şükela:  tümü | bugün
  • doyumsuz olmak... insan olmanin sebep oldugu bisey...
  • (bkz: ask for more)
  • nesne, durum ya da olaylarin sonuclari, elde edilmislikleri ve bulunduklari duzey baglaminda yuksege, fazlaya, buyuge ve belki de asiriya yakinsayan tutum.

    bu tutum, aslen etigin alanina girer ve ozellikle "deger problemi"nin sorunudur. lakin iktisat da temelde etikle icice oldugundan oturu -en azindan olmasi gerektiginden oturu- soylem, iktisadi bir analiz yardimiyla aciklanabilir. (bkz: iktisatta deger teorisi)

    oncelikle bu tavrin iktisadi bir cozumlemesini yapalim: daha fazlasini isteme edimi su hipotezden yola cikar: daha fazla daha iyidir. (bkz: more is better) neoklasik mikroiktisadin (bkz: neoklasik iktisat) en onemli aksiyomlarindan olan bu varsayim aslinda basit bir varsayimsal aksiyom olmaktan ote icten ice bir dunya gorusunun altini cizer. bir bakima sinirsiz insan ihtiyaclari-sinirli kaynaklar problemi ile daraltilmis olan pozitivist ve subjektif deger anlayisini oven marjinal okulun (burjuva iktisadinin), dehumanize edilmis bir iktisat anlayisinin, yasami bir masturbasyon sureci, insani da dunyaya zevk almaya gelmis bir tuketici olarak goren tutumun kacinilmaz yansimasidir. yasami anlamli kilan tek eylemin tuketmek, bu baglamda da sahip olmak olarak goren kapitalizmin, mallara tapan insanlar dusturu cok da sasirtici degildir. (kapitalizmin her duygu ve edimi metalastirmasindan oturu her nesne, eylem, hatta kisi bu rituele konudur) (bkz: commodity fetishism). insan dogasini (insani oz) yadsiyan bu iktisat anlayisi, karl polanyi'nin de belirttigi gibi insanin hayvani yanini ortaya cikarmistir. bu acidan daha fazlasini istemek edimi doyumsuz insan varsayimini guclendirir.

    kanimca 'hep daha fazlasini istemek', kapitalizmle ortaya cikmamis; ama bu sistemin yardimiyla yayginlasmis ve kabul gormustur. ana cikis noktasi, ozel mulkiyet kavramidir. sahiplik duygusu, bencillikle kolkola girdiginde ve ozellikle, cemaatten (bkz: gemeinschaft) kopulup cemiyete (bkz: gesellschaft) donusen bir sosyal duzende, birey kavrami ortaya ciktiginda, hepsi bir yana tum iktisadi yapi sistemli ve ego-merkezli bir politika guttugunde, akil ve akilci davranis ovuldugunde daha fazlasini isteyen bireylerin ortaya cikmasi, dahasi bu tavrin tum sosyal, ekonomik iliskilerde, kulturel urunlerde boy gostermesi kacinilmaz olacaktir.

    yasadigimiz cagda -en kotumser ifadeyle- "tum" sosyal iliskiler az ya da cok bu istek dogrultusunda ilerlemektedir. carsidan, pazardan bir sey satin alirken, sevdiginizden bir sey talep ederken, baglanirken, ayrilirken hep ama hep bir "acaba daha fazlasini elde edebilir miyim?" diye aklindan geciren "pazarlik" unsurlari ekseninde hareket edilmektedir. ikili iliskileri bile bir mubadele (bkz: exchange) iliskisine ceviren bu tutum, bir cok doyumsuz sonun, ama daha onemlisi insani yonleri elinden alinmis mekanize iliskiler butununun baslica nedenidir.

    oysa daha fazlasini istemek yerine ne yapmak gerekir? elindekinin degerini bilmek mi? "herkes elindekinin degerini bilse tum bu doyumsuzluk durtuleri yokolur" tarzinda onermeler, "herkes evinin onunu supurse tum sehir tertemiz olur" kliseleriyle ayni degerdedir ve ne yazik ki iyimser bir cabadan oteye gidemez. sorun aciktir ki sistem sorunudur ve tumevarimsal onermeler pek de onemli bir degisim saglamayacaktir. sorun, kapitalizmin acgozlu fetisini, insanlardaki ozel mulkiyet duygusunu atesleyerek artirmasidir. ama gene de sistem ici bir cozum istenirse, kanimca belki orta yolcu bir etik sistemi (bkz: budizm) sorunun gecici de olsa hafiflemesini saglayabilir.

    not: liberal dusunurlerin ozellikle bilimsel ilerleme (bkz: progress) icin kimi zaman on sart olarak one surdukleri bu tutum, cogu zaman bir acgozlulukle sonuclanmistir. eger bilim yalnizca ve yalnizca hep daha fazlasini isteyerek mumkun olsaydi, ne aristoteles, ne isaac newton, ne antoine lavoisier ne de leonhard eulerbu dunyaya bilimsel bir miras birakamayacaklardi.
  • (bkz: güce tapmak)
  • gelismek ,degismek gerekliliginin temel ögesi