*

şükela:  tümü | bugün
  • kimse kimse ile uğraşmasın, konsantrasyonu bozmasın ve işine devam etsin anlamında.
  • cem yılmazdan bir örnekle;

    - güç birimleri devrede mi?
    - devrede devrede işine bak sen işine bak işine bak !

    ------

    - kaptan tam güç niye ver miyorsun? çok mu yakıyo?
    - böyle iyi
    - valla yol müsait kaptır git
  • işsizlik, memnuniyetsizlik ve buna benzer bir takım sebeplerle mesleğinden başka alanlara kayan kişiler için kullanılan şikayet cümlesi de olabilir. savunanlar haklı olabilirler tabi ki, fakat, bir bakınız etrafınıza, 10 kişiden kaçı kendi mesleğini icra ediyor? herkesin en az 2-3 branşı var ve asıl mesleğinin şartları zor olan, ya da kriz gibi bahanelerle iş bulamayanlar mecburen başka alanlara geçiş yapıyor. kendimden biliyorum evet, mesleğimden medet umsam, daha çok bekleyeceğime, en azından vakit ilerlesin, evde oturarak gerilemeyeyim diye mecburen başka bir alana yöneldim. başkasının hakkını yedin derseniz de, hayır kimsenin hakkını yemedim. antrenörlük yapmıyorum, onlar kadar maaş almıyorum, gözetmenlik yapıyorum. günümün yarısı bana kalıyor. en azından başkalarının kölesi olarak işe başlayıp, çalışmaktan soğumak yerine, iş yaşamına yavaş yavaş alışmaya çalışıyorum. buna da iş denmez gerçi.. ama var böyle bir durum.

    ukte verelim de belki dolduran olur.

    (bkz: mesleğini yapmamak)
  • kesinlikle sevgili ülkem için söylenmiş bir sözdür bu.
    zira bu ülkede herkes her şeyi bilir. herkesin her şey hakkında söyleyecek sözü, kesecek ahkamı vardır.
    bu yüzdendir ki yerimizde saymaktan ziyade hızla geriye doğru koşmaktayızdır.
    tabii bu koşuş gerçekleşirken "avrupa' şöyle iyi, amerika böyle güzel" diye söylenmeyi ihmal etmeyiz. bunun yanında "neden?" diye sormak da hiç aklımıza gelmez.
    ama ben sorayım, peki neden böyle?
    çünkü o iyi avrupa'da, güzel amerika'da herkes kendi işini ve yapması gerekeni yapıyor. (işten kasıt sadece meslek babında değil elbet)
    bu yüzden kendi alanlarında uzmanlaşıp ileriye doğru hızla yol alıyorlar.
    biz ne yapıyoruz? toplanıp oturduğumuz mekanda eğlenmemiz gerekirken hepimiz politika uzmanı kesiliyoruz, birbirimize salak muamelesi yapıp ortamın ağzına sıçıyoruz. yahut din konusuna dalıp yine karşı tarafa bi' salak damgası vurup kendi tarafımıza çekme çabalarına girişiyoruz.
    sonuç ne oluyor? bozulmuş sinirler, çalınmış bir eğlence, hırs, aptalca bir rekabet.
    ardından da avrupa iyi, amerika güzel oluyor.

    aslında bunların hepsini o tatmin olmayan egomuz adına yapıyoruz. tıpkı futbol maçlarındaki fanatizm gibi politikayı, dini ve diğer çeşitleri de hastalıklı bir fanatizmle takip edip tartışıyoruz.
    yapmayanlara da bok atıyoruz.
    "neden politikaya karışmıyor, neden yorum yapmıyor?" diye.
    yetmezmiş gibi bir de o hastalıklı, rekabetçi, aç zihniyetimizle sahip olduğu servetten olma korkusu yüzünden böyle olduğunu düşünüyoruz.

    halbuki doğru olan politikaya karışıp bok atmaması, kendi işini yapmasıdır. doğru olan kişinin kendi çabalarıyla kazandığı servetine sahip çıkmasıdır.

    ve bunu yapan en önemli, en ünlü isimlerden biri cem yılmazdır.
    tebrikler cem yılmaz.
  • "üstüne vazife olmayana karışma, onların bir bileni var" demekdir.

    kişilerin kendini geliştirmek okumak anlamak için emek harcaması şartıyla, siyaset yapmak herkesin işidir. bunu yapmayan toplumlarda bireyler kendi mesleklerinde ne kadar yetenekli ve mahir olursa olsunlar ancak bir "sürü" oluştururlar. amerika da esasen böyle bir yerdir. oy davranışı birbirinin kopyası iki parti arasında dow jones endeksine göre oluşan seçmenler müsameresi. çok küçük bir azınlık kendi işleri olarak iktidarı elegeçirmek ve onu elinde tutmaya odaklandığı için tüm bu kendi işinde mahir kaliteli insanların emekleri üzerinde saltanat sürer; üstüne üstlük kendilerini asil üstün vs. ilan ederler. tarih bunu yazar. ne zaman kişi kendi işi olan tarla çapalamaktan başını kaldırdı, içine doğduğu düzende bir yanlışlık olduğunu farketti köle ayaklanmaları meydana geldi, köylüler ve düz vatandaşlar kafasını kaldırdı ve saltanatı yıkıp ulus devlet temelli hakimiyet hükümranlık kavramını cari kıldılar. işi okumak ülkesinie mesleği ile faydalı olmak olan üniversiteliler ülkelerinin avrupa ülkelerinin sömürgersi olduğunu farkedip, 60 tane ülkenin bundan sadece 50 yıl öncesinde kurulmasını sağladılar. dünyanın %40'ı sol sosyalist yönetimlerin kontrolüne buna benzer işi gücünü bırakıp siyaset yapanların yaptığı devrimlerle geçti ve nerdeyse 70 75 yıl yaşadı, dejenere olmuş şekilde de olsa hala yaşıyor bir kısmı bu rejimlerin.

    "herkes kendi işini yapsın" aslında son derece politik hatta militan bir tutumdur. varolan sistem ve onlar çerçevesinde çoğunluğu sikenlerden memnun olmayı gerektiren bir sosyal konumda olmakla ilgili ama ahlaksız ve menfaatçi bir tavırdır. cem yılmaz da "siyaseye karışmayarak" bu tavrın bir parçasıdır.