şükela:  tümü | bugün
  • ingilizlerin yunan ordusunu hazırlayıp, silahlandırıp anadolu'ya çıkarttığını neredeyse unutturacak iddia. öyle desteklemişlerdir türkiye cumhuriyeti'ni. sarığında haç taşıyanların torunları bugün neler iddia ediyor, bir bakın.
  • yeni olmayan bir iddia bildiğim kadarı ile.

    ayrıca tarih ve politikaya meraklı; o dönem dünyada ve ortadoğuda ve bilhassa hindistan (sonraları müslümanlar pakistan olarak ayrılacak) başta olmak üzere müslümanlığın kabul gördüğü bilimum asya ve afrika ülkelerinde yaşananları biraz takip eden biri için ingilizlerin üzerinde güneş batmayan imparatorlukları adına kendilerine en büyük problem çıkaran kurumlardan biri olarak gördükleri bir halifeliği kaldırtmak istemesinden doğal ne olabilir?

    yani muhtemelen bahsi geçen yazışmalar doğrudur ama benim naçizane fikrim; "hilafet'in kaldırılmasını ingilizler de destekledi" şeklinde yeniden yorumlanması gerektiğidir bu cümlenin.

    sonuçta ingiltere'nin dünya liderliğine oynadığı bir dönemde, hedefleri adına bir menfaat çakışmasıdır bu destek, ve eğer ki kendi elinde, kendi kontrolünde tutamayacaksa, en başta düşmanı olmak üzere başka kimsenin elinde olmasını istemediği bir silahı gerekirse düşmanı ile işbirliği yapar gibi gözükerek beraber yok etme girişimidir. savaş ve ülke menfaatlerinin bu tür çakışmaları, her şeyi satranç gibi; sadece iki tarafın birbiri ile çatışması olarak görenler için karmaşık gelebilir. ama nihayetinde olayı yapılan yorumlardan ötürü başka yerlere bağlayıp günümüz politikalarına, gruplara veya herhangi bir -izm'e ve birilerinin torunlarına çekenleri görünce dayanamadım bir şeyler yazmak istedim.

    millet aya gideli 50 yıl oldu, siz hala dedelerinizin hesaplarını tartışın.
  • bildiğim kadarıyla hilafet makamından duyulan en son seda, kimsenin siklemediği cihad-ı ekber ilanı idi. dolayısıyla siyaseten bi boka yaramayan makamı siyasi saiklerle kaldırmak, ya da bunun için enerji sarf etmek söz konusu dönemde üçün beşin hesabını yapan ingilizler için pek de akıllıca olmasa gerek.

    gerçi makamın hakkını da yemeyelim, mekke şerifi hüseyin'in ve peşine takılan müslüman kardeşlerimizin başparmaklarını işaret ve orta parmakları arasından sallayarak yanıt verdiği cihad-ı ekber ilanının aksine, ingiliz uçaklarından atılan "yunan ordusu halife efendimizin izni ile gelmiştir" temalı bildiriler bir miktar etkili olmuş ve tamamı bu nedenle olmasa da düşmanla birlikte irili ufaklı 15-16 civarında ayaklanma ile uğraşılmıştır. dolayısıyla ingilizlerin kaldırmak yerine kullanmayı tercih ettiğini / edeceğini gösteriyor olsa da hilafetin az da olsa etkili olduğu alanlar da var.

    peki hiçbir ciddi tarihçinin itibar etmediği "lozan'ın gizli maddeleri" benzeri şaklabanlıklar neden bir virüs gibi yayılıyor? neden bambaşka bir tarih yaratılmaya çalışıyor? ve neden itibar görüyor? bir halk kendisini kurtarmaya çalışan orduya karşı 15 ayaklanmayı neden çıkarıyorsa onun için:

    (bkz: türkiye cumhuriyeti'nin gerçek kurucusu/@escherichiacoli)

    hilafetin tarihi, evrimi vb. konulara ise hiç girmeyelim, zira ingilizlerin "müslümanlar birleşecek" diye korktuğu (!) makamın erken islam tarihinden sonraki durumunun ne olduğu, neden müslümanları bir türlü birleştiremediği, hangi kerameti ihtiva ettiği/edemediği vb. konular, "cennet" uğruna en temel tarihi gerçekleri bile inkar edenlerin haddi ve harcı değildir.

