şükela:  tümü | bugün
  • tv yüzonbir'de (https://www.youtube.com/user/tvyuzonbir) yayınlanacak yeni bir program. bu cumartesi (30 kasım 2016) 22:30'da başlıyor.

    hamdi akyol, muhammed nur anbarlı ve mehmet fatih kutan'ın "herkesin konuştuğu konuları bir de herkesleşmeden -gündemin tuzağına düşmeden kendi muhabbetinde yol alarak- konuşması"nı izlemek isteyenler için...

    programın tanıtım jeneriği: https://www.youtube.com/…l/uc-vio8hpp2mgratpk2gpohq
  • ilk bölümünü buradan izleyebileceğiniz porram.
  • hamdi akyol'un muhabbetine doyum olmuyor;

    özellikle kendisine küfür eden anonim yazarı bulup ders vermesi daha sonra anlattığı şehre küstüm hikayesi bombaydı

    bir eleştiri: çekim yaptıkları mekan çok dar, konuşmacılar da rahat oturamıyorlar belli. daha geniş bir ortamda yayıla yayıla otursalar hem kendileri hem de izleyenler olarak biz, daha rahat ederiz.
  • samimi bir atmosferde gerçekleşen program. hem tecrübelerden hem de gözlemlerden süzülerek paylaşılan cümleler, bir dost/muhabbet meclisi çerçevesinde yansıyor. konuşmacılar arasında söz kapma yarışı yok; ana başlığın ekseninde açılan ve gelişen konuya dair kimin heybesinde daha ilginç cümleler var ise söz hakkı ona geçiyor. bu devridaim esnasında konuşmacıların birbirlerine zaman zaman takılmaları ise, aralarında yıllara dayanan bir dostluğun ve hatrın olduğunu gösteriyor. bana göre programı doğal yapan en önemli ve hoş etken de bu.

    ki ele aldıkları konuları da klişe açılardan değerlendirmiyorlar, izleyicinin dikkatini yakalayacak noktalardan yola çıkıyorlar. örneğin "tarih bilinci"ni işledikleri son programda (5. bölüm), muhammed nur anbarlı, tarihe merakının nasıl başladığını ve okuma yolculuğunun ilk adımlarını anlatırken eski(mez) dostlarımız olan çizgi romanları andı, çizgi karelerin ve kahramanların bu konularda nasıl bir merak tetikleme unsuru olabildiğini "türk tarihini tarkan'dan, osmanlı tarihini de kara murat'tan öğrendim" diyerek esprili bir dille çok güzel özetledi. biz de "ders kitabının arasında çizgi roman okuyan nesil" olarak selâmı almadan ve gülümsemeden edemedik tabii. hamdi akyol'un ise ingilizlere olan antipatimizi "kırmızı urbalılar"a bağlaması nükteli ama çok da doğru bir tespitti. o yıllarda abilerin hayatımızda nasıl bir rol modeli olduğuna ve ebeveynlerin çizgi romana bakışlarına dair söyledikleri de benzer/yakın dönemlerden geçmiş olanları buruk bir şekilde gülümsetecek kadar anlamlıydı. ciddi ve güncel meseleleri konuşurken eski güzel günleri ve dostları anarak geçmiş ve bugün arasında köprü kurmaları çok iyi oluyor. lakin gelecek bölümlerde de "tarih"le ilgili konuşmaya devam ederler umarım.

    mekân konusundaki tercihlerini ise ilk bölümden beri takdir ediyorum. aman değişmesinler! zira böyle keyifli ve hoş bir kültür muhabbeti, büyük salonlu/tavanlı ama yapay atmosferli mekânlara değil, ancak böyle daha sıcak ve samimi bir yere yakışırdı.