şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hem islamcı hem de feminist bir düşünür. islam'da kadın, başörtüsü üzerine çalışmaları mevcut. hadisleri tek tek inceleyip yorumladığını ve çoğunun sonradan üretildiğini iddia ettiğini de hatırlar gibiyim. başkent kadın platformu'nun konuğu olmuştur.daha önce post express'te de geçen aylarda bir röportajı çıkmıştı.
  • "kadın aleyhtarı rivayetlerde ataerkil geleneğin tesirleri" diye bir tez yazmış olan doktor.
  • başkent kadın platformu başkan yardımcısı. türbanlı olduğu için üniversitede görev alamamaktadır. islamın kadına bakışı üzerine hayli kafa yormuş ve araştırdığı rivayetlerle ilgili "bunlar asılsız çıksın diye çok dua ediyordum , ama olmadı" yorumunu yapmıştır. birkaç yıl önce iskele-sancak programında bacak bacak üstüne atarak oturması islamcı kesimde tepkiyle karşılanmıştı.
  • "kitabın en çarpıcı cümlelerinden birini aktarmak istiyorum: “fıtraten sorunlu olarak yaratılan kadın, bu defolu yaratılışla kulluk müsabakasına neredeyse hükmen mağlup bir statüde başlıyor.”

    • ben pratikten çok, teoriden hareketle bu saptamayı yaptım: incelediğim hadis rivayetlerine göre, kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratılıyor. erkek düzgün, ama kadın eğri. hadislerin yorumlarına baktığınızda “onu düzeltmeye çalışmayın, zaten düzelmez. eğer bu eğrilik onu haram işlemeye sevk ediyorsa o zaman uğraşın” diyor alimlerimiz. halbuki allah kur’an-ı kerim’de diyor ki “benim indimde en değerliniz, en takvalı olanınınız, yani sakınma bilincine en çok sahip olanınızdır.” ölçüt bu. eğer kadınlar gerçekten böyle eğri/sorunlu yaratılmışlarsa bu bilinci yakalayamayacaklar, yeterince yakalayamayacaklar demektir. bu anlayışı yansıtan rivayetler bütün güvenilir hadis kitaplarımızda yer alıyorlar. bu kitaplar müslümanların nazarında çok önemli ve dinin temel kaynakları statüsünde. geçmişte ilmi tartışmalara açık birer bilimsel eser olarak görülmüş olsalar da, islâm düşüncesinin donuklaşmaya başladığı zamanlardan beri bu eserler bir tür dokunulmazlık ve yanılmazlık zırhıyla kuşatılmışlar. bir de bu rivayetlerin açıklamalarını yapan çok ünlü alimler var. onların yorumları da bu hadisler kadar etkili olmuş. onların açıklamalarına baktığınız zaman neredeyse hiç kurtaramıyorsunuz. çünkü şöyle diyorlar: “kadın erkek için yaratılmış bir varlık.” hadislere bakıyorsunuz, erkek için hizmetçiden, kılıçtan, attan ve kadından bahsediliyor. yani dört tane hayatı kolaylaştırıcı öge var; kadın bunlardan bir tanesi. kadının aslî varlık olarak kabul edildiği tek alan allah’a kişisel kulluğu, yani ritüeller alanı. bir de anne olduğunda, kocası için değil ama evladı için önemli bir varlık olarak kabul edilmesi söz konusu…

    zaten kadının özne değil, nesne olarak görüldüğünü yazmışsınız…

    • maalesef öyle.

    siz bu çalışmanızda bu rivayetlerin doğru olmadığını mı, yoksa bu rivayetlerin kur’an’ın ve islâm’ın aslına uygun olmadığını mı göstermeye çalıştınız?

