılınca acı bir alay edilme veya ağır bir hareketle karşılaşmayayım. lakabımız “makak”tı, (bir çeşit şempanze maymunu türü) gönül verdiğimiz genç kızlar, türklüğümüzü sezince bizden iğrenip kaçıyordu. işte o şehrin bu cehhennem atmosferi içinde, bir gün, yılgın-çekingen dolaşırken, gözlerim ansızın, bir gazete satıcısının sergisinde, bir sürü gazete adı ve başlıkları arasında, iri harflerle dizilmiş şu satırlara ilişiverdi; “bir türk generali itilaf kuvvetlerine karşı yeniden harbe hazırlanıyor.” titreyerek gazeteyi aldım. yürürken, okuyorum; “mustafa kemal paşa isminde bir türk generali.” (yakup kadri karaosmanoğlu, atatürk 1971, syf. 24, 25)

    yazımıza ulu önder gazi mustafa kemal atatürk’ün bir hatırası ile son verelim; “şair mehmet emin yurdakul’un ilk def, manastır askeri idadisi'nde öğrenci iken okuduğum, “ben bir türküm, dinim, cinsim uludur” mısrası ile başlayan manzumesinde, bana ilk gençliğimin gururunu tattıran, ilk manayı bulmuştum. fakat ben asıl, orduya ilk katıldığım günlerde, bir arap binbaşı’nın kavm-i necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın” diye tokatladığı bir anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında türklük şuuruna erdim. onda gördüm ve kuvvetle duydum. ondan sonra türklük benim derin kaynağım, en derin övünç menbaım oldu. benim hayatta yegane fahrî servetim, türklükten başka bir şey değildir. (türk ve türklük, tse, syf. 19)

    kaynakça:

    *atatürkçü düşüncede ve uygulamada din ve laiklik-necip mirkelamoğlu

    *atatürkçü düşüncenin evrenselliği-hüsnü merdanlıoğlu

    *sebilürreşat dergisi (1912)

    osmanlı’da türk düşmanlığı
  • benimdir.

    aslında her türk vatandaşının olması gerekendir.

    600 küsur yıl hüküm sürmüş, içinden nice sultanlar, komutanlar, düşünürler, bilim adamları, şairler, vs. çıkarmış ecdadımızı neden sevmeyelim ki.

    hatalar yaptı diye kaldırıp çöpe mi atalım, yok mu sayalım?

    hunlar ile göktürkler ile nasıl gurur duyuyorsam, osmanlı ile de gurur duyuyorum.

    kimisi çin entrikalarından yıkıldı, kimisi taht kavgasından parçalandı, moğollar saldırdı, avrupa devletleri saldırdı, kavimler iteklendi, vs. tek osmanlı mı yıkıldı?

    koskoca roma imparatorluğu yıkıldı, italyanlar yok mu saydılar roma'yı?

    yapmamız gereken hatalarından ders çıkarıp yola devam etmek.
  • (bkz: #83181541) entrydeki arkadaş gibi düşünüyorum. diğer türk devletlerine de saygı duyarım. birini seversen diğerini sevemezsin mantığını ilk kim attı bilmiyorum ama sağlam küfür hakediyor
  • atatürk bir osmanlı genaralidir. sizce o osmanlıdan nefret ettigi için mi asker oldu . nefret ettigi için mi onca savaşa girdi ? birşeyi severken ötekileştirerek veya kutuplaşarak sevmemek gerek . önce bilmek gerek.
  • atatürk'ün osmanlı okullarında yetiştirilmiş vatansever bir subay olduğunu bilendir.

    atatürk bir osmanlı subayı olarak, sultanının emirlerini sonuna kadar dinlemiştir. hizmet ettiği devletin yıkılması pahasına, vatanını kurtarmıştır. yeni bir devlet kurmuştur.