    en güzel huriler sizlerin olsun.
  • iki dev salt hıristiyan imparatorlukla ittifak halindeki osmanlı devleti birinci dünya savaşında saflarında daha fazla müslüman bulunmasına rağmen (paralı yerel askerler) rağmen itilaf devletleri'ne ya tutarsa mantığıyla cihat ilan edince zaten kureyşi soydan olmadıkları için halifelikleri hiçbir zaman arap dünyasınca kabul görmemiş osmanlı padişahlarının yaptığı şeydir halifeliğin kaldırılması manevi anlamda. ondan sonra sadece anadolu halklarının bir kısmı halifeliğin manevi olarak devam ettiğini "sanmıştır". fakat halifelik onaylı itilaf güçlerine kurşun sıkmayın fetvaları da çıkınca "belli odaklar hariç" halifeliğin bittiği anlaşılmıştır.(diyar, küfrü diyar olma riski taşıyayazerken hiçbir din adamı bunu söyleyebilemez normal şartlarda) zaten birçok arap din adamı da kendi halifeliklerinin iddiasını art arda yapmışlardır o dönemde.

    aklıma gelmişken mekke'nin osmanlı'nın elinden çıkışını okumak istersiniz belki (bkz: #26790703)
  • "abd tarafından da geri getirilecek" şeklinde devam eden ifade.
  • -yani? yanisi şu, hadi hilafeti geri getirelim.

    feto zamanoğlu.

    bu iddiaya bu açıdan bakmak, iddianın kökenini bilmemize yarar.
  • harbi diyorum ilimsizlik irfansızlık allah'ın bu topraklara daimi bir musallatlıkla musallat ettiği bir illet galiba. sözde hilafetin kendisi kadar çürümüş bir iddia.

    arkadaş senin o "hilafet" dediğinin islam katındaki hükmü nedir? savaşarak, toprak fethederek ele geçirilen, hele ki osmanlı'nın son demlerinde bir takım kişilerin "şimdi sıra bende" diyerek ünvan olarak kendine seçtiği, şeytan icadı diye matbaayı yasaklayan zihniyetin yüzyıllarca önderliğini yapmış, koca osmanlı çınarı çağının gerisinde kalıp yıkılmaya yüz tutarken islam adına, mücahitlik uğruna ne yaptığı merak edilen, islam'a fayda değil zarar getirmiş, meşruiyetini hiçbir islami kaideden almayan, aynı papalık gibi dünyevi menfaatler üzerine kurulmuş fakat senin "kurtarıcı" gözüyle sarıldığın o kokuşmuş yapı, bil ki osmanlı'yı ya da türkiye'yi yıkmak isteyecek bir ingiliz devletinin, ortadan kaldırmayı bırak anadolu'nun orta yerinde göndere dikmek isteyeceği bir cahiliye bayrağının ta kendisiydi. bundaki manayı anlayacağınıza daha ingiliziydi gavuruydu kim kaldırdı kim indirdi muhabbeti yapıyorsunuz. hayır öyle değil; doğrusu şuydu: hilafet ingiliz'e hizmet ediyordu, helal olsun mustafa kemal'e ki sözde hilafet denen o fitneyi ortadan kaldırdı, cahiliye bayrağını gönderden indirdi, yerine de medeniyet bayrağını, yani islam'ın hakiki gayesi olan insanlık, medeniyet bayrağını dikti. belki şu aşamada bunu anlayacak seviyede değilsiniz ama, allah nasip etsin ki anlayabilesiniz diye ummaktan başka çare yok.
  • "çakma tarihçi mustafa armağan kötü yakalandi"

    "bilkent üniversitesi tarih bölümü doktora öğrencisi kürşad u. akpınar, zaman "gazetesi"nde tarih yazıları kaleme alan mustafa armağan'ın "ipliğini pazara çıkardı!" taraf gazetesindeki yazısını aynen aktarıyoruz:

