şükela:  tümü | bugün
  • *uyarı: kitap ve sevilen yazarlar hakkında uzun ve kişisel bir yazıdır.

    "yarın bütün gün büroda oturacak olan ben miyim? neden? niçin? hiçbir yerde olmak istemiyorum ki.

    belki de ben bugün ilk defa her şeyin sonundayım.

    gene bir yığın günler geçip gidecek ve ben kendime, işte bugün ilk defa her şeyin sonundayım mı diyeceğim?

    korkuyorum. korkuyorum. korkuyorum."

    tezer özlü'nün 1966 eylül'ünde ferit edgü'ye yazdığı mektubundan bu satırlar, kitaptaki ilk mektup. edgü'ye yıllarca baskı yapmış bu mektupların varlığından haberdar dostları, yayımla şunları diye. edgü bu zamana kadar reddetmiş: " bu isteklere pek sıcak bakmadım. yayımlamaya değer bulmadığım için değil. her yazarın kendine ait (virginia woolf'un deyişiyle) bir odası olduğuna ve bu özel odaya, eline kitabı alan herkesin girmeye hakkı olmadığına inandığım için." edgü, bu fikrini neden değiştirmiş, o konuda açıklama getirmiyor, belki yıllar geçtikçe çöreklenen ölüm korkusundandır, "en azından kendim istediğim gibi düzenleyebilirim" düşüncesiyle yayımlamaya karar vermiştir mektupları ya da tezer'i zamanında değerlendiremeyenlerin aksine oldukça sahiplenmiş ve anlayabilmiş genç okurlara armağan etme isteğindendir, her halükarda çok iyi yapmış. çok sevilen yazarlar söz konusuysa, hele ki uzun zaman önce kaybedilenler, okur kitapçıda rafları dolaşırken, onların elinden çıkma yeni bir şeylere rastlama umudunu taşır her zaman: bunca zamandır kayıp bir elyazması ortaya çıkmış olabilir, kapsamlı bir biyografisi yazılmıştır, içinde daha önce görmediğiniz/duymadığınız şeyler vardır, ya da kalan kişisel notların yayımlanmasına izin vermiştir ailesi, ya da her şeyin sonundayım'daki gibi mektuplardır söz konusu olan, hem de sadece 2 sanatçının, türk edebiyatı'nın 2 önemli isminin değil, birbirini çok iyi anlayan iki dostun yazışmalarıdır içeriği. tüm sevdiğim yazarlar için böyle bir şeyi görmeyi nasip olsun, amin!

    kitaba gelince, şimdi başlık mektuplaşmalar ama tam olarak öyle değil.* önce tezer özlü'nün 1966-1968 arasında o zamanlar yurt dışında bulunan ferit edgü'ye yazdığı mektuplar var, bu mektuplarda ilk eşi güner sümer'den ve onunla ilgili sorunlarından, yer yer nükseden hastalığından, bergman çevirilerinden bahsediyor ve sık sık ferit edgü'yü görmek istediğini söylüyor, gelmesi için ricada bulunuyor. bu yıllardaki mektupların hem hüzünlendirici bir yanı var, hem de tezer'in çok gençken yazdığı satırları okumanın/okuyabilmenin verdiği bir keyif.

    --- spoiler ---

    "çok şuurlu bir delilik ve çok büyük bir espri, beckett'i aşan bir absürd içindeyim.

    durum korkunç. ya o son çevirdiğim bergman'daki kızın durumuna düşeceğim, ya deli bir yazar, ya çok romantik bir aşık ve aşk (neyse işte) ve kumsal, yüzmek, sessizlik. bu çocuk bana lâzım. gel. veya paris - gidiş-dönüş uçak bileti al. veya (unuttum) - roma'da buluşalım. iki taraflı uçak bileti temin et. senin ve benim için. gidiş ve dönüş ve roma'da 1 veya 2 günlük para. biliyorsun, buradan çıkış zor. giriş kolay. sen tek doktorum olabilirsin. burada iki alman var, senin yerini tutuyorlar (hasso pfeiler ve margit rostock) ama onların çok vakitleri yok. mektubu hemen kesebilirim veya çok uzatabilirim. hemen gel. sen olmazsan hiç kimseyi göremeyeceğim. en çok ve en uzun sana inandım. gel ve ben sana emir edene kadar monsieur'den hiç söz etme."

