şükela:  tümü | bugün
  • frankfurt okulu'nun en önemli isimlerindendir. nazilerden kaçarak sığındığı amerika'da özel bir haberalma teşkilatında çalışarak avrupa'daki entelektüel akımları incelemiş, bu akımların avrupa siyasi hayatını ve geleceğini ne ölçüde değiştirebileceğine dair incelemelerde bulunmuştur. en bilinen yapıtları arasında one dimensional man, the aesthetic dimension, eros and civilization, counterrevolution and revolt, ve the affirmative character of culture sayılabilir. marcuse'nin marxist eleştiriye getirmiş olduğu en büyük yenilik geleneksel, kaba ve sanat eserinin estetik boyutunu gözardı eden, sanat eserindeki gerçekçiliği ve politikliği yücelten ortodoks marxist eleştiri ölçütlerine karşı çıkarak, sanat eserinin estetik biçimiyle zaten devrimci olduğunu vurgulamasıdır. kaba realizmin kitlelere göstereceği gerçeklik devrimci gerçeklik olamaz. aslolan, zaten çarpıtılmış olarak yansıtılan gerçekliği yeniden çarpıtarak brecht'in yabancılaştırma etkisinin benzeri bir etki yaratmaktır. bu açıdan bakıldığında oscar wilde'ın estetik anlayışıyla paraleldir marcuse; sanat yaşamı değil yaşam sanatı taklit etmelidir.
  • 68'in 3 m'sinden biri, diğerleri marx ve mao.
  • 1898 - 1979 yılları arasında yaşamış olan alman politik filozof ve sosyal teorist. hitler almanyasında kaçarak 1934 yılından itibaren amerika'da yaşamaya başladı. hegel ve freuddan etkilendi. öğrenci hareketlerinin "guru"su olarak göze çarptı. gelişmiş endüstri toplumlarını karşıtlığı absorbe eden ve bir meseleyi tartışmaya engel olan her tarafı çevrelemiş bir bastırma sistemi olarak görmüştür. umutları işçi sınıfıyla değil; öğrenciler, etnik azınlıklar, kadınlar ve üçüncü dünya ülkeleri gibi marjinal topluluklarla beraberdir. en önemli çalışmaları: "reason and revolution"(1941) , "eros and civilization"(1958) , "one dimensional man:studies in the ideology of advanced industial society"(1964)
  • cıa hesabına çalışmış bir akademisyendir.
    kaynak :
    özel savaş terör ve kontrgerilla, talat turhan, sf.132
  • "önemli olan ekonomik bağımsızlık değil, ekonomiden bağımsızlıktir" diyen sahsiyet.
  • "asiri gelismis ulkelerde, nufusun giderek artan bir kesimi tutsak edilmis dev bir dinleyici yigini olmaktadir--totaliter bir rejim tarafindan degil ama yurtdaslarin ozgurlukleri tarafindan, cunku onlari eglendiren ve yukselten medyalari baskasini onlarin ses, gorunus, ve kokularina katilmaya zorlar.
    bireysel gizliligi birinin dort duvari icersinde bile korumaya yeteneksiz bir toplum hakli olarak bireye saygi duydugunu ve ozgur bir toplum oldugunu ileri surebilir mi?"
    diye sorar marcuse
  • ertuğrul kürkçü, talat turhan'ın "özel savaş terör ve kontrgerilla" adlı kitabını değerlendirdiği yazısında, turhan'ın marcuse ile ilgili yorumları hakkında şunları yazmıştır:

