şükela:  tümü | bugün
  • birisine heyecanlı ya da değil hayatından ya da herhangi bir şeyden bahsederken sana öküz öküz, boş boş yanıtlar vermesi sadece heves kırmaz kıl da eder.
  • tam adım atarken birilerinin sizi iteklemesidir. (a.k.) ayrıca,

    --- spoiler ---
    ’’okunur olsun diye derdimi kısaca anlatacak değilim, işinin adı ne, oku. iyi dinle şimdi, lisedeyim.
    3000 kişilik düz lisenin, gene düz ve bence en kısa boylu öğrencisiyim. kısa boylu olmaktan da nefret ederim. nefret diyorsam şimdilerde öyle, o zamanlar güzel kızların hepsi okulun süper lise kısmında istihdam ediliyor, sınıfta başımı döndürecek güzellikte hanım olmadığı için boyumla ilgili sıkıntım da yok. kendimi matematiğe verdim, sağolsun matematik de kendini bağa virdi.
    öğle yemekleri için henüz anama net bir tavır koymuş: ’bize para ver, öğlen okulda yiyeceğiz artık yemeğimizi’ demiş değilim. çünkü amcamın oğluyla babamın bürosunda, babamın odasında tavla oynamadık daha. oynayalım, o da ayrı bir heves kırılması; babam çok sinirli adam, bi dünya laf ediyor. napıyorsunuz lan burda diye gürleyince, bi daha gitmiyoruz birosuna yemek yemeye. üç beş ay sonra, niye gelmiyorsunuz oğlim biroya dedi tabii ama cam gibi kalbimiz kırılmıştı amıniyim, gider miydik artık birosuna.
    sidikli sekreterin izinli olduğu bi gün de dışardan yemek söyleyemedik; lokantacının, yemek parasını hesaba yazmak için bize itimadı yoktu. o gün de bi melemen çalışmam olmuştu, allahtan o zaman babaya yakalanmadık. menemenin içine salatalık koyup pişirince mutfak penceresinden havalandırma boşluğuna dökmek zorunda kaldık yemeği. salatalığı o gün bugündür pişirmem ama o gün aç kalınca taşı ısırdık.

    ne diyordum, okul evet. zil çalmış çıkacağız, ama kimlerin önce okulun kapısından dışarı çıkacağı çok önemli. o yüzden arkamda ruarağooo ğuuuuuuuuu aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa uğultusu-gürültüsü, hızla iniyorum basamakları. padaküt pataküt derken (galiba biri itekliyor) dört basamak kala uçuyorum merdivenden. bum, yerdeyim. her tarafım toz içinde. kalabalık, geride bıraktıkları rakip için ooouuu diye memnuniyetini ifade etmekten geri kalmıyor. sersemlemişim o arada, hemen toparlanmaya koyuluyorum. tam kalkıyorum, bir el kulağımdan yakalıyor. beni okulun serserileriyle karıştıran müdür yardımcısı. fare suratlı adam, ne koşturuyorsun len, atlı mı kovalıyor diye azarlıyor beni. anana koşuyorum diyecem ayıbolacak. sanane lan, koşuyorum da sana mı koşuyorum diyecem o da ayıp. ne desem ayıp (lan ben sana neyse bişe demiyorum). mal gibi, kulağımı bıraksın da gideyim diye bekliyorum. o ara bizim sınıfa yanlışlıkla gelmiş güzel bir kız beliriyor. elini ağzına götürmüş kıkır kıkır gülüyor halime. kim bilir kaç dakkadır o halde öyle kıkırdıyor. tabii ben de bunun üstüne hemen tehditkar bakınca, kız elini ağzından çekiyor, içinden içinden hala kıkırdarken de özür dilerim filan diyor, ayy sinirlerim bozuldu edasıyla. sinirini de seni de sikerim diye bakıyorum, bakıyorum müdür yardımcısı piçi de kulağımdaki elini gevşetmiş, çekiyorum kulağımı koşarak uzaklaşıyorum ordan. lan böyle haysiyetsizlik olur mu, kulağımı kopartacaktı şerefsiz.
    kapıdan çıkınca, amcolunu bekliyorum. o kız da çıkmıyor kapıdan bu arada. beklerken bakıyorum ki fare suratlı müdür yardımcısı o seksi ingilizce öğretmenine bakışlarıyla kur yapıyor. dünyanın çivisi çıkmış, kadına hava atacam diye kulağımı çekmiş demek ki. anasını, avradını, allahını, peygamberini, kitabını dümdüz giderken geliyor amcamınoğlu. noldu lan sana diyor, yok bişe hadi gidelim diyorum, büroya doğru gidiyoruz.
    büroda, habire çantasında taşıdığı o büyük bıçağı gösteren sekreterya karşılıyor bizi. gene bıçağını gösterir herhalde. neyse, bıçağı göstermiyor, yemek söylüyor üçümüze. çok sonraları döner bıçağıyla lime lime doğrandığını duyuyoruz gazetelerden. vay amına koyim diyip gözlerimi oğuşturuyorum, hayalmiş sadece.
    yemeği yiyince tavla oynayalım diyorum amcoğluna. amcoğlu uyarıyor beni, baban gelirse ikimizi de siker diyor, şantiyeye gitmiş işte olum, gelmez o diyorum veriyoruz tavlanın gözüne. heyhat, o sinirle babamın sinirini unutmuşum. pat diye geliyor bu.
    baba: napıyorsunuz lan burrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr da!
    amcaoğli: (bırrrrrrrrrrrrrrr) amca tavla oynuyorduk, bitince kaldıracaktık tavlayı yerine.
    baba: laaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaannnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn burası kahvehane mi (gözler iyice yerinden çıkacak kıvamda)
    tüydük. kısmetsiz günmüş o gün. dönüş yolunda dedim ama amcoğluna: bi daha gelmeyelim amına koyim buroya, anlasın kıymetimizi. amcoli, lan ne kıymeti, adam delirdi görmedin mi, evlatlıktan reddediyordu az daha diyor. doğru doğru haklısın... ama gene de gitmeyelim bi daha diyorum, yürüyoruz.’’
    --- spoiler ---

