şükela:  tümü | bugün
  • hemen hemen herkesin içinde bulunduğunu düşündüğüm kısır döngü, herkesin yapmak istediği şeyler, gerçekleştirmek istediği irili ufaklı bir takım hedef ve hayalleri var hayatında, fakat kimsede oturduğu koltuk , yahut yattığı yataktan kalkacak bir takat yok sanırım, bir kolları sıvama azmi yok kimsede, bu miskinlik bu uyuşmuşluk bu boş vermişlik nedir bilimsel açıklaması varmıdır bilmiyorum, bildiğim birşey varsa bu ülkede yaşayan 20-35 yaş arası kitlenin %90'ının 65 yaşında dede gibi takıldığı sorunsalı. new yorkta sabah 6'da yattığı yatağından kalkıp sabah sporunu yapmak için yola koyulan diğer taraftanda köpeğini gezdiren 50 yaşındaki katy'ye, 55 yaşındaki brenda'ya bakıyorum kadının suratında bir yaşam enerjisi, bir pozitiflik, bir mücadele ruhu var, bizim 25 yaşındaki atakanlarımız, canerlerimiz, ecelerimiz, denizlerimiz de evde yatıp, instegramdaki arkadaşlarının fotoğraflarda gözüken mutluluklarını izleyerek iç geçirsin ve yaşamak yerine sadece hayatı seyretsin... bu problemin temelinde yatan gerekçe siyasete bile bağlanabilir, ama psikolojik olarak açıklanmaya daha çok ihtiyaç duyulan bir konu gibi.
  • son derece doğru bir tespittir.
  • işte o öküz gibi oturmayanlar zaten bir şeyler başaranlar.

    çok zor şartlardan çıkıp spor, sanat gibi dallarda büyük başarılar kazanıp hayatını kurtarmış insanlara bir bakın. hepsinin o fazladan fedakarlığı yaptığını göreceksiniz. garsonluk yapıp, modellik yapıp kazandığı parayı grubunun albüm kaydında kullanan insanlardan bahsediyoruz. yaptıkları zaten o yüzden bu kadar kıymetli. yetenek dediğiniz doğuştan gelen bir şey, lakin üstünü tamamlamazsanız hiçbir anlamı yok.

    "bahane göt gibidir, herkeste bulunur" derler, çok doğru bir laf. bahanelerin çok geçerli de olabilir, ama nihayetinde bahanedir. birileri yaparken sen yapamadığın sürece hayat sana "aa bahanelerin çok haklıydı, o yüzden al sana benden avans" demiyor. işin yüzünden yeteneğin olan dala mı yoğunlaşamıyorsun? o zaman ya günde 2-3 saat daha az uyuyup çalışacaksın, ya da işi gücü bırakıp tüm hayatını riske edip hayalinin peşine düşeceksin. zor mu? çok zor, ama yapan yapıyor işte.

    birlikte çalışmışlığım olan iki arkadaşım var. ikisi de dürüst, iyi çocuklar, eli yüzü düzgün, yakışıklı adamlar.. birisi iyi bir vokal, diğeri ise çok çok iyi bir vokal. iyi vokal olan arkadaşım üniversite zamanında istanbul'da güzel bağlantılar kurmuş, bir ara izmir'e dönmüştü ama şimdi tekrar istanbul'a yerleşti, orada hem müzik yapıyor hem de türkiye'nin duayenlerinden birinin tiyatro ekibiyle turluyor, yeri geliyor başrol oynuyor. çok çok iyi vokal olan arkadaşım ise bir yetenek yarışmasına katıldı, haksız şekilde elenmesine rağmen gayet güzel derece aldı. harika insanlarla çalışma şansı buldu, ülkenin çok saygıdeğer müzisyenlerinden biriyle hala iletişimi var. bu adam da istanbul'a gitse önü çok açılacak, ama ailevi sebeplerin de etkisiyle gidemiyor. izmir'de barlarda söylemenin çok ötesinde işler yapabilecekken potansiyelinin altında kalıyor. bahanesi geçerli gerçekten, kolay değil ama yine de eline geçen fırsatların bir kısmı da bir daha gelmeyecek belki.