    “(…) öte yandan, talat turhan'ın uzmanlık alanında rahatça yol almasına yardımcı olan profesyonel yaklaşımı, kendi alanı dışına çıktığında, kendisine ihanet edebiliyor, yapıtının yer yer deformasyon'a uğramasına da yol açabiliyor.
    örneğin, şu bölüm: "abd'nin bir yandan demokrasi insan hakları şampiyonluğa yaparken, diğer yandan herbert marcuse'ye (1968'de) geniş olanaklar sağlayarak marksizmi sulandırmak ve bireysel terörizmi kutsamak gibi bir tutumu benimsemesinin nedenleri üzerinde de durulmuş değildir. kaldı ki herbert marcuse'nin abd'ye göç etmeden önce ve almanya'da henüz naziler iktidar olmadığı bir dönemde, bazı arkadaşlarıyla birlikte frankfurt okulu'nu kurup, marksizmi sulandırma çabalarına girdiği bilinmektedir. marcuse, frankfurt okulunu amerika'ya taşımış ve başlangıçta amerikan askeri istihbaratı adına, daha sonra cıa adına bilimsel çalışmalarını sürdürmüş ve 'tek boyutlu adam', 'marksizm ve ihtilal' vb. gibi yapıtlarla bireysel terörizmi kutsamıştır" (age., s.132).
    turhan'ın marcuse ve frankfurt okulu'na özel bir önemle eğilmesinin nedeni, marcuse'nin anarşizm ve terörizm'i ihya ederek, "anti-komünist iktidarlar ve onların sözcüleri[nin] marksizm-leninizm ile terörizmi eş anlamlı tut[malarına] ve psikolojik savaşı bu anlayışla yürüt[melerine]" hizmet ettiği inancı (age., s.132).
    turhan şu yargıya varıyor: "bu cıa'nın büyük bir oyunu ve saptırması olup, düzene karşı olan dinamik gençlerin saptanılıp pasifize edilmesi için kullanılmıştır. abd, dünya gençlerine tuzak kurmuştur" ve kendi cevabını ima eden şu soruyla devam ediyor:"acaba bu tuzağa ülkemizde 1971 öncesi başlayan ve şehir ve kır gerillası yöntemlerini benimseyen gençler düşürülmüş müdür?" (age., s.133).
    iyi bir editörün herhalde marksizm tarihçiliği ve kültür sosyologluğu iddiasında bulunmadığını varsayabileceğimiz talat turhan'ı, tarihsel ve mantıksal tutarlılık açısından, marcuse'nin içindeki eğilimlerden yalnızca birini temsil ettiği frankfurt okulu'ndan, cıa'ya, oradan türkiye'deki şehir ve kır gerillacılığı'na ve bu hareketlerin kontrgerilla tarafından manipülasyonu varsayımına böylesine dolaysız sıçranamayacağı, frankfurt okulu'nu marksizmin sulandırılması'yla özdeşleştiren yaklaşımın bizzat kendisinin başka marksist yaklaşımlarca marksizmi soysuzlaştırmak'la suçlandığı konusunda bilgilendirmesi beklenirdi.
    öte yandan marcuse'nin biyografisine ilişkin bir kaç kısa not, talat turhan'ın marcuse'ye atfettiği dünya gençliğinin cıa eliyle bireysel terörizm'e yöneltilmesi saptamasının da sorgulanması gerekebileceğini düşündürüyor.
    1933'de hitler'in iktidara gelmesinden sonra abd'ye yerleşen marcuse'nin, ıı. dünya savaşı'nda nazi almanyası'yla savaşta abd kara kuvvetleri'nde istihbarat analizcisi olarak çalıştığı biliniyor. marcuse'nin 1951'e kadar cıa'nın atası olan haberalma araştırmaları ofisi'nde yöneticilik yaptığı da biliniyor. marcuse, bu tarihten sonra üniversiteye dönmüş olsa da bu "entelektüel"in kimliğinde entelijans (istihbaratçılık) izlerinin bulunduğu bir gerçek. ancak, turhan'ın indirgemesindeki paradoks bu istihbaratçı-düşünür'ün teorisinin özgül yanının bireysel terörizmi savunmakla bir ilgisinin bulunmayışında. marcuse'yi tartışmanın odağına yerleştiren, "devrimin asıl gücünün proletarya değil, aydınlar, öğrenciler ve lumpen proletarya (ya da dışlanmışlar)" olduğu biçiminde özetleyebileceğimiz teziydi.. ne var ki, marcuse=kışkırtıcı ajan eşitlemesi açısından asıl ironik olan, 1968'de ayağa kalkan abd ve avrupa'daki üniversite öğrencilerinin, ayaklanmalarını, marcuse'nin kendilerine tarihsel bir rol biçen teorisiyle rasyonalize etme çabalarına istihbaratçı-düşünür'ün üniversiteyi koruma -uslu durun!- tavsiyesiyle karşılık vermesi ve daha 1968 bitmeden marcuse'nin devrimci idoller galerisi'nden çoktan yuhalanarak kovulmuş olmasıydı!
    ayrıca marcuse külliyatında marksizm ve ihtilal diye bir esere raslamadığımızı, buna karşılık mantık ve devrim (reason and revolution) adlı ilk önemli yapıtını 1941'de, 1968'de çok sözü edilen tek boyutlu insan'ı (one dimensional man) ise 1964'de yayımladığını eklemek gerek. marcuse'nin fikirleriyle şiddet'in 1968'de türkiye'deki öğrenci hareketindeki dışsallığı ve bunun cıa tarafından ihraç ve manipülasyon'u tezi arasında bir bağ kurabilmek ise, abd ve avrupa'da olabileceğine oranla iyice güç. mübalağa etmeden konuşulacak olursa, şehir ve kır gerillacılığı'nın türkiye'deki simgeleri mahir çayan, ve deniz gezmiş'in düşüncelerinde marcuse'nin izlerine rastlamanın neredeyse olanaksız olduğuna, öte yandan ajan'lık konusunda kendilerine leke sürülemeyecek pek çok aydın'ın 1968 ve sonrasında silahlı isyan'ın teorizasyonuna hayli emek vermiş olduklarına da değinmek gerek.”
  • marcuse frankfurt okulunun adorno ile birlikte en önemli düşünürü olup, o dünyayı kasıp kavuran 68’ lerin kuramsal dünyadaki ruhani liderlerinden birisidir. - gerçi anlatıldığına göre, marcuse “tek boyutlu insan” adlı eserinden sonra ününü baya pekiştirir ve bir üniversitede seminerde onu bekleyen ateşli bir topluluğa konferans vermek üzere davet edilir. ardından olanlar ilginçtir, marcuse sloganlar atan bağırıp çağıran, özellikle ortalığı kırıp döken bu gençliğe hiç beklemediği şok cevaplar verir. hatırladığım kadarıyla onlardan birisi şuydu: “beni hiç anlamamışsınız, böyle devrim falan olmaz.” tabii bu gençlerin protestolarıyla karşılanır. buna benzer bir olay adorno’ nun başına gelmiştir, öğrencileri tarafından protesto edilmiştir derslerinin birinde. bu olay adorno’ yu fazlasıyla sarsar, kısa bir süre sonra da ölür.-

    marcuse, adorno gibi marksizm temel değerleriyle genel olarak uzlaşı içerisindedir. derinlere inildikçe farklar görülebilir ancak, özellikle adorno’ nun minima morailo’ su bunun anlaşılabileceği bir eserdir.- adorno merkeze eşit uzaklıkta yazılardan bahseder ve negatif diyalektiği gündeme getirir. -hegel onun için düşüncenin ustalarından biridir ama gene de onun sistemi de diyalektik dolayıma uğramalı ve aşılmalıdır.- marcuse de hegelci marksizm’ e yakınlığıyla bilinir.(marcuse marksizmde hegel’ i öne çıkarırken, althusser örneğin spinoza ve lenin’ i ortaya koyar.) hatta söylenebilir ki bazı yerlerde marksizm ile idealizmin bir sentezini yapmaya çalışmaktadır (bkz us ve devrim adlı eseri). işte bu alanlardan birisi estetik’ tir. marcuse “estetik boyut” adlı eserinde güzelliğin değişmeyen özüne göndermede bulunur :

    “ …sanatın uzun tarihi boyunca, ve beğenideki değişimlere karşın, değişmez kalan bir ölçün olduğunu söyleyeceğim…”

    marcuse daha da ileri giderek büyük, iyi ve kötü eser ayrımlarının da yapılması gerektiğini savunur. bir önceki dönemin rus estetikçisi plehanov ile karşılaştırma içerisinde, söylenebilir ki plehanov’ un söyleyip de yapmadığı iki işlev marcuse tarafından yapılıyor gibi görünür. marcuse yazar üzerindeki toplumsal süreçlerin etkisinin hakkını verirken, yazarın ve eserinin toplum önündeki etkisini vurgular.böylece onda sanatın sanat için olan yüksek amacı da korunmuş olur.onun için sanat ancak toplumun, modern topluma atıfta bulunarak, gizemselleşmiş ve taşlaşmış toplumsal olgusallığını parçalayıp yarıyor ve yeni ufuklar açıyorsa devrimci olabilir.

    marcuse’ nin ilgi çeken başka bir görüşü de içeriğin ve biçimin birliğine dair ortaya attığı savdır. – bu kavramsal olarak diyalektik bir birliktir. ama marcuse çok açık değil bu konuda.-şöyle anlatıyor :

    “…yazın yapıtına ancak kendisine gönderme ile, içeriğin biçim olmasıyla, anlamlı olarak devrimci denebilir…”

    böylece marcuse ideolojisini paylaştığı plehanov' un tersine burada sanat sanat içindir görüşünü, toplumsal süreçlerin etkisini de gözeterek korur…
  • mezar taşında 'weitermachen!' (devam!) yazan.