    • aslında ikisini de yapmak için yola çıktım, ama yapabildiğimi zannetmiyorum. bunlar asılsız çıksın diye çok dua ediyordum, ama olmadı. o yüzden sorun var zaten. bir sene yoğun bir şekilde sırf kur’an üzerinde, onun kadına yönelik bakış açısını yakalayabilmek için çalıştım. en azından “bunlar kur’an’a aykırı” diyebileyim istedim. neticede bunların pek çoğu kur’an’ın genel yaklaşımı ve ruhuna çok aykırı olsalar da, kur’an’da gerçekten ataerkil bir fonun varlığını fark ettim. işte bu fon insanları çok yanıltıyor. bu bağlamda, tam da fazlurrahman’ın dediği gibi şunu gördüm: kur’an-ı kerim, o gün orada yaşayan arapların zihinlerine hitap ediyor. onların kelimeleriyle konuşan, belki onların kelimelerine aşkın anlamlar yükleyen, ama onların pratiklerini, düşünce dünyalarını yansıtan ve islâm’ı bu semboller üzerinden anlatan bir tavrı, üslûbu var. dolayısıyla bu sembollerin ve bu ataerkil fonun tarihsel tarafını ihmal ettiğinizde, hedefleri ve amaçları gözden kaçırıp kelimelerle anlatılan her şeyi bütünüyle dinden saymanız gerekiyor. bu durumda da sorun çıkıyor. örneğin miras konusunda, erkeğin kavvamlığı noktasında, eşitlik konusunda, özetle pek çok konuda sorun çıkıyor. örneğin bu araştırmaya başlamadan önce “eşinizi şu durumlarda dövebilirsiniz” şeklindeki ayeti hiç düşünmek istemezdim. bu ayet yokmuş gibi davranmak isterdim. çünkü açıklamasını bulamıyordum. bizim modern bilincimizle böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil, ama bu ayet var.

    kimileri islâm’da kadının mutlak bir şekilde ezildiğini kanıtlamaya çalışırken, bir başka grup da islâm’ın aslında kadına en geniş hakları tanıdığı iddia etti. siz bambaşka bir yol izliyorsunuz.

    • evet, çünkü kafamdaki bir şeyleri doğrulamak değil, gerçekten neyin ne olduğunu bilmek istiyordum. kur’an’a “evet o ayetler var, ama şunlar da var” diye baktığınızda çok özgürleştirici oluyor. çok daha fazla analizle kur’an’ı anlamaya çalışmamız lazım. o günkü insanların zihniyetini, kur’an’ın onlara ne kattığını anlamamız da gerek. kur’an’da, bugünkü anlamda eşitlik söylemi yok. olmasının da mümkün olmadığını düşünüyorum, çünkü eşitlik, kadınların da, bir dizi mücadeleden sonra iktidar araçlarına ulaşabilmeleriyle pratik hayatta boyvermeye başladı. kur’an’ın indiği dönemdeyse kadınların iktidar araçlarına uzanabilmeleri çok güç olduğu için, kadınların böyle bir arayışları da olmadığı için eşitlik söylemi ortaya çıkamıyor. çünkü savaşlarda çok sayıda erkeğin öldüğü o dönemde, kadınlar aç kalmamak için erkeğin himmetine zaten muhtaçlar. bu nedenle erkeklere kendilerini kabul ettirebilme derdindeler. onun için kur’an’da boşanmayla ilgili hükümlerde kadına anlaşma tavsiye ediliyor. ama bütün bunlara rağmen kur’an, sırf rızık endişesiyle çekilmez bir evliliğe katlanmayı da reddediyor."

