şükela:  tümü | bugün
  • son zamanlarda meslek liselilerin de kapıldığı inanç. adı üstünde bir mesleğe adam yetiştirmek için açılan bir okulun öğrencileri dahi biz de üniversite okumalıyız inancına sahip olmuşlardır. çoğu yerde meslek lisesi mezunu eleman ihtiyacı varken hala üniversite kapıları zorlanmaktadır. üniversite mezunu ve işsiz insan sayısı gün geçtikçe artmaktadır.
  • diploma meraklısı bazı işverenler yüzünden sahip olunan ve maalesef yetenekli insanların sırf 180 boktan gereksiz sorudan belli bir kısmını yanıtlayamadı diye harcayan inanç.
  • inanç tanımı son derece doğru bir tanımdır, lakin yanlış bir inançtır. üniversitenin lise mezunu çoğunluğun hayatına liseden sonra, hem lisede hem de üniversitede tabiri caizse inek olanlara dahi etiketten başka bir şey katmadığı gerçektir. sonuçta lise eğitimi sırasında öğrencilere gelecekte hangi mesleğe yönelmelerine dair herhangi bir oryantasyon da yapılmadığından, türkiye gibi sınıf farklarının önemli olduğu bir ülkede kendini üniversite mezunu olmalıyım şeklinde şartlandıran genç beyinler üniversite yıllarını birer kayıp yıllar olarak yaşamaya hem ailenin baskısı hem de ortaöğretim boyunca yönlendirmeme eksikliğinden veya yanlış yönlendirilmelerden mahkum durumda bırakılmaktadırlar. gelin görün ki bu genç insanlar sırf etiket uğruna kendi yetenekleri, zevkleri, yapmaları uygun olabilecek meslekleri kendi içlerinde keşfetmelerine olanak tanımaksızın en marka üniversitelerin en marka, en piyasa ve tabii ki geçim derdinden en çok para kazandırabilecek bölümlerine girmeleri için ailelerin çuvalla paralarını döküp özel hoca tutma merasimlerine, dershanelerin yarış atı muamelesine maruz bırakılıp bir de üstüne üstlük seneliği 20 milyarı geçen özel üniversitelere yerleştirilmek suretiyle adeta gelecekleri, karar verme, kendi için uygun olanı keşfetme ve seçme olanakları ellerinden alınmaktadır.

    aslında sorunun temeli ortaöğretimden başlamaktadır. bir yığın gereksiz bilginin adeta zorla aşılandığı bu zorlu hazırlık hariç 6 yıllık süreç o kadar kötü harcanmaktadır ki aslında ilkokuldan çıkan bir adam neredeyse üniversiteden de aynı şekilde çıkmaktadır. sonuçta pratik ve edebi bilginin yerine sadece ezbere dayalı bir eğitim sisteminin hüküm sürdüğü ortaöğretim kurumlarımızda ne adam gibi kitap okuma alışkanlığı aşılanmaktadır ne de birkaç azınlık okul haricinde adam gibi yabancı dil öğretilmektedir. bu noktada türkiye'de herkesin burun kıvırdığı meslek liselerinin önemi de aslında avrupa'daki örnekleri göz önüne alındığı zaman daha da ön plana çıkmaktadır. adı üzerinde genç insanlara ilerde yaşamları boyunca sahip olacakları bir meslek edindirmeyi vaad eden meslek liselerimiz de ne yazık ki gerek altyapı ve sistem eksikliğinden bu misyonundan ziyade öss'de bolca sıfır çeken öğrencilerden başka bir şey üretememektedir.

    ne o üniversite okuyoruz. üniversite kadar başınıza taş düşsün... onun da sayısı az ya başınızı acıtmaz...
  • neyse ki ozel universitelerden ekmek yiyen hoca ve idari personele, i$ciye ekmek kazandirmaktadir.
    ic talebi canlandirmaktadir.

    hem salak hem de parali.
    universitede okumali.
    istiklal, alkol, mac derken,
    gariban ekmegini cikarmali.
  • modernlesmenin getirdigi bir dusunce bicimi,**...
  • hicbirsekilde katilmadigim bir inanc. universite okumadim ama fbga ve pcb tasarliyorum. okuyanlarin da ellerinden opuyorum. calistigim firmanin da dunya uzerinde bir rakibi yoktur. demek ki universite okumayi sadece mesleki egitim olarak algilamamak gerekir.

