şükela:  tümü | bugün
  • hakan bıçakcı'nın öykü kitabı.

    --- spoiler ---

    gözlerimi açtığımda yataktaydım. ancak bu benim yatağım değildi. yumuşacık, açık renk yorganın ortasına gömülmüştüm. tepemde bembeyaz ışıklar vardı. gözlerim acıyla kamaştı. bakışlarımı spotların kör edici beyazlığından kurtarıp sağıma baktım. alışveriş yapan müşteriler... soluma baktım. yine alışveriş yapanlar... büyük bir mağazanın orta yerindeydim. teşhir amaçlı sergilenen iki kişilik yataklardan birinin üzerinde... ürün kataloğuna sızıp karşıma çıkan ilk mobilyaya uzanıvermişim gibi. sahipsiz, satılık bir döşekteydim.

    hakan bıçakcı, gezinen, bir görünüp bir kaybolan insanları anlatıyor, fısıl fısıl konuşuyorlar. küçük takıntıları, manasız paniklemeleri, yenilgileri, gelip geçenleri resmediyor.tuhaf suçlulukları, belki de sartre okuyan kızı, genişleyen gökyüzünü, köprü trafiğini, beyaz masa örtülerini, baş ağrısını, tesadüfleri, uğultuları, istanbul’u, metroyu…

    hikâyede büyük boşluklar var, kafa karıştırıcı, hatıra didikleyen bıçakcı hikâyeleri… hayaller paris, gerçekler eminönü…
    --- spoiler ---
  • hakan bıçakcının okuması keyifli öykü kitabı. sanki hepsinin devamı var ama yazılmamış henüz.

    hayaller paris gerçekler eminönü.
  • yazari ile hayatin bir doneminde arkadas olmus olma istegi yaratan kitaplardan. morrissey alintisi ile goz kirpan; sakin, dalgaci, huzursuz dogasiyla okuyanin yalnizlik hissini kismen azaltan.
  • hakan bıçakcı'nın bir solukta okunası öykü kitabı.

    --- spoiler ---

    insan gülen birini görünce tebessümünün nedenini, kahkahasının sorumlusunu merak etmiyor ama ağlayan birini görünce gözyaşlarnın kaynağını, hıçkırıklarının sebebini öğrenmek istiyor.

    --- spoiler ---

    şu cümleyle hep bahsettiğim şeye parmak basmış bıçakcı.

    bir de şu kalıp çok güzeldi:

    --- spoiler ---

    son derece sınırlı malumatını dünyada bilinmesi gereken her şey sananlarn sinir bozucu rahatlığı

    --- spoiler ---
  • içinde çok güzel hikayeler var. dönüp dönüp okumak isteyeceğiniz hikayeler var. bir dolu da güzel tespit var. özetle; okuyacak bir şeyler arıyorsanız "bir el atın" derim.

    şu kısmı birçoğumuzun derdi olabilir;

    --- spoiler ---

    derdimi çok iyi biliyorum da, hiç iyi anlatamıyorum. kendi kendimeyken çok güzel anlatıyorum da. oturup biriyle konuşayım dediğimde olmuyor. aklımdakinin onda biri, içimdekinin yüzde biri anca dile geliyor. gerisi içimde kalıyor. kendinden de sıkılıyor insan bir süre sonra. iyi anlaşmak yetmiyor bazen.

    --- spoiler ---
  • hakan bıçakcı'nın okuduğum ilk kitabıdır. ama son olmayacağını söyleyebilirim. hikayede büyük boşluklar var'a gelir isek; birincisi gerçekten büyük boşluklar var. bu neden söylüyorum? keyif alarak okuduğunuz öykülerin pat diye bitiverdiğini görüyorsunuz. yine de bir sonraki öykü için ringe çıkmaya can atıyorsunuz. hakan bıçakcı'nın bu kitabı sizi mutlu edecek.
  • bu ay kulüp olarak bıçakcı'nın bu öykü kitabını okuyoruz.

    (bkz: ekşi sözlük yerli edebiyat kulübü)
  • yazar bu kitabı yazmasaydı mutlaka delirirdi. belki hala delidir bilemiyorum. zaten son sayfalara doğru iyice yiğit özgür'e bağlıyor. tam anlamıyla anlatmak elbette imkansız ama yazarların yaşadıkları kafaları okuyucuya anlatmaya çalışması hoşuma gidiyor. çabası bile güzel.
  • kötü kitap. şöyle bir kısım var kitabın 2. sayfasında (hikâye terk edilen, eski sevgilisi zengin biriyle evlenen adamın ağzından anlatılıyor, bu kısımda da eski sevgiliden bahsediyor):

    "onun paraya pula olan düşkünlüğünü hep hissederdim aslında. şimdi aklıma bir örnek gelmiyor. hissederdim ama görmezden gelirdim. evladının sakatlığını gözü görmeyen bir ana gibi"

    kurulan analoji anlamsız. sevgilisinin zenginliğe olan düşkünlüğünü fark eden insan (eğer zengin değilse); ona yetersiz geldiğini, bu sebeple terk edilebileceğini hisseder, korkar. annede ise bu hislerden eser yok.

    ikinci hikâyede ise 3.5 sayfada 15 tane üç nokta kullanılmış (oturup saydım). dram yaratmak için yapmamız gereken bulduğumuz her yere üç nokta serpiştirmek mi? gerçi bu 3 nokta fantezisini övgülere aldanmayıp kitabın arka kapağını okusam da fark edebilirdim:

    "hikâyede büyük boşluklar var, kafa karıştırıcı, hatıra didikleyen bıçakçı hikâyeleri... hayaller paris, gerçekler eminönü..."