    kendisiyle yapılan röportaj: http://www.birikimdergisi.com/…d=1&dsid=126&dyid=31
  • "kendime bakacak olursam, ben 20 yıldır başörtüsü sıkıntısını yaşıyorum. benim gibi sıkıntı çeken başka insanlar var; onlara empati duymama, onlarla ilgilenmeme yol açtı bu yaşananlar. bunların bir kısmı cezaevinde, bir kısmı marjinal görüşlere sahip, bazıları eşcinsel, transseksüel, yani toplumun dışladığı insanlar…yani herkes bir şekilde acı çekiyor. acı, yok sayılma, dışlanma, iteklenme bize mahsus değil. polisin bir solcuya, bir travestiye indirdiği her copun acısını paylaşabiliyorum. böyle bir ortak alan kazandık, ama hâlâ şöyle bir handikapımız var: biz zor da olsa bu alanlara uzanmak zorunda olduğumuzu düşünüyoruz ancak yeterli duygusal ve zihinsel hazırlığımız yok. fakat mesela kadının statüsü genel müdürlüğü’nün bütün toplantılarına katılmaya çalışıyoruz. kadınla ilgili resmî ve sivil her türden toplantıya katılmaya çalışıyoruz, ama insanlar bundan pek memnun olmuyorlar. “iyi ki geldiniz” filan demiyorlar. sizi dışlamaya, sözünüzu ağzınıza tıkamaya çalışıyorlar."
  • kendisini eski röportajıylla tanıdım: http://www.birikimdergisi.com/…d=1&dsid=126&dyid=31

    "islam'da kadın" gibi narin bir konudaki fikirleri hakkında kabaca bilgi sahibi oldum. islam'da kadın mevzusunda, evrensel medeniyet ölçütlerine yakın bir yol oluşturmak için hadisleri- hatta sahih kabul edilenleri dahi- reddetmekle işe başlanacağını düşünmüşümdür hep. kendisinin "sahih" kabul edilen hadislerle ilgili ne düşündüğünü bilmiyorum ama bu öngörümü doğrulayan cümlelerine rastladım.

    öncelikle üslubu hakkında konuşmak gerek. çünkü sözlükte de bu mücadeleye "sözde" saatlerini adayanlar var. ve bu mesainin, türkiye'deki geleneksel islami algılamanın kırılmasına katkı sağlayacağını düşünen kıymetli yazar arkadaşlarım da oldu: (bkz: avasas/@ asc)

    üslup önemli, çünkü, kendi değer yargılarınıza göre tanımladığınız kimi "bağnazlık"ların islamın hadislerinden ve ayetlerinden açıkça beslendiğini görmezden gelip, bunu "siyasal islamcıların türkiye'ye hediyesi"ymişcesine değerlendiririp, bu "bağnazlığa" inanan insanlara da düşmanca davranırsanız amacınızın üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğunu düşündürürsünüz. ya da insani bir şekilde gayri medeni hallerin düzelmesini değil, her an, kendi özel sebeplerinizden kaynaklanan kişisel saplantınızın sağlamasını yapmak isteyen birine dönüşürsünüz. o zaman bu "ataerkil" yorumların terbiye edilmesine değil, kin ve düşmanlık tohumlarının ekilmesine hizmet edersiniz. mesainiz de boşa gider.

    örneğin hidayet hoca'nın şu cümlelerine bakınız:

    "bu anlayışı yansıtan rivayetler bütün güvenilir hadis kitaplarımızda yer alıyorlar. bu kitaplar müslümanların nazarında çok önemli ve dinin temel kaynakları statüsünde. geçmişte ilmi tartışmalara açık birer bilimsel eser olarak görülmüş olsalar da, islâm düşüncesinin donuklaşmaya başladığı zamanlardan beri bu eserler bir tür dokunulmazlık ve yanılmazlık zırhıyla kuşatılmışlar. bir de bu rivayetlerin açıklamalarını yapan çok ünlü alimler var. onların yorumları da bu hadisler kadar etkili olmuş. onların açıklamalarına baktığınız zaman neredeyse hiç kurtaramıyorsunuz. çünkü şöyle diyorlar: “kadın erkek için yaratılmış bir varlık.” hadislere bakıyorsunuz, erkek için hizmetçiden, kılıçtan, attan ve kadından bahsediliyor"

    bu cümlelerde hidayet hoca, bu hadis kitapları var iken müslümanların bu yöneliminin "doğal" olduğunu düşünerek işe başlıyor. bir de bu insanlara "gerizekalı", "sığırcık", "gerici" diyerek işe başladığınızı düşünün. sanırım üslup meselesinin önemine dair bu kadar yeterli.