    "mustafa armağan hilafetin kaldırılmasında lozan’ın ve ingilizlerin rolünü ele alırken, popüler bir tartışmanın hararetli bir tarafı olarak basit hatalar yapmış görünüyor

    mustafa armağan zaman gazetesinde 4 mart 2012 günü “hilafetin kaldırılmasını ingilizler mi istemişti?” başlıklı bir yazı yayınladı. armağan yazısında “hilafetin kaldırılması ve laikliğe gidiş, daha lozan’da dayatılmış, türkiye’nin kurulmasına bu şartla izin verilmişti” fikrini ileri sürüyor ve bu fikri desteklemek için gösterdiği delillerin arasında, ingiliz arşivlerinde bulduğunu ve ilk defa yayınlandığını söylediği bir belge dikkat çekiyor. bu belge armağan’ın ifadesine göre “kral v. george’un 10 ocak 1924 günü avam kamarası’na yaptığı belirtilen konuşma”dır. bu yazıda, armağan’ın sözünü ettiği belgeyle ilgili birkaç düzeltme yapmak ve ardından, armağan’ın bu belgeyi, yazısının ana fikrini desteklemek için nasıl kullandığına bakmak ve burada gördüğüm bazı sorunlara işaret etmek istiyorum. son olarak armağan’dan yola çıkarak eleştirilerimi, türkiye’de son dönemde iyice ilgi çeken popüler tarih konularının medyada ele alınışındaki bazı aksaklıklara çevirmek istiyorum.

    önce armağan’ın yazısında söz konusu belgeyi nasıl ele aldığına bakalım: “ingiliz milli arşivleri’nden (national archives) bulduğum ve ilk kez burada yayınlanacak olan bir “gizli” belge, lozan’ın hilafetle bağlantısını net bir şekilde ortaya koyacak nitelikte. 10 ocak 1924 tarihinde ingiltere kralı v. george, avam kamarası’na yaptığı açış konuşmasında, lozan’ı ilgilendiren bir kanun tasarısının derhal görüşülmek üzere parlamentonun gündemine geleceğini belirttikten sonra şu çarpıcı cümleyi sarf eder:

    “bu tasarı kabul edilir edilmez lozan antlaşması onaylanmış olacak ve yeni bir çağ açilacaktir.” (as soon as this bill has been passed, the treaty will be ratified, and a new era will open.) (cab/23/46, s. 424)”

    bu satırları okur okumaz, daha belgenin içeriğiyle ilgili hiçbir analize girişmeden bir çelişki dikkat çekiyor. armağan bu belge için bir taraftan bunun “gizli” olduğunu söylerken diğer taraftan da ingiliz kralı’nın avam kamarası’na yaptığı konuşma olduğunu söylüyor. ingiliz hükümdarlarının parlamentonun alt kanadı olan avam kamarası’nda yaptıkları yıllık konuşmalar, abd’de başkanların kongre’de her yıl yaptıkları “devletin durumu” (state of the union) konuşmasına, türkiye’de de cumhurbaşkanının yasama yılını açış konuşmalarına benzer; diplomatların, basının ve kamuoyunun takip ettiği önemli bir konuşmadır ve metni ertesi gün gazetelerde yayınlanır. bu konuşma nasıl bir “gizli” belgenin konusu olur?

    armağan belgenin önemini vurgulamak için, “gizli” olduğunun yan sıra belgeyi ingiliz milli arşivleri’nde “bulduğunu” söylüyor; buradan belgenin “bulunması ve türkiye’den erişilmesi zor” bir belge olduğu imasını çıkarabiliriz. ne var ki durum hiç öyle değil. ingiliz arşivleri’nin web sitesine giren herkes (http://www.nationalarchives.gov.uk/) bu belgeyi hiçbir ücret ödemeden veya kayıt formalitesi yerine getirmeden elektronik olarak hemen indirebilir. nitekim ben de öyle yaptım.

    bu belge, arşivde ingiliz hükümetine ait belgelerin yer aldığı cab kısaltmasıyla gösterilen tasnifte, 23. klasörün 46. altklasöründe yer alan bir dizi belge arasında yer alıyor. kimi daktilo edilmiş, kimi matbu bir dizi belge bu klasörde art arda dizilmiş ve hepsi üzerinden yürüyen sayfa numarası verilmiş. armağan’ın yazısında alıntıladığı satırların bulunduğu belgeye bakınca, bunun kralın avam kamarası’nda yapacağı konuşma metni taslağına son şeklini vermek üzere 10 ocak 1924 tarihinde ingiliz başbakanlarının resmi ikametgahı 10 downing street’te yapılan kabine toplantısının tutanağı olduğunu anlıyoruz. bu da bizi armağan’ın yazısındaki ilk hataya getiriyor. ingiliz kralı konuşmasını 10 ocak’ta değil, bu toplantıdan 5 gün sonra, 15 ocak 1924’te yapmış.