    lan ayrıca,
    -iki dakikalık özgürlük hevesiydi oysa.
  • hevesle, çok istenilen bir şeye doğru koşarken birinin çelme takması gibi bir şeylerdir.
  • 5 yaşındayken, babanın aldığı aterinin adaptörünün bozuk çıkması.*
  • insanın hevesi en çok kendisinden, tembelliğinden ya da aklının umursamazlığından kırılır-imiş.
  • bütün bi hafta boyunca haftasonu arkadaşlarla yapacağın party için hazırlık yaptıktan sonra bir gün öncesinde gelmesini en çok istediğin davetlilerden birinin işi çıkması.
  • genekde elinizi uzattığınızda dokunabileceğiniz kadar yakınınızda olan şeylerdir.
    fark etmez mesafeler...
  • sizin yerlere göklere, uzayın ucu bucağı olmayan sınırlarına sığdıramadığınızın sizi hep başkalarıyla kıyaslaması, sizin yanınıza hep birilerini koyması gibi şeylerdir bazen.
  • benim için satış danışmanı olmuştur...şimdi ben t shirt almak için bir pull and bear mağazasına gittim ve gözüme mağazadaki kot pantolonlar takıldı, ben de aralarından modeli hoşuma giden bir tanesini seçtim ve denemek için kabine gittim...bu markanın pantolonlarının kesimi avrupalı richard'ların, oskar'ların çöp bacaklarına göre yapıldığı için bir beden büyüğünü deneyeyim dedim haklı olarak...her neyse pantolonu giydiğimde üst tarafı azıcık sıkmasına rağmen öyle bir oturdu, bacaklarımı öyle bir fit gösterdi ki kendimi o dar bacaklı avrupalı erkekler gibi hissettim ne yalan söyleyeyim...normalde hiç özenti biri değilimdir, takılmam böyle şeylere ama o an gaza geldim ve kendimi çok beğendim...o sıra aynaya bakıp egomu okşarken arkamdan bir ses ''o pantolon size küçük olmuş, bacaklarınızın üst kısmı çok geniş olduğundan dar gelmiş'' dedi ve benim tüm hevesim kırmaktan ziyade hevesimin amına koydu çok özür dilerim...iki dakika kendimi iyi hissedeyim dedim ama o da satış danışmanının sayesinde yalan oldu...ben de 38 beden giydiğim halde 42 beden bir pantolon ile çıktım mağazadan...

    (bkz: bu da böyle bir anımdır)