    ps: yorumu ile katkida bulunan aysegul ben groupie oldum'a tesekkurler.
  • üniversite eğitimi bir hususta uzmanlaşmak isteyen, bir konuyu derinlemesine öğrenmek isteyen insanın, mesleki ayrıntıları bilmek isteyenlerin başvurması gereken bir eğitimdir.
    türkiyedeki gibi sanki lisenin doğal bir uzantısı muamelesi yapılan üniversitelerde "diplomayı alsam yeter. sonra istediğim işi yaparım" düşüncesinde binlerce insan vakit öldürürken, gerçekten bu konuları ayrıntılı öğrenmek isteyen insanlar sırf bu gereksiz kalabalık yüzünden eğitim imkanı bulamıyor.

    bir ülkede herkes müdür, herkes amir olamaz memur da gerekir çünkü. herkes mühendis olamaz, işçi de gerekir. herkes hoca olamaz öğrenci gerekir, herkes doktor olamaz, hemşire de gereklidir, hastabakıcı da gerekir. herkes avukat hakim, savcı olamaz mübaşir de gereklidir.
    şimdi olan ne peki? 4 sene iktisadi ve idari bilimlerde okumuş, illa ki ingilizce eğitim veren bir okulda mba, ardından üçbeş sertifika programı ve sonra bir banka gişesinde memur. e niye okudu o adam? niye harcadı o kadar emeği, zamanı, parayı? banka gişesinde memur olmak yönünde alsaydı eğitimini, hem kendini hem kaynağını israf etmeseydi?
    "müzisyenim ben kaset çıkardım" diye dolanan adamların hepsi övünüyor "ben uluslararasını bitirdim, ben psikolojiyi bitirdim" diye. e be güzel abim madem ben hayatımı müzik yaparak sürdüreceğim diyorsun ne diye gerçekten uluslarası gerçekten psikoloji gerçekten bilmemne eğitimi alıp o alanda ilerlemek isteyen bir insanın hakkını yedin yerini işgal ettin?

    genel kültür diyorsun öyle mi? öğreneyim ben bilginin iyisi kötüsü olmaz diyorsun? kendi kendine kitap okumayı, araştırıp öğrenmeyi beceremiyorsan, öğrenmek için illa birisinin sana sınav yapmasını ödev vermesini istiyorsan zaten fazlaymış sana o eğitim. ziyan etmişsin.

    bir ülkede ortalama eğitim ya 4 sene olmalıdır ya da herkes ordinaryus olmalıdır gibi aptalca genellemelere gitmek ancak eğitim seviyesi ilkokul 4 olan ülkelerin vatandaşlarına özgü garip bir kompleks olsa gerek. zira herkesin lise mezunu olmasını sağlamak, asgari eğitimi sağlamak, genel kültür sağlamak başka, herkese üniversite eğitimi vermeye kasmak başkadır.
  • bir zamanlar karsi cikiyor olmama ragmen bugun icin dusunuldugunde kismen destekledigim dusunce.

    ozet: herkes universitede okusun, bu kotu bir sey degildir. egitim, toplumun tum kesimlerine dissal faydalari olan bir birikimli surectir.

    sorun, ozellikle universitelerde kontenjanlarin kisitli olmasi, hem hazirlik hem de "secilme" asamalarindaki esitsizlikler (dershaneler, ozel dersler) ve yogun rekabetin sonucunda okuma istegiyle yanip tutusan genc beyinlerin egitim cemberi disina atilmasi, kisaca dislanmasidir. boylesine adil olmayan sonuclar doguran turkiye universite sistemi de toplumun ozellikle onemli bir bolumunden suna benzer tepkilere yol acmaktadir:

    - herkesin muhendis olmasi gerekmez, teknisyen de lazim.
    - herkesin makinist olmasi gerekmez, konduktor de lazim vb...

    isin garibi, yukaridaki tepkileri aslinda bu mesele bazinda birbirine zit olan iki ayri tarafin da ayni sekilde dillendirmesidir.