    --- spoiler ---

    68 şubat'ından 84 mart'ına kadar mektup yok, o tarihte ferit edgü'nün auf den spuren eines selbstmords yani bir intiharın izinde üzerine tezer özlü'ye heyecanla yazdığı mektup karşılıyor bizi:

    --- spoiler ---

    "bir intiharın izinde" müthiş bir kitap. çok müthiş bir kitap. (başka sözcük bulamıyorum.) yıllar var ki böyle bir metin okumadım. (tabii türkçe metinlerden söz etmiyorum.) bana gençlik yıllarımda rimbaud'yu, lautreamont'u, daha sonra kafka'yı, rilke'yi, hölderlin'i keşfettiğim günleri yaşattı."

    --- spoiler ---

    ve kitabın adının yaşamın ucuna yolculuk olarak değiştirilmesinden, basım sürecindeki sorunlara kadar her süreç anlatılıyor mektuplarda. çok sevilen bir kitabın her evresini takip edebilmek ne büyük ayrıcalık!

    ilk mektuplarda daha çok ferit edgü'ye hayran bir tezer özlü varken, bu yıllardaki mektuplarda daha oturmuş, yazarlığı ve edebi yönü ön plana çıkmış bir tezer özlü var. robert walser'ı çevirmek istemesinden ulysses hakkındaki görüşlerine kadar:

    --- spoiler ---

    " dün robert walser'in jacob von gunten romanını bir oturuşta okudum. bu denli güzel bir edebiyat tadını insan ancak gogol, dostoyevski ve kafka'dan alır bu kitabı - kimse para vermese bile- mutlaka çevireceğim. belki yalnız sen okuyabilesin diye. yeter."

    --- spoiler ---

    tabii böyle kitapları okumanın zararları da yok değil, son 3 mektubu okurken çok ağladığımı ve uzun süre kendime gelemediğimi söylemeliyim. tezer'in hastalığına dair ilk mektubu, önemsemeyişi, aylar sonra yazılan ferit edgü'nün mektubu ama en çok tezer'in son mektubu, iyi olduğunu söylediği ve planlar yaptığı mektup mahvetti beni...

    --- spoiler ---

    " 21 aralık - 4 ocak arası kıbrıs'a achim'e gidiyoruz, baharda da size bodruma geleceğiz.

    (...) insanın beklentileri azalıyor. benim artık hasta olmamaktan başka isteğim yok. epey gözüm korktu. başıma gelmedik kalmadı. kemi tedaviden saçlarım dökülüyor. dökülmesine aldırmıyorum, ama her gün her taraftan saç toplamak zorunda kalıyorum.

    (...) işte sevgili dostum, yeniden dünyaya geldim, yeniden alışmaya çalışıyorum."

    --- spoiler ---

    sözün kısası (kısası mı kaldı, destan oldu, farkındayım), ferit edgü mektupların basılmasına razı olmakla çok iyi yapmış, kitap da gayet güzel, el yazısı örnekleri ve daktiloyla yazılmış mektuplar üzerine yazılmış notlar, araya serpiştirilmiş, bir kısmı ` tezer özlü:bir usta, bir dünya` kitabında da yer alan fotoğraflarla iyi sayılabilecek bir baskı olmuş. ve bu kitabı yayımladıkları için, sel yayıncılık'ın redaksiyon hatalarına ve çevirilerine altı ay boyunca laf etmeyeceğim, söz. *
  • iki yakın dost, tezer özlü ve ferit edgü'nün mektuplaşmalarından oluşan leziz kitap. özlü'yü biraz daha yakından tanıyabilmek, dünyasına usulca sokulabilmek için bir anahtar daha...

    bir intiharın izinde'nin güvenilen, sevilen bir dostun * önerisiyle yaşamın ucuna yolculuk'a dönüşmesini öğrenmek keyifli.