    belgeyi incelemeye devam ediyoruz, ve 10 ocak’taki kabine toplantısında konuşma taslağında yapılan çok sayıda düzeltmeden birinin tam da armağan’ın alıntıladığı ifade olduğunu görüyoruz. ne yazık ki armağan, cümlenin düzeltmeden önceki halini yayınlamış. oysa, atıfta bulunduğu 424. sayfadan 7 sayfa öncesine, 417. sayfaya baksaydı, “yeni bir çağ açilacaktir” ifadesinin “yeni bir barişçil ilişkiler çaği açilacaktir” (a new era of peaceful relations will open) olarak değiştirildiğini görecekti. yani ingiliz kralı, armağan’ın yayınladığı cümleyi konuşmasında zikretmiş olamaz; çünkü kabine toplantısında o cümle değiştirilmiş!

    üzülerek ifade etmeliyim ki armağan, aslında tarih yazıcılığı açısından önemli bir tartışma konusu olacak bir konuyu, yani hilafetin kaldırılmasında lozan’ın ve ingilizlerin rolünü ele alırken, popüler bir tartışmanın hararetli bir tarafı olarak basit hatalar yapmış görünüyor. armağan için bu belge, münazarada kullanılacak bir silah hükmünde, oysa bir tarihçi refleksiyle hareket etseydi, en azından elindeki belgeye şüpheyle yaklaşacaktı. bunu yaparken yukarıda sözünü ettiğim “gizli belge-kamuya açık konuşma” paradoksuna kafa yoracak, kralın konuşmasına verilen tepkileri araştıracak, bu sırada konuşmanın 10 ocak’ta değil 15 ocak’ta yapıldığını, elindeki belgenin konuşma metni olmadığını anlayacaktı.

    bu arada, armağan’ın “gizli” dediği belgenin gizliliği böylece anlaşılmış oldu. armağan’ın belgesi gizli, çünkü konuşma yapılmadan önce üzerinde yapılan düzeltmeleri içeriyor. ama kralın konuşması gizli değil. armağan’ın belgesini, başbakan erdoğan’ın seçimlerden önce açıkladığı “çılgın proje”si üzerinde danışmanlarıyla yaptığı çalışmaların “gizli” olmasına benzetebiliriz. erdoğan “çılgın proje”nin “kanal istanbul” olduğunu açıklayınca o çalışmaların gizliliği sona erdi. armağan’ın belgesi de, kral 15 ocak 1924’te konuşmasını yapınca gizliliği kalmayan bir belge.

    armağan’ın sürdürmediği incelemeyi biz yapalım. elimizde, 10 ocak’ta yapılmış bir düzeltmenin belgesi var, ama kralın 15 ocak’taki konuşmasında “yeni bir barışçıl ilişkiler çağı açılacaktır” dediğini hala %100 kesinlikle söyleyemeyiz. meşruti monarşiyle yönetilen ingiltere’de hükümdarlar her ne kadar şatafatlı bir konumda olsalar da, bu örnekte gördüğümüz üzere, parlamentoya yaptıkları konuşma metinlerini bile hazırlayamıyorlardı. ülkemizde zaman zaman cumhurbaşkanlarına yöneltilen “çankaya noteri” eleştirilerini hatırlayınca, asıl noterin çankaya’da değil londra’da buckingham sarayı’nda oturduğunu söyleyebiliriz! ingiliz başbakanı, 10 ocak’taki toplantının ardından bu cümleyi değiştirmiş veya metinden tamamen çıkarmış olabilir.

    bu belgenin içinde yer aldığı cab 23/46 tasnifinde, 48 sayfa ileriye, 474. sayfaya gidince, kralın konuşmasının ingiliz parlamento matbaasında basılmış resmi bir nüshasıyla karşılaşıyoruz. muhtemelen konuşmayı izlemeye gelenlere dağıtılan bu matbu metinde, 10 ocak 1924 tarihinde yapılan düzeltmenin aynen yer aldığını görüyoruz. bir adım daha gidebilir, ingiliz parlamentosunda yapılan tüm konuşmaların yer aldığı internet arşivlerinde bu konuşmanın nasıl kaydedildiğine bakabiliriz. nitekim, “new statesman” adlı ingiliz haftalık siyasi dergisinin web sitesinde, kralın konuşmasının metnine ulaşıyoruz. (http://yourdemocracy.newstatesman/. com/parliament/sessionalorders/ han2633155)

    hatırlayalım ki kral konuşmasında, lozan