    oncelikle bir universiteye ya disiplinli calismalari icin bir engele sahip olmamalari (sicak bir ev, huzurlu bir aile ortamina sahip olup calisip para kazanmak zorunda olmamalari, kisacasi en az orta duzey bir yasam standardina sahip olmalari) ya bircok dershaneye gidip ozel dersler alabilmeleri ya da ailelerinin destegiyle ozel bir universitede okuyabilme sansina sahip olmalari sayesinde universiteye bir sekilde kapagi atmis ogrencileri ele alalim. bunlarin buyuk kisminin tuzu kuru oldugu icin geride kalan ve dislanan cogunlugu pek umursamayacaklardir. bu acidan bakildiginda, yukarida ornegi verilen tarzda soylemler universiteye girebilmis ancak ilgisiz ve bencil kimi ogrencilerin, onlarin yakinlarinin dusturudur:

    ebeveynler- benim kizim muhendis, oglum doktor olacak, cunku akilli ikisi de...herkes akilli degil ki.

    cocuklar- aldigimiz egitimler cok zor, ancak bizim gibi yillarca iyi egitim almis ogrenciler boylesine agir bir egitimin altindan kalkabilir, digerleri de hastabakici ya da teknisyen olsun bize nesi...

    ancak, bu gibi soylemlere kizilmamalidir, rekabetin insanin icine sokuldugu bir sistem sorunudur asil mesele.

    diger taraftan, bu tepkiler, istedigi mesleki egitimi alamayan ya da ozellikle istedigi bir alanda egitim alamayan ve en acisi da hicbir universite egitimi alma sansina erisemeyen genclerin ve ailelerinin kacinilmaz toplumsal tepkileridir. haklilardir. dislamanin ve rekabetin (exclusion ve rivalry) boylesine sert ve acimasiz oldugu bir sistemde bu cesit tepkiler elbette normaldir. bu tarafin temel hareket noktasi, bircok ise yaramaz kisinin (ozellikle ozel universiteler baglaminda -ki bu konuda kisisel gozlemlerim ve deneyimlerim oldukca genistir- ) universitelerde okuyabilme sansi bulmasi, bircok zehir gibi, istekli gencin okuyamamasidir.

    oyleyse, eger her iki taraf da benzer tepkiler veriyorlarsa sorun bu acidan yaklasimlarla cozelemeyecektir. bu durum oylesine ilginctir ki bir taraf durumdan memnun (tuzu kurular) diger taraf ise tepkilidir (dislanmislar); ama biri "akilli, zeki, egitsel ve dusunsel yetenekleri, ust duzeyde olan benim cunku benim egitimim daha kaliteli" demekte, digeri ise "universiteleri meslek okullarina cevirdiniz, onumuzu kapatip devletin ve toplumun kaynaklarini musrifce harcadiniz" demektedir.

    toplum vicdaninin zedelenmesine neden olan bu ciddi sorun yalnizca bir universite giris sistemi sorunu degil, toptan bir egitim ve kultur politikasi sorunudur. insanlari egitim yasamlarinin basindan itibaren ezberlemeye yonelten, arastirma, tartisma ve yaratim sureclerini dislayan, onlari birer tazi gibi yaristirip belli kaliplara sokmaya calisan bir sistem zaten bastan genc bireylerin kendilerini bulma sanslarini yoketmektedir. varsayalim, egitim sistemimiz bastan asagi yenilendi, ogrenciler ozgur iradeleriyle (bkz: free will) sorgulayici, arastirici birer birey olarak yetistirildiler. bu toplumun her kesimini kapsayan bir degisiklik olur muydu? hayir. bugun zaten bircok ozel okulda egitim, daha ilkogretimin ilk yillarindan itibaren, buna benzer sekilde verilmektedir. ama bilindigi gibi turkiye'de her sey once istanbul'da uygulanir, ardindan ankara'da.. izmir, bursa, adana ve gaziantep vb.. buyuk sehirlerimiz ise uvey evlat muamelesi gorurler. diger illeri, hele dogunun unutulmaya yuz tutmus ilce, koy ve mezralarini saymiyorum bile. peki turkiye'nin dort bir yanindaki binlerce lise ve dengi okulda buna benzer bir degisim olmazsa sorun cozulur muydu? asla. gene metropollerdeki ogrenciler kolayca sinavi kazanacak, hatta esitsizlik daha da artacak, farklar daha da belirginlesecekti. oyleyse cozum egitimin nitelikli hale gelmesi degil ayni zaman da yayginlasmasidir.