    hidayet sefkatli tuksal hoca, kısaca, "ataerkil" ve kadını aşağıladığını düşündüğü hadisleri araştırmış. elbette bu, kendisi için zor bir süreç olmuş. hoca'nın çalışmalarının sonucuna göre; haliyle peygamberden çok sonra, dönemine göre, kadının eksik olduğu/yaratıldığı düşüncesinin hakimiyetine binaen hadisler uydurulmuş. islam alimleri de bu "oyun"a gelmiş. yığınlara da bu yorumlara inanmaktan başka çare kalmamış. kuran'da ise, bu tür "incitici" yorumlamalar olmadığını düşünüyor hidayet hoca. ancak, fazlur rahman'ın kuran tanımlaması doğrultusunda [1] (bkz: #6919027) kuran'ın o döneme yönelik tavsiyelerde bulunduğunu düşünüyor, ve "kadını tüm çözümler olmazsa hafifçe dövebilirsiniz" ayetinin [2] bugün için geçerli olmayacağını söylüyor. [3]

    kabaca hidayet hocanın görüşleri böyle. şimdi benim eleştirime gelelim. diyelim ki hadisleri reddettik, kuran'daki "dövebilirsiniz" ayetini de "tarihsel" addedip, "günümüzde böyle bir şey olmaz" deyip dışladık. peki yığınlar, saf kitleler, dindar olmaya çabalayan müslümanlar, o "bizim" dışladığımız hadislerle ayetler arasında bir köprü kurmayacak mı? kurmamış mı? nasıl bir tanrı ki, çok önemli sosyal bir konuya, "kadın" konusuna dair bir şeyler söylemiş. ama tarihteki müslümanların yüzde 90'ından fazlası bunu "yanlış" anlamış. tanrı, müslüman kitleleri doğru ve etkin bir biçimde ikna edemeyecek, doğruya yöneltemeyecek şekilde bir "rehber" mi sunmuş? "kadın" ya da başka konularda, cariyelik, islam devleti meselesi, hırsızlık, sosyal haklar vs. tanrı, nasıl oluyorda tüm zamanlarda "apaçık" ve "dosdoğru" bir şekilde algılanıp uygulanacak bir kurallar manzumesi sunmuyor/yazamıyor da, yarım yamalak, müslümanların çoğunun "vahşice" algıladığı bir rehber sunuyor bize? bunda "hidayet" olduğunu varsayarsak "insani" bir şekilde sormak isterim. değer mi? müslüman ülkeler, insanlar, kurumlar recmi, kadını dışlamayı, aşağılamayı, islam devleti ve cihat uğruna insanları öldürmeyi kuran'a yaslamıyorlar mı? ben "insanlık" adına bir "tavsiye"de bulunsam ve biri bunu yanlış anlayıp gidip adam öldürse, ben "suçlu" olmam evet ama benim ikna ediciliğim, söylemlerimin tanrısallığı, etkinliği "sorunlu" kabul edilebilir ve sorgulanır değil mi? hem daha önemlisi, "kadını dövebilirsiniz"i "tarihsel" bulduğumuzda diğer ayetlerin "tarihsel" veya "tüm zamanlara" ilişkin olup olmadığını kim belirleyecek? ya da "kuran'da da tarihsel hükümler olabilir" bile neden dememiş o zaman tanrı? saklambaç mı oynuyor bizlerle? aksine, kuran hep "apaçık" ve "sonsuza değin" geçerli bir rehber olduğuna vurgu yapmamış mı?[4]

    ben bu açmazda kuran'ın "insan işi" olduğunu kabul etmenin dışında tek bir açık kapı görüyorum. o da şu olabilir ki, kuran, fazlur rahman'ın dediği gibi; "insanlığı son kez yerden kaldırma girişimi"dir. bu noktadan sonra fazlur rahmansız, metodolojisiz, fantastik devam edersek, tanrı da, insanları çayıra salmış ve "iyi" olurlarsa onları cennetine alacaktır. bitti. peki islam adına işlenen kötülüklerin hesabını kim soracak?

    1- "kur'an-ı kerim, o gün orada yaşayan arapların zihinlerine hitap ediyor. onların kelimeleriyle konuşan, belki onların kelimelerine aşkın anlamlar yükleyen, ama onların pratiklerini, düşünce dünyalarını yansıtan ve islâm'ı bu semboller üzerinden anlatan bir tavrı, üslûbu var. dolayısıyla bu sembollerin ve bu ataerkil fonun tarihsel tarafını ihmal ettiğinizde, hedefleri ve amaçları gözden kaçırıp kelimelerle anlatılan her şeyi bütünüyle dinden saymanız gerekiyor. bu durumda da sorun çıkıyor. örneğin miras konusunda, erkeğin kavvamlığı noktasında, eşitlik konusunda, özetle pek çok konuda sorun çıkıyor. örneğin bu araştırmaya başlamadan önce "eşinizi şu durumlarda dövebilirsiniz" şeklindeki ayeti hiç düşünmek istemezdim. bu ayet yokmuş gibi davranmak isterdim. çünkü açıklamasını bulamıyordum. bizim modern bilincimizle böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil, ama bu ayet var."

    2-"erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. çünkü allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. iyi kadınlar, itaatkârdırlar. allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün.eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. şüphesiz allah çok yücedir, çok büyüktür." (nisa-34, diyanet meali)

    3-"kur’an’ın, şiddetin bu kadar yaygın ve yerleşik bir davranış kalıbı olduğu bir toplumda aslında onu devre dışı bıraktığı bile söylenebilir. yani kur’an o dönemin erkeklerini bir nevi terbiye ediyor, en son çarede dayağa olur veriyor ama bu bugün bizim kabul edemeyeceğimiz bir öneri."

    4-http://www.kurandaara.com/…d=apaçık&meal=1&sure_no=
  • star gazetesi yazarıymış artık:

    (bkz: http://www.stargazete.com/…ler-de-oluyor-215870.htm)
  • seviyorum bu kadını...

    star gazetesindeki son yazısı.

    kadın erkek eşit değil mi?

    sayın başbakanımız iyi bir münazaracı. ayrıca inatçı bir adam. bazı konularda bir vakitler “nuh!” dediyse, bir daha asla “peygamber!” demiyor. bu tavrı yüzünden siyaseten zor duruma düşse bile geri adım atmıyor, tükürdüğünü yalamıyor. delikanlılığın ya da kasımpaşalılığın böyle bir raconu var demek ki.

    insanın dürüst ve tutarlı olması önemli bir meziyettir ama hatada ısrar bir meziyet olarak görülemez. hata olduğu idrak edilen herhangi bir tutumun düzeltilmesi esastır ve bir başbakandan beklenen de budur.

    bu cümleleri niye yazdım?

    bu cümleleri “ab’ye üyelik perspektifini türkiye’nin önüne hedef olarak koyan, “kopenhag kriterleri olmazsa ankara kriterleri deyip yolumuza devam ederiz” diyerek bu konudaki kararlılığını dillendiren, pek çok kez “insan hakları ve demokratikleşmenin” olmazsa olmaz önemine işaret eden bir siyasetçinin kadın hakları savunucularıyla her fırsatta polemiğe girip, “kadınla erkek eşit olamaz, yaratılışları farklı” diye görüş beyan etmesinin “siyaseten bir hata” olduğunu söylemek için yazdım.

