şükela:  tümü | bugün
  • ilginç olurdu aslında. hatta güzel de olurdu. mürekkebin samimiyeti diye bi şey var nitekim.
    (bkz: hiç tanımadığın biri ile dertleşmek)
  • 1997-2000 yılları arası yaptığım şahane eylem.. dolu posta kutusunun ya da kapı altından atılan zarfı görmenin bünyede yarattığı ürpermeyi hiç bilemeyecek bir nesil var, üzülüyorum..
  • öyle birşey isteyen arkadaşı 3 4 kez reddetmişliğim vardır.

    olum e-posta yaz illa mektup arkadaşı istiyorsan. ne demek her hafta kompozisyon yaz, git postahaneyle uğraş, hem de bi mesajcık uzağındaki adama..
  • yıllar önce bir japon profesörün 20 türk posta memuru ile yaptığı eylem. hikayesi için

    (bkz: japonya'dan sevgilerle)
  • yıl 2012, aylardan eylül...
    iş yerinde oturuyorum çıkış saatine az kalmış çantam, montum elimde çıkmaya hazırlanıyorum, arkadaşla buluşacağım.
    o arada postacı giriyor içeri masanın üzerine faturalar, çeşitli bankalardan zarflar vs bırakıyor. seç bakiyim diyor senin, iş yerinin, tanıdığının kimin varsa al. saat geçti gezmeyeyim fazla, sen verirsin tanıdıklara.
    oturuyorum yanına, kendime ve iş yerine ait olanları bir kaç arkadaşın zarfını, bir iki tanıdığa ait olanları alıyorum. o anda zarfların içinde biri dikkatimi çekiyor, abi bu ne diyorum?
    haa o mu? bilmiyorum ki, ne gönderenin ne alıcının ismi var, sadece adres gönderilmiş öylece bende gezdiriyorum belki soran çıkar?
    yok abi isim misim yok, kim soracak bunu?
    ne biliyim ben?
    zarfın üzerinde bir gönderenin zarfı verdiği ilgili yerin postanesi ve gönderdiği ilçenin postanesi isim yok. ne gönderenin, ne de göndericinin.
    gönderici isim boş, gönderici adres
    ( ..... postanesi)
    gönderilen isim boş, gönderilen adres
    (... postanesi)
    postacı abiyle ilk tahminimizce, acaba sevgililer birbirine şifreli mi göndermiş?
    isim yok, dedikodu olmasın olabilir, bırakın postaneye elbet sorar, alır biri.
    aradan neredeyse bir ay geçiyor bir gün bana gelen bir kargo için postaneye uğruyorum memurlar yoğun, müdür taze çayımız var gel çay içelim hemde kargoya bakalım diyor, birlikte kargo bölümüne geçip oturuyorum, bana iş yerine zarfları getiren kargocu geliyor birer çay getirip masanın üzerine bırakıyor başlıyor kargo poşetlerini açmaya, arada benim ki bulunacak. sohbet esnasında masanın üzerinde isimsiz zarfı görüyorum yine, kimse almamış.
    abi bu zarf burada mı hala?
    evet almadı kimse...
    eee merak etmiyor musunuz, kimden acaba, ne yazıyor?
    yok, biz bıraktık oraya, unutmuşuz bile.
    açıyorum o vakit.
    zarfı alıp açtım, merakla okuyorum yazdıklarından anlaşıldığı üzere lise öğrencisi ve mektubu alıcısını bilmeden öylece yazıp göndermiş. her şeyden bahsetmiş mektupta, ailesini kaybettiğinden, teyzesinin evinde kalışından, yalnızlığından, hayallerinden. evet bu mektup bir iç döküştü.
    bizler mektup çağına yetişememiş, teknoloji çağında yapmacılıktan boğulan insanlarken bir çocuk mektupla içini dökmüş ve bana göre en cesur yolu seçip hiç tanımadığı bir şehirde, belki de haritada dahi bulamayacağı bir taşra postanesine mektup göndermişti.
    o gece sabaha karşı uyandım, madem bir çocuk iletişimin bu yönünü seçmiş cevap vermemek olmaz deyip bir mektup yazdım.
    ertesi gün bizim kargocu mahmut abiyle siirt merkez postanesine, gönderici ismi yazılı, gönderilen ismi boş ilk mektubu gönderdik.
    hemde onun yazdığı mektubu okuyup, sonra da benim cevaben yazdığım mektubu da birlikte okuyarak.
    ertesi ay mahmut abi iş yerine heyecanla gelip mektup geldi dedi...
    aman allahım yine..
    ben daha gelmez derken.
    mektubu açıp heyecanla okudum, o kadar güzel cümleler, o kadar samimi ki yazılanlar...
    ve böylece başladı siirt erzincan hattında gidip gelen mektuplar, bir yıl boyunca, sadece ismini bildiğim bir gencin iç döküşleri oldu, bir gün fark ettim ki ben bir ayın geçip diğer ayın gelmesini dört gözle bekler olmuşum, bir ay boyunca başından geçen her şeyi anlatıyor bu genç insan, tuttuğu takımın galibiyetini, aşık olduğu kızı, okula giderken kaçırdığı otobüsü, terk edilişini, yalnızlığını...
    ve ben farkında olmadan hergün daha çok seviyorum bu çocuğu, bir erkek kardeşim varken sorana iki erkek kardeşim var diyorum, bir kardeşim için kazak alırken iki tane aynı renk alıyorum.
    üniversiteyi kazanıyor, aynı heyecanı yaşıyorum o kadar seviniyorum ki, ilk defa mutluluktan ağlıyorum...
    üniversiteden mezun oluyor birlikte kutluyoruz taa aydın'a gidiyorum yalnız kalmasın diye, sabaha kadar kutlama yapıyoruz. tüm arkadaşları öz ablası biliyor beni hiç bozmuyoruz.
    mektuplar aynı şekilde ama, 2012'den beri her ay alıyorum bir mektup ne paylaşırsak paylaşalım benim küçük kardeşim ben ölünceye dek, nerede olursa olsun bana bir mektup gönderecek.
    türkiye'de mektup geleneğini devam ettiren ikimiz kalsak da.
    bu ay ki mektubu bugün aldım ilk gelen mektup gibi mahmut abiyle açtık, gülerek okuduk.
    şimdi masa başında önümde bir kalem ve kağıt mektup yazıyorum ben, gelmiş bir mektuba cevaben.

    tanım: hayattaki en büyük mutluluktur.
  • (bkz: potkal)