    diger yandan kimilerinin iddia ettigi gibi universite sayisini arttirmak sorunun yalnizca gorunen yonunu cozume kavusturmaktadir. oysa hali hazirdaki universitelerde bircok sorun vardir ve cozulmeyi beklemektedir: ozellikle genel butceden arastirmaya ayirilan paylarin darligi, bir cok dost, tanidik ve ahbabin arastirma gorevlisi ve ogretim uyesi olarak atanmasi sonucunda kadrolardaki asiri sisme ve yozlasmalar, devlet universitelerinde ogretim uyelerine verilen dusuk ucretler neticesinde ozel universitelere yonelik mesleki gocler ve sonucunda egitimde kalitesizlesme, lisedeki bozuk sistemin belli noktalarda "sekteye ugratilmadan" aynen devam etmesi, ogrencilere demokratik bir ortam sunmayan yonetimler, yok'un bir jandarma gibi varligi, yasaklar vb...

    peki sonuc nedir?

    - universite oncesi egitim hem cografi hem de sinifsal konumlanis acisindan buyuk farkliliklar arzetmektedir.

    - universitelerdeki kontenjan darligi bircok ogrenciyi sistem disina atmaktadir.

    - ozellikle ozel universitelerin varligi, esitsizlik duygusunu percinlemekte kamu vicdanini rahatsiz etmektedir.

    - universiteler icsel ve sistemsel sorunlari hayli fazla olan gittikce yozlasan kurumlar gorunumundedir.

    - universite mezunlari arasindaki issizlik cok yuksey duzeydedir.

    sonuc olarak, tum egitim sistemi adaletsiz ve esitsizlik barindirmaktadir, bu aciktir. ancak egitim, toplumun tum kesimlerine dissal fayda sagladigi icin, devletce desteklenmektedir, daha da desteklenmelidir. bakkalin muhendis, taksicinin iktisatci olmasi gibi ornekler, kaynaklarin yanlis tahsisine degil, genel issizlik neticesinde ac kalmamak icin yapilmaya mecbur kalinan islerin, kisacasi issizligin ne kadar fazla ve daha da onemlisi is piyasasinin nitelikli islere olan dusuk talebini gostermektedir. bu astronomi bolumunde okuyan ogrencilerin de macar dili ve edebiyati'nda okuyan ogrencilerin de az cok basina gelebilecek, bir plansizlik sorunudur. devlet, kimi bolumleri acarken buradan mezun olacak ogrencileri dusunmemekte, onlara is sahasi acmamaktadir.

    ama gene de sahsi fikrim herkes universitede okursa toplumun genel iyiligi icin iyi olacagi yonundedir. egitimli bir toplum cogu zaman daha saglikli, daha sorgulayici, hakkini daha iyi arayabilen bireyleri yetistirir. boylesine bir dusuncenin ardinda elbette sistemdeki -yukarida bahsettigim- esitsizliklerin, adaletsizliklerin ve bozukluklarin ortadan kaldirilmasi sartini kosuyorum...

    ancak, bunun boyle sistemde olacagina kesinlikle inanmadigimi belirtmek isterim:

    egitimde esitlik ve adalet kapitalist bir sistemdeki en buyuk utopyadir. bugun amerika, fransa ya da ingiltere gibi "gelismis" batili ulkelerde bu tur bir esitlik ve adalet yoktur, beklenmemelidir, cunku rekabet cok serttir. devletin (kapitalist olmadigini kastettigim aciktir sanirim) bu konuda direk mudahele edip esit, parasiz bir egitim vermesi onemlidir, gereklidir.. boyle bir durumda da herkesin universitede okumasi gerekip gerekmedigi tarzinda sorular abesle istigal edecektir.