    "öyle bir aşk yaşamışsındır ki, 'bir daha artk böylesini yaşayamam' dersin. sonra bir gün, bir rastlantı, yeniden aynı heyecan, aynı coşku, aynı yoğunlukta yaşanan anlar... inanamazsın. bir düşteyim sanırsın. kitaplar da benim için öyledir. eski aşklara dönemezsin, ama eski kitaplara dönebilirsin. bu nedenle de yıllar var ki, gene eski aşklarımı okuyorum. dostoyevski'yi, kafka'yı, rimbaud'yu..."
  • 'bu sabah mektubunu okumak, bana hem yaşamı hem de sonundaki ölümü daha dayanılır kıldı.'
  • "bundan önceki mektubunu pırıl pırıl karlı bir günde aldım ve 'kar yağsa, hep yağmur yağıyor' diye yakınmanı karlarda yürüyerek okudum, aynı gün yüksek dağlar arasındaki glarus vadisine gittik, 32 yıl sonra ilk kez kızak kaydım. bu denli temiz bir beyazı gerede'de görmüş olmalıyım.-21 derecede sessiz, lacivert gökyüzü ve dolunayla bir geceyi ilk kez yaşadım, hep hakkari'yi düşündüm, seni de, filmi de çok düşündüm. tanımadığım ışıklar, tanımadığım gölgeler, tanımadığım puslar gördüm. artık ayrılıkların acısını duymuyorum."
  • "yatmadan önce: kitabın başına şöyle bir cümle koymaya ne dersin:
    'soru işaretleri gereksizdir. çünkü hemen her cümle yanıtı olmayan bir sorudur.'"

    [tezer özlü'den ferit edgü'ye]
  • tezer özlü ile ferit edgü nün 60 larda başlayan ve tezer özlü nün vefatından 40 gün öncesine kadar süren mektuplaşmalarından oluşan kitap.
    yaşamın sonuna yolculuk un basılma sürecinin, tezer özlü nün zürih günlerinin, erden kıral la ilişkisinin, tezer in ruhunun gizli dehlizlerinin kokusunun, orhan, ferit, erden, onat, doğan, demir v.s. oluşan o entellektüel dostluk ortamının tadının ayrıntısının bulunabileceği eşsiz bir kitap olmuş.
    çocuklugun soğuk geceleri ve yaşamın ucuna yolculuk un yazarını tanımak hissetmek için olmazsa olmaz mektuplar bunlar.....
    keşke sel yayınları tasarımıyla, sunumuyla, fotoğraflarıyla daha kaliteli ve klas bir eser ortaya koysaydı... ama buna da şükür......
  • iki saatliğine bu dünyadan uzaklaştıran, hiç bitmesin diye iç geçirerek okuduğum kitap.
    bir yandan çok güzel bir şey, hayranı olduğunuz iki yazarın mahremine tanıklık etmek.
    hani bazılarını "onlar bizden değil" diye konumlandırırız ya, ama sonra onların da aslında bizler gibi olduğunu görüp daha bi severiz onları, daha bi seviniriz kendimiz için. (onlara yakınsadığımızı düşündüğümüzden belki de, ya da onların bize yakınsadığını)
    işte mesela tezer özlü'nün bir mektupta boşandığı eşi için ferit edgü'ye "tazminat davası açsam mı, değer mi?" diye soruşu, ya da "sana para göndereyim, şu şu giysileri al" deyişi.
    diğer yandan, o mahremiyetin halka açılmasının verdiği bir huzursuzluk. hiç dokunulmasa mıydı acaba, özel mi kalsaydı soruları..
    çok mutluyum, okudum, kendime geldim. ne zaman kendimden uzaklaşsam, yakınlaşmak için başvuracağım yeni bir yöntemim daha oldu..

