şükela:  tümü | bugün
  • türkiye'nin "asya ila avrupa'nın arasında bir köprü görevi gördüğü" klişesinin oryantalist meali.
  • bulunmaz nimettir. uçlarda değil, ortada olmaktır. herkesi anlayabilme, empati kurabilme fırsatıdır.
  • her iki kültürü de özümseyip bu iki kültürdeki önemli değerleri yaşama entegre edebilmektir.
  • her iki tarafi da anlayabilmek, iki tarafin kültürel degerlerinden de zevk alabilmek, hem doguda hem batida hayatini idame ettirebilmek, herkesle ufak tefek ortak paydalarda bulusabilmektir.

    diger taraftan, sadece senin gibilerin tam olarak seni anlamasi, kimseden olmamak, hep öteki olmaktir da. hep diger tarafini özlemek, mütemadiyen bir seylerin eksik kalmasidir. ancak aitlik ihtiyaci duymayan insan ve milletlerin mutlu mesut kabullenebilecegi bir haldir.

    ama yine de, türkiye gibi, tek bir bünyede birbirinden farkli bircok rengi bulundurmak da tipki oryantal tinilar tasiyan bir blues sarki, comparsita ile baslayip kasap havasi ile devam eden bir dügün, hem kebabin hem zeytinyaglilarin hem de tahinli tatlilarin oldugu bir sofra, chanel takimini oya islemeli bir fular ile tamamlamis is kadini gibi hicbirseyle kiyaslanamaz ve herkesin de anlayamayacagi bir zenginliktir.
  • dogulular tarafindan batili oldugun icin, batililar tarafindan dogulu oldugun icin dislanmaktir.
  • bunu en iyi malatyalılar ve sivaslılar bilir.
  • şöyle basit bir olayla izah edeceğim olaydır.
    minik efecik - bir yakınımızın oğlu- ankara tevfik fikret lisesi'nin anaokuluna kaydolur.
    kendisini yozgatlı bir bakıcı teyzemiz büyütmüştür.
    efe'yle karşılaşıldığında şöyle denir:
    -efecim aferin sana. okula başlamışsın. çok güzel bir okula gidiyorsun. neler öğrendin bakalım?
    - bonjour deyoz!
  • hey'etimde müttefik mağrıbla maşrık, veçhe yok;
    gayr-i mer'î zerrede bin âftâbım var benim!

    (bkz: neyzen tevfik)
  • seçim dönemlerde bütün türkiye’nin hemşehrisi olduğunu iddia eden siyasetçileri hatırlatır. entelektüel karşılığı kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorumdur.