şükela:  tümü | bugün
  • mezar taşında 'weitermachen!' (devam!) yazan.
  • frankfurt okulu'nun en önemli isimlerindendir. nazilerden kaçarak sığındığı amerika'da özel bir haberalma teşkilatında çalışarak avrupa'daki entelektüel akımları incelemiş, bu akımların avrupa siyasi hayatını ve geleceğini ne ölçüde değiştirebileceğine dair incelemelerde bulunmuştur. en bilinen yapıtları arasında one dimensional man, the aesthetic dimension, eros and civilization, counterrevolution and revolt, ve the affirmative character of culture sayılabilir. marcuse'nin marxist eleştiriye getirmiş olduğu en büyük yenilik geleneksel, kaba ve sanat eserinin estetik boyutunu gözardı eden, sanat eserindeki gerçekçiliği ve politikliği yücelten ortodoks marxist eleştiri ölçütlerine karşı çıkarak, sanat eserinin estetik biçimiyle zaten devrimci olduğunu vurgulamasıdır. kaba realizmin kitlelere göstereceği gerçeklik devrimci gerçeklik olamaz. aslolan, zaten çarpıtılmış olarak yansıtılan gerçekliği yeniden çarpıtarak brecht'in yabancılaştırma etkisinin benzeri bir etki yaratmaktır. bu açıdan bakıldığında oscar wilde'ın estetik anlayışıyla paraleldir marcuse; sanat yaşamı değil yaşam sanatı taklit etmelidir.
  • "önemli olan ekonomik bağımsızlık değil, ekonomiden bağımsızlıktir" diyen sahsiyet.
  • 68'in 3 m'sinden biri, diğerleri marx ve mao.
  • eros ve uygarlık'ta düzenin; karşıkültürün kendini ifade etmesine izin vererek, onun devrim niteliğindeki önemini etkisiz hale getirdiğini öne sürer. misal, onun gerekliliğini tartışmaya açık hale getirmiştir. tabii ki düzen; teknoloji ve modernlik anlamlarını içeriyor. size izin veriyoruz diyerek aslında sizi yasaklayabiliriz anlamını da veriyor. ''karşıkültür var, çünkü biz izin verdik.'' aslında, bu, modernliğin en akıllıca hilelerinden biri. size müthiş bir dünya sunuyoruz yalanıyla herkesi küçük, bireysel, bencil dünyalarına hapsediyor.

    timothy fuller, herbert marcuse’nin erotik marksizmi adlı çalışmasında, teknolojinin sağladığı ''haz''za değiniyor: (naçizane kendi çevirim):

    ''batı toplumlarının ezici refah seviyesi, özellikle amerika, tüm arzuları dünyevi tatmine yönlendirerek, fantezi dünyasını büyük ölçüde etkiledi. modern teknoloji, en vahşi fantezileri bile teknik olanaklara çevirebilir. teknokrasi, yaşamsal ihtiyaçların yanı sıra, insanoğlunun fantezi dünyasını, eleştirinin ve toplumsal değişimin tarihsel diyalektiğini durma noktasına getirerek, gasp ediyor. insanlar, giderek, sadece teknokrasinin sağladığını hayal etmeye koşullanıyor. marcuse için bu olay, yüzyıllardır süren ütopik mücadelenin çelişkili sonucudur. insanlık umudunun bir çeşidi, fakat yanlış olanı, gerçek oldu.''
  • marcuse, devrime gidecek yolda işçi sınıfının öncülüğünü yadsımaz, aksine nesnel koşullar altında ayakları en sağlam şekilde yere basan analizi yapar:

    "... öğrenciler sessiz kitlelerin ihtiyaç ve umutlarını körükleyebilirler. fakat başlı başına bir devrimi gerçekleştirecek güçte ve nitelikte değildirler, ve bunu kendileri de bilirler. işçi sınıfı olmadan, hiçbir devrim olasılığına inanmıyorum. bugün, kapitalist ülkelerin çoğunda, işçi sınıfı, mutlu azınlığın ayrıcalıklarını paylaşır duruma getirilmiştir. bu işçi sınıfı, bugün egemen zümrelerin ihtiyaç ve umutlarını paylaşmaktadırlar. bu bakımdan, bu ihtiyaçların niteliği değişmediği sürece, bir devrim düşünülemez. bu durumda, devrimin oluşabilmesi için, yeni bir insan tipinin, yeni ölçülerde düşünen, yeni istekleri olan, değişik özlemler duyan ve yerleşik toplumların saldırgan ve baskıcı ihtiyaçlarından başka ihtiyaçları olan bir insan tipi gereklidir..."

    l'express dergisi, 23-29 eylül 1968 tarihli sayısındaki röportajından (aşk ve uygarlık -içinde-, ss. 305-318)
  • 68 olaylarının fikir babası.
    işçi sınıfının devrimci karakterinin kalmadığını anlayarak bu görevi öğrenciler ve hippiler gibi sınıfsız zümrelere kaydırmıştır.
  • marksistlerin estetik üzerine doğru soruları sormalarına yarayan estetik boyut kitabının yazarıdır.

