şükela:  tümü | bugün
  • duygulari, anlari, esyalari, kisileri farkliliklarini elimine ederek siradanlastiran bir kelime.

    ama kimi zaman duygulari, anlari, esyalari, kisileri icinde bulundugu sikintili, aci, huzunlu, ofkeli hallerini siradanlastirarak yalnizlik, kalicilik, umitsizlik hallerini elimine ederek umit asilayan bir kelime. yalniz ya da yanlis degilsin anlaminda. gecer anlaminda.
  • zardanadam 'ın tamamböceği demosundan.

    sen bu kumsalın kumunu say, ömrünce; ben aşkı düşüneyim.
    sen ak köpüklere sarıl gönlünce; ben aşkı hissedeyim.
    aşk kolay değil, aşksızlık da öyle;
    yıllar geçer farketmeden bir öyle, biraz böyle.

    anlarsın herşey gibi aşk da;
    hem çok basit hem karmaşık; basit yani çok karmaşık.
    yıldızların saçlarını okşa güzelce, ben aşkı izleyeyim.
    ağacın kımıltısını dinle sessizce, ben aşkı işiteyim.

    aşk kolay değil, aşksızlık da öyle;
    yıllar geçer farketmeden bir öyle, biraz böyle.
    anlarsın herşey gibi aşk da;
    hem çok basit hem karmaşık; basit yani çok karmaşık.
  • size neyin iyi gelip neyin iyi gelmediğini anlayamadığınız zamanlar olur.

    en sevdiğiniz dizileri sıkıla sıkıla izlersiniz, en sevdiğiniz şarkıları dinleyesiniz dahi gelmez bazen. başladığınız kitaptaki kelimeler büyür gözünüzde. cümleler parçalara ayrılır ve bir türlü anlamlı bir bütün oluşturup da kitaba kendinizi dahil etmenize müsaade etmezler. sevdiğiniz her şeye bir adım uzak kalırsınız. sevdiğiniz her şey tam olarak o kadar uzaktır çünkü size. erişemezsiniz, o gücü bulamazsınız. o kelimeleri bir araya getirip de anlam kazandıramazsınız bir türlü. başınıza gelen her şey bir puzzle parçası gibidir ve mutlaka bir parça eksiktir, asla tamamlayamazsınız. ne koyduğunuz yerde bulursunuz bıraktığınızı ne de aramaya gücünüz olur. yapabileceğiniz en kolay şey boş vermektir bazen ve siz de kolaya kaçarsınız. zor olan fazla zordur, ortası yoktur çünkü. denemeye bile yeltenmezsiniz. bir şeyleri anlamaya yeltenmezsiniz çünkü bilirsiniz ki asla anlayamayacaksınız. ne kadar denerseniz deneyin, isterseniz yıllarınızı verin ama bazı şeyleri asla anlayamazsınız. bazı şeyler bizim çok ötemizde. belki çok derinde, belki çok uzakta ama erişilemeyecek bir mesafedeler işte. anlaşılamayacak, görülemeyecek mesafedeler. anlatmaya çalışmak eksik kalır, hatta yazmak bile.

    artık yazmak da fazla eksik. kelimeler de yeltenmiyor artık bazı şeyleri anlamaya, anlatmaya. kelimeler de istemiyor okunmayı, anlaşılmayı. hep bir yanından eksik kalıyor cümleler, kavuşamıyorlar anlamlara. o puzzle parçaları gibi, harfler dağılmış her yana ve bazıları da kayıp üstelik. bazı şeyleri anlatamayacaklarını bildiklerinden yarım bırakıyorlar kelimeleri. asla çıkmıyorlar saklandıkları yerden ve böyle böyle her cümle biraz eksik kalıyor, yavaş yavaş yitiriyor varlığını.

    her şey gibi.