şükela:  tümü | bugün
  • esasında ortodoksi geçmişe bugünden bakan, herşeyi kalıplara yerleştirip öyle anlayanların pratiğiyken, heterodoksi de toplumların zamana ve mekana göre durmaksızın değişen (burada özellikle din) çeşitlemeleridir. mesela osmanlı devlet dini hiç de öyle yaşar nuri öztürk ya da keza diyanet işleri islamı olmayıp tasavvuftu. bu ahval ve şeraitte klasik ortodoksi-heterodoksi ayrımına göre değerlendiricek olursak, tasavvuf=ortodoks islam olur, e öyle de değildir yani... pes doğrusu.
  • eski yunanca soylu bir kelime. heterodoksia
    ortho (doğru) doksia(inanç, yol, öğreti) yani doğru yolken,
    hetero (diğer, öteki) yani; öteki yol anlamındadır.

    terim olarak da heterodoksi genelde dinler ve dinsel öğretiler için kullanılır.(genel olarak felsefe hatta ekonomi için bile kullanıldığı olur) bir öğretiye heterodoks derken o öğretinin ana-akım tarafından kabul görmediği vurgulanmak istenmektedir. yani yoldan çıkmış ya da sapkınlar olarak da okunabilir. dolayısıyla heterodokslar kendilerine heterodoks demez, aksine çoğu heterodoks görüş, asıl sahih olan görüşün kendileri olduğunu ve aslında ortodoks olarak bilinen görüşün zaman içinde yozlaştığı için kendilerinin "öze dönüş" olduğunu iddia ederler. islam heterodoksisi olarak bilinen aleviliğin entellektüel kesiminin "biz islam'ın özüyüz" demesi gibi.

    genellikle hıristiyanlık için kullanılagelen bir terim olmasıa karşın uzun bir süredir islam'ın da bir heterodoksisi olduğu tartışılmaktadır. örneğin aleviliğin yanı sıra bir zamanlar sunni islam tarafından zındık kabul edilen tüm yol ve tarikatları da bu sınıflandırmaya tabi tutmak ya da bu tartışmanın içinde olduklarını söylemek mümkündür.

    melamilik, hurufilik, bektaşilik, mevlevilik vs. tabii tüm bu yollar aynı zamanda batıni yani içrek ya da ezoteriktir.

    içrek olmak heterodoks olmakla aynı anlama gelmemekle birlikte çoğu zaman iki özelliği birlikte bulmak mümkün olur. zira ortodokslar iktidarda olduklarından tarih boyunca kendilerine karşı olan akımlara çeşitli takibatlar uygulamışlardır. dolayısıyla heterodoks yollar aynı zamanda gizli, mistik ya da en azından batıni olmayı seçmişlerdir.

    heterodoksinin kesin olmayan ama genelde gözlemlenen bir özelliği de yerelliktir. eğer söz konusu yol kavime dışardan gelmiş yabancı bir dinse heterodoks akımlarda eski dinlerin etkileri gözlemlenir. türk aleviliğinde anadolu ve asya dinlerinin etkileri, kürt aleviliğinde zerdüşt dini etkileri, hint islamındaki budist yönelimler gibi.

    dolayısıyla heterodoksi konusu oldukça zengin ve ciddi araştırlamarın yapılması gereken ama yine ortodoks kafalar tarafından sulandırılıp örtülmek istenen bir konudur. zira heterodoksi tarihi katliamlarla ve isyanlarla da doludur.

    ülkemiz yazarlarının bazıları bu konu üzerinde durmuşlardır.

    reha çamuroğlu:
    tarih heterodoksi ve babailer
    sabah rüzgarı

    prof. dr. ahmet yaşar ocak:
    alevi ve bektaşi inançlarının islâm öncesi temelleri
    osmanlı toplumunda zındıklar ve mülhidler
    babailer isyanı yahut aleviliğin tarihsel altyapısı

    etem xemgin:
    aleviliğin kökenindeki mazda inancı ve zerdüşt öğretisi
  • alışılmış, merkezi inançların dışına çıkan, kaçan sistemler. (anadolu aleviliği, nusayrilik gibi)
  • teolojik olarak; kabul edilmiş resmi din anlayışına, yani ortodoksiye karşıt, aykırı, uzak olan inanış.
  • dinlerin öteki'si.
  • biçiminden daha çok heteronormatif ortodoksi'nin portmantosu gibi duruyor. yeni üretilmiş bir kelime olsaydı anlamı bu olurdu belki.
  • "kara büyücüler arkalarında çok az iz bırakırlardı ve bizim onlara ilişkin bilgimiz, din adamı-sihirbazlara ve ruh kovuculara karşı alınan önlemlerin kayıtlarıyla sınırlıdır."**
    rollo ahmed, the black art

    "bir kimsenin yalnızca kendisine düşman olanların ağzı ile konuşabilmesi oldukça garip bir kader olsa gerektir. ne var ki bu durum kendilerine ait yazıları galipler tarafından dağıtılmış ya da imha edilmiş azınlıklar, ayrılıkçılar ve dini yada siyasi marjinal gruplar için çok yaygın bir genel yazgı olagelmiştir. böylece bu gruplara ilgili imaj düşmanın gözü ile sansürlenmiş ya da çarpıtılmıştır. bir kimse nasıl olur da tarihçi ve tarihin gerçek aktörü arasında duran bu engelin -sapkın mezhep yazarının sesi, cadı avındaki savcı, kolonileştirilen kabileleri anlatan işgalci- üstesinden gelebilir? bu gerekli fakat çarpıtıcı ve önyargılı tanıkların bakış açısı hatalarını elimine etmek nereye kadar mümkün olabilir?"
    giovanni floramo, a history of gnosticism

    post scriptum: çarpık bir muhayyilenin ürünü olarak her türden heretik odağa karşı takınılan lakayıt tavır. evet, bilinçli yada bilinçsiz, var böyle bir tuhaflık. yahu, senin bile aklettiğin şeylerin hesabını kitabını kadimler bilmez mi? ah! tur bindirilenin gülünç, yol vermeyen öndeliği... mesela friedrick von norstrand, ortaçağın şeytanla faustvâri anlaşmalarıyla ünlü satanistlerini şöyle müdafaa ederek hayli sarsmıştı beni;

    "...böyle düşünmemelisin, oğlum. o insanlar ne istediklerini biliyorlardı. bunun için de gereken bedeli ödemeye hazırdılar. günümüzde bu tür şeylere inanmayıp gülüyor ve geçiyoruz. oysa biz öğrendiğimiz küçük şeylerden bile korkuyoruz. o adamlar yalnızca bilmedikleri şeylerden korkarlardı."*

    kafanızı yormayın, kendi işinize bakın yani.

    "kötülüğün erdemlerinin tam arkasında durduğunu, onların kaçınılmaz tözü olduğunu biliyor muydun? şeytanı bin yıl boyunca dipsiz derinliğe hapsettin ve bin yıl boyunca ona güldün çünkü bir çocuk masalı olmuştu. oysa tüyler ürpertici olan başını bir kaldırsa dünya ürkerek geri çekilir." carl gustav jung

    our witchcult grows...
  • (bkz: ehli bidat)