şükela:  tümü | bugün
  • emrah serbes'in ilk romanı.

    radikal kitap ekindeki tanıtımda "kızılay, sakarya caddesi, ssk işhanı, dil ve tarih-coğrafya fakültesi, atakule, öğrenci evleri, emniyet, cinayet masası... ankara'da, hayata kendine ait bir adalet anlayışı çerçevesinden bakan, "yeni müktesebatla" uyum sorunları yaşayan, lambur lumbur, "dişli" komiser behzat ç.'nin dünyaya bakışını sorgulatan bir cinayet işlenir... öğrenci alemine, başka alemlere, ama asıl polis alemine dikiz atan, bol entrika vaat eden soluk soluğa okunacak bir polisiye." deniliyordu. ankaralı olan, ankara'da yaşayan üstüne bir de ankara'da okuyan birinin ilgisini çekmemesi, hemen alıp da okumaya yumulmaması mümkün mü?

    aldım ben de, bir solukta denir ya, öyle okudum işte. su gibi, esprili, entrikası, bulmacası bol, süper de bir ankara polisiyesiymiş kitap. baş kahraman behzat ç.'nin sesi de, içtiği 216'nın kokusu da sinmiş kitabın her satırına. kızı berna'yla ilişkisi ve hazin sonu da çok etkileyiciydi. ve tabii vosvos falı.

    kitabın teşekkür kısmında da selam ediyor yazar sözlük yazarlarına "ekşi sözlükte 99 adet kırmızı vosvos başlığı altına entry girip beni vosvos falından haberdar eden: portakal, jacqueline wilsonve ceydil nickiyle maaruf yazarlara" diyerek.

    kitapta öne çıkan temalar için
    (bkz: gençlerbirliği)
    (bkz: 216)
    (bkz: dtcf)
  • (bkz: csi)
  • içimizden biri lafı bana her zaman gereksiz ve gıcık gelir. fakat yazar behzat ç. karakterini öyle güçlendirmiş ve anlatmış ki behzat ç. bir yönüyle kesinlikle size benziyor. onu izlerken iyi veya kötü bir yerde "aha benim bu" diyebiliyor okur. bu çok önemli.

    yazar polisleri, türk polisini, gerçekten tanıyor; tavırlar, diyaloglar, tutumlar çok başarılı.

    "....
    - ne biçim sakal bu?
    - şimdi moda.
    - bizimle dalga mı geçiyorsun?
    - hayır.
    - kafaya mı alıyorsun?
    - hayır.
    - taşak mı geçiyorsun?
    ..."

    bunu türk polisinden başkası yapmaz.

    aynı şekilde toplumun da polise karşı yaklaşımını güzelce özetlemiş. köşeye sıkışanın "devlete millete yanlışımız olmaz" demesi ya da dil tarihteki solcu bir öğrencinin arkadaşını linçten kurtaran cinayet büro amirine "çarkın dişlisi" muamelesiyle "siktir git pis faşist" demesi. linç grubunun da "vatan hainini kollayan" polis demesi...

    bir de en önemlisi yazarın ankarayı çok iyi tanıması ve anlatması bir ankaralı olarak beni çok etkiledi.
    hilton'un girişindeki arnavut taşıyla döşenmiş iğrenç rampadan tutun da sulu han'ın ne zaman kalabalıklaştığına dair küçük detaylar ankaralı okur için kolay bulunabilecek şeyler değil. her satırı bir daha okuyup anlatılan bölgeyi gözünüzde canlandırıyorsunuz.

    kısacası gayet şükela.

    durun ya iki edit yapalım: ele alınca bırakılmayan sürükleyiciliği, okuru şakınlık içinde bırakan çalımları, güzel göndermeleri bunları da unutmamak lazım.

    yalnız çok zalim bir son olmuş sevgili emrah serbes, önceden hissedilse de "hayır çok zalimce" dedirtiyor okura. romandaki diğer cinayetleri umursamamanın cezasını çektiriyor...
  • dashiell hammett çizgisindeki polisyelerin türk romanındaki karşılıklarından biri. sonu haricinde çok başarılı... müthiş esprili, eleştirel, gerçekçi, sterillikten uzak. sokağın çamurunu ve ankara'nın ayazını insanın suratına çarpıyor. emrah serbes, polisiye romanın yalnızca suç-suçlu ve iyi-kötü arasındaki ikili ilişkilerden ibaret olmayıp, insanın gerçekliğini aktarmada bir araç olduğunu gösteriyor. üstelik gayet de yerli bir tarzda... umarım devamını getirir.
  • frankfurt kitap fuarı'nın ilgi görenlerinden. bir de bakmışsınız almanca'da.
  • trt'de başlayacak olan m.a.t adlı dizinin sloganı.
  • emrah serbes'in 2006 da yazdığı bir ankara polisiyesi başlıklı ilk kitabı. çok akıcı ve haycanlı olduğundan bir solukta okunuyor. karakterleri sanki tanıyormuşsunuz gibi geliyor, olaylar akıllıca kurgulanmış. töre cinayetleri, devlet içinde devlet oluşturmak, kurumların insancıl olmayan davranışlarını gibi ülkemizin sorunlarını kitabın da ustaca birleştirmiş.
    bu kitabı okumak bana çok büyük keyif verdi, 300 sayfayı bir kerede okudum. herkese tavsiye ettiğim sadece ankara değil bir türkiye polisiyesi.
  • fazlaca erkek ve futbol muhabbeti ihtiva etse de, edebi ve sanatsal yönüyle, samimi diliyle, ankara fonuyla kadın okuyucuyu da cezbeden polisiye roman. biraz somutlaştıralım bu dediğimizi:

    "pencereden baktı, her yer dona çekmişti. kar kaçan bir golün tekrarı gibi ağır çekimde yağıyordu; sessiz, uyuşuk ve kahredici."
  • bitti diye üzülmeyin, devamı var: (bkz: son hafriyat)