    hatadır, çünkü kadınlarla erkeklerin insan olarak eşit haklara sahip olduğu fikri, bir takım farklılıklarına rağmen birey ve vatandaş olarak kadın ve erkeklerin eşit olduğu kabulüne dayanır. bu kabul, farklılıkları yok saymaz ama o farklılıklar sebebiyle eşitsizliğin meşru görülmesine karşı çıkar. insan hakları evrensel bildirgesinin, ya da (cedaw) kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı önleme sözleşmesi’nin temel yaklaşımı da bu kabule dayanır. başbakanın söz konusu beyanı, bu kabul ile çeliştiği izlenimi vermektedir.

    malum, kadın fıtratı/erkek fıtratı ayrımı, kadınlarla erkeklerin birbirlerini tamamladığı tezleri, pek çok müslüman ülkede hala kadınlarla erkekleri birey ve vatandaş olarak farklı konumlandıran hukuk normlarının temel dayanağı durumundadır. bu yüzden bazı ülkelerde kadın ehliyet alamaz, araba kullanamaz, kendisini temsil edemez, mirastan adil bir şekilde pay alamaz, şahitliği kabul edilmez, evlenirken fikri sorulmaz, çalışamaz, üzerine kuma getirilmesine itiraz edemez. bu saydıklarım “kadından üstün olan ve kadını yönetmekle görevlendirilen” erkeklerin hakkıdır. kur’ân’ın ilk muhatap neslinin son derece ataerkil bir toplumsal yapıya sahip olması sebebiyle, o yapı içinde geçerli ve anlamlı olan bir takım ayetleri, erkeğin kadına mutlak üstünlüğünün delili olarak görmek bana göre son derece yanlıştır ancak ne yazık ki geleneksel toplumlarda hakim olan anlama tarzı da budur.

    şimdi dindar kimliği herkes tarafından bilinen sayın başbakan, her fırsatta, sanki vahim bir yanlış anlamayı düzeltiyormuşçasına “kadınla erkek eşit olamaz, yaratılışları farklı” dediğinde, insanların akıllarına ister istemez bu cümlenin devamının ne olacağı sorusu takılıyor. devamı genellikle “ama haklar konusunda eyvallah!” şeklinde oluyor ama “yükselen muhafazakarlık/mahalle baskısı/ yaşam tarzı” tartışmalarıyla kafaları karışmış olan insanları bu cevap tatmin etmiyor.

    “ne var bunda?” diyebilirsiniz. “başbakan kadın erkek eşitliğine inanmak zorunda mı, adam popülizm yapmıyor, dürüst bir şekilde kanaatini ifade ediyor” diye takdir edebilirsiniz. doğru sayın başbakan bu konuda, kadın hareketine sempatik gelebilecek herhangi bir şey söylememeye özen gösteriyor ama bu popülizm yapmıyor anlamına gelmez.

    çünkü bu ülkede erkek adam olarak anılmanın yolu, biraz da böyle kadınlara üstten üstten cevaplar, had bildirmeler, edebe ve hizaya davet etmelerden geçer. bunu ben biliyorum da, o bilmiyor mu?
  • adını vermek istemediği bir cemaatte, kadınların nefislerini terbiye adına, kocalarına genç eş alıp aynı evde yaşadıklarını, böylece nefislerini terbiye etmeye çalıştıklarını söyleyerek bana dumurlardan dumur beğendirten bağyandır kendisi.
    hem islamcı hem de feminist yazar olduğunu iddaa ediyormuş üstüne üstlük vay bana vaylar bana..

    http://www.gazeteport.com.tr/guncel/news/gp_828505

    (bkz: division by zero)
  • radikal gazetesinde kadına yonelik taciz ile ilgili orhan çekerin ifadelerini eleştiren bir roportajı yayınlanmıştır.
    http://www.radikal.com.tr/…23.02.2011&categoryid=77