    özet: öküz gibi oturmasanız bile hayallerinize ulaşmak çok zor, lakin öküz gibi oturunca tarkan olsan, michael jackson olsan yine gelip keşfetmez kimse seni.
  • kuruduğu hayallerin veya koyduğu hedeflerin realiteyle yakından uzaktan bir alakası olmamasından kaynaklanıyor olabilir.

    asgari ücretli birinin kuruduğu veya koyduğu hedefi, ev alıp orta sınıf bir arabadır. biraz düşünse zaten bunun imkansız olduğunu fark edecek; ama bu hayaller sayesinde hayatta tutunduğu riyakarlığına aldanıyor.

    ve ayrıca, kolaya kaçmak gibi bir gerçeklik var bu toplumun.
  • motivasyon eksikliği ve depresyon ile açıklanabilecek durum.
  • kardeşim:
    "abla, en verimli yıllarımı çekyatta sığır gibi yatarak boşa geçiriyorum."

    (işsizdi)
  • insanların elinden bir şey gelmiyor iyi hissetmek için, çok da yüklenmemek lazım.
  • bunun türlü sebebi vardır da, genetik hıyarlığı ve maddi imkansızlıklardan olanları çıkarırsak temelde alışkanlık gibi geliyor bana. bizim millet çocuğunu "otur oturduğun yere, aman evladım otur dersini çalış, otur ödevini yap, zıplama otur, çok uzaklaşmayın hatta evde oynasanıza hadi oturun şöyle "gibi telkinlerle büyütmeyi seviyor. e çocuk da hayalleriyle yaşayan bir öküze dönüşüyor olabilir tabi sonuç olarak.
  • hayalleri gerceklestirmek icin harekete gecmemek, harekete gecip basarisiz olmaktan daha guvenli oldugu icindir belki de.

    yaniliyor olabilirim fakat oyle saniyorum kisinin kendisine kendisini tanimlamasi gercek yasamdaki birebir hali, duygu, dusunce ve tavirlari ile beraber bir de dokunulmaz duvarlar arasina insa ettigi `diger hali` ve o halinin alternatif hayali evrenindeki devinimleri oluyor. kurgu bazen o kadar guclu oluyor ki ve bildigimiz gercek yasantidaki halinden o kadar kopuyor ki yine ayni lisi kendini o hayali alternatif ya da paralel evrende tanimliyor.

    `ben` hissi cok guclu kiside, yasamla es deger. olme korkusu da hatta, benligi kaybetmekle ayni; yok olma hissi kisinin bir sekilde hala basa cikamadigi bir gercek. haliyle kisi, kendisini gercek dunyada idealindeki hali ile bulusturamadiysa, su ya da bu sekilde paralel, alternatif, bazen utopik bir alternatif varolusta, yeniden konumlandiracak. ve o konumlandirmayi, `asil`, `olabilecek olan`, `olmasi gereken` olarak tanimlayacak.

    bildigimiz haliyle gercek olan evreni ve konumunuzu, yani varliginizi ve benliginizi dusunun. oyle bir varlik ki su ya da bu sekilde bir baska halin, varligin hayalini kuruyoruz. su ya da bu sekilde, o ya da onlar sebepten geldiginiz yer ya da gectiginiz yerlerden biri orasi. alternatif organize ediyor, paralel kurguluyorsunuz.

    ve yine bir sekilde, o alternatife ya da paralel halinize gecis yapmaya calistiginizi dusunun. bilinc duzeyinizden bagimsiz, survival gudunuz yaptiginiz seyin kumar oynamak oldugunu biliyor. bazen bu kumar hissi guc veriyor insana farkinda olmadan, bazen ise zincirlere vuruyor. kisinin kendini sabote etmesi de boyle. comfort zone konfor hissi, konforlugundan degil de garanti altina alinmis bir varolus alani yarattigindan. hareket edilmedigi zamanki varlik garantisinin verdigi sozde rahatlik, kurgulanmis ve arzulanan `diger` halin yoklugunun verdigi huzursuzlugu ise karsilamiyor, cunku daha iyisinin daha canlisinin olabilir oldugunu hissettirdi o digeri, kurgu ya da da degil. sonra geliyor tatminsizlik, aynilik, affektif kuntluk, anksiyete.

    adim atan ise risk aliyor.

    adim atan, olmekten de korkmuyor . haliyle o adimi atan, gercekten yasiyor, digerleri adim atmazken kendi rutininde kendine yasam ve his alani yaratmaya calisirken, yani aslinda o yatattigi esnalarda bile hayal dunyasinda iken.
  • beni derinden sarsan tespittir.