    şu cümlede içim cız etmedi değil:
    "berlin filan konusunda konuşacak değilim. sen üzülme. çünkü ben yeterince üzüldüm."
    bir de bunda:
    "ülkeler bize yetmiyor, onlar birkaç ranza arasında."
    bir de bu:
    "zaten çok istediğim hiçbir şey olmuyor."
  • tezer özlü'nün ferit edgü'ye daha çok yatay ve dikey mutsuzluğundan bahsettiği mektuplardan oluşan kitap.
    "kimseyi dinlemeyi sevmediğim halde, birini dinlemeyi kendimi dinlemeye yeğliyorum"
  • pek çoklarımızın hayatının dış sesi olan kitap.

    --- spoiler ---

    gerçekten dayanılmaz bir kent, dayanılmaz bir ülke. ancak bir anlamda temelden ve insanın yakınlarından (insanın yakını da yok ya)... belki kendisine yakın sokaklardan kopuşunun tadını, yani acısını burada derinliğine yaşayacağım, yaşıyorum. hemen hemen hiç bir ülkede böylesi duygulara düşmemiştim. bunun da bir yararı olacak sanırım. kopukluk. yaşamdan, insanlardan, geçmişten kopukluk. gelecekle de hiç bir ilgisizlik. nerede olacağımı, hangi kentte oturacağımı, nereye gideceğimi hiç bilmiyorum. şimdi burada durgunluktayım. mutsuz değilim. mutlu olmak ya da mutsuz olmak, bilmiyorum.

    --- spoiler ---
  • [ankara, eylül/ekim, 1966] cuma

    [tezer özlü'den ferit edgü'ye]

    "sen trendesin şimdi. ben de oturuyorum burada. saat 12'ye geliyor. gecenin bu saatlerinde insanlar kısıyorlar seslerini. sessizlik bürüyor ortalığı. ben de daha iyi duyuyorum dinlediğim müziği. daha çok yitiriyorum tüm düşüncelerimi. olmayan düşüncelerimi. uyuyabilmem için hiçbir neden yok. sabah 8'de kalkmış olmam, o ilgisiz büro, ev, ben, beni yoramıyor artık. uyanmam için de hiçbir neden yok.

    bu kelimeleri alt alta, yan yana dizmem için de. bir gece. diğerleri gibi. bir ben. diğer benler gibi. bugün eski ben'lerimden biri olduğumu duydum. karşılıklı gülsek.
    gülebilir miyiz dersin?
    gülebilir misin?

    bu gece okuyacak bir şey bulamıyorum. bugün senin bozgun'u okumaya çalıştım. üç kelime okuyabildim. elim, elimden çıkan kelimeler, benden uzaklaşıyor. bu satırlar ben değil artık. kafamdan geçenleri yazamam. bir şey geçmiyor çünkü.

    geçenlerde düşümde yüksek bir yapının camının altında, bir parmak kadar dar bir yere abanıp kalmıştım. içeriye girsem, girmeye yeltensem, camdan odaya bir adımımı atsam, düşüp ölecektim. ama o cam kenarına yapışıp, boşluğun üstünde kendimi tutacak gücüm kalmamıştı. nasıl olsa çözülecekti ellerim. ve ben düşecektim boşluğa.

    yarın bütün gün trende gidecek olan sen misin? nereye? niçin?
    yarın bütün gün büroda oturacak olan ben miyim? neden? niçin? hiçbir yerde olmak istemiyorum ki.
    belki de ben bugün ilk defa her şeyin sonundayım.
    gene bir yığın günler geçip gidecek ve ben kendime, işte bugün ilk defa her şeyin sonundayım mı diyeceğim?

    korkuyorum. korkuyorum. korkuyorum."

    tezer

    her şeyin sonundayım / sel yayıncılık / 1.b, mart-2010 / s.11-12