    "tarih-ötesi, evrensel gerçekliklerinin gücüyle, sanat öyle bir bilince seslenir ki, yalnızda tikel bir sınıfa ait olmamakla kalmaz, ama tüm yaşam büyütücü yetilerini geliştiren “türsel varlıklar” olarak insanlara aittir. bu bilincin öznesi kimdir?

    marksist estetik için bu özne proletaryadır ki, tikel sınıf olarak evrensel sınıftır. … eğer proletarya varolan toplumun olumsuzlanması değilse, tersine büyük bir düzeye dek onunla bütünleşmemişse, o zaman marksist estetik öyle bir durumla karşı karşıyadır ki, “ekinsel yaratıların gerçek biçimlerini” nin varolmasına karşın, bunlar “gene de tikel bir toplumsal kümenin bilincine- giderek gizil bilincine bile- bağlanamzlar.” öyleyse belirleyici soru şudur: “ekonomik yapılar ve yazınsal belirişler arasındaki halka bu halkanın ortaklaşa bilincin dışında” böyle bir bilinci anlatmaksızın “yer aldığı bir toplumda nasıl kurulur?”

    adorno şu yanıtı verdi: böyle bir durumda sanatın özerkliği kendini aşırı biçimde ileri sürer –ödünsüz yabancılaşma olarak. hem düzene bütünleşmiş bilinç için hem de şeyleşmiş marksist estetik için, yabancılaşmış yapıtlar pekâlâ elitist olarak ya da yozlaşma belirtileri olarak görülebilir ama bunlar gene de çelişkilerin gerçek biçimleridirler, herşeyi, giderek yabancılaşmış yapıtları bile kendi alanına çeken bir toplumun bütünlüğünü suçlarlar. "
  • tek boyutlu insan isimli kitabında , yabancılaşmanın ileri endüstri toplumlarında üretimini net bir şekilde açıklar.

    " ...bugün ideoloji üretim işleminin yapısında mevcuttur. bu öneri , hakim teknolojik mantığın siyasal yönlerini , uyarıcı bir biçimde ortaya koyar. üretim cihazı ve bu cihazın ürettiği mallarla hizmetler , toplumsal sistemi bir bütün olarak satar ya da kabul ettirirler. toplu ulaşım ve haberleşme araçları , ikamet , yiyecek ve giyecek maddeleri , dayanılmaz , karşı konulmaz bir eğlence furyası ve haber endüstrisi , beraberlerinde belirli davranışlar ve alışkanlıklarla , tüketiciyi ister istemez üreticiye ve bu yolla da bütüne bağlayan belirli entellektüel ve duygusal tepkiler getirirler. ürünler , kişileri endoktrine eder ve yönetirler. kendi yapaylığına bağışıklık kazanmış , bir yapay bilinç yaratırlar. ve bu yararlı ürünler , giderek daha çok sayıda toplum sınıfları içindeki , daha çok sayıda bireylerin hizmetine sunulduğu anda , getirdikleri endokrinasyon bir propaganda olmaktan çıkar , bir yaşam biçimi durumuna girer. bu iyi bir yaşam biçimidir , eskisinden çok çok daha iyi. ve iyi olduğu içindir ki , niteliksel değişime karşı durur. işte böylece içerdikleri itibariyle , yerleşmiş düşünce ve eylem dünyasını aşan fikirler , istekler ve amaçlar yok edilerek ya da bu dünyanın ve bu düzenin kalıplarına indirgenerek bir tek boyutlu düşünce ve davranış kalıbı yaratırlar.

    ...

    bu noktaya varıldığı zaman , bolluk ve özgürlük kılığına bürünmüş olan tahakküm , özel ve genel yaşantının tüm alanlarına yayılır , tüm gerçek karşıtları ortadan kaldrıp bütün içine karıştırır , tüm alternatifleri yok eder. teknolojik mantık , tahakkümün güçlü aracı durumuna geldikçe , siyasal niteliğini ortaya koyar ; toplumun ve doğanın , aklın ve bedenin , sürekli olarak bu evrenin korunması için seferber edildiği , gerçekten totalitar bir dünya yaratır."

    (bkz: meta fetişizmi)
    (bkz: yabancılaşma)
  • 1898 - 1979 yılları arasında yaşamış olan alman politik filozof ve sosyal teorist. hitler almanyasında kaçarak 1934 yılından itibaren amerika'da yaşamaya başladı. hegel ve freuddan etkilendi. öğrenci hareketlerinin "guru"su olarak göze çarptı. gelişmiş endüstri toplumlarını karşıtlığı absorbe eden ve bir meseleyi tartışmaya engel olan her tarafı çevrelemiş bir bastırma sistemi olarak görmüştür. umutları işçi sınıfıyla değil; öğrenciler, etnik azınlıklar, kadınlar ve üçüncü dünya ülkeleri gibi marjinal topluluklarla beraberdir. en önemli çalışmaları: "reason and revolution"(1941) , "eros and civilization"(1958) , "one dimensional man:studies in the ideology of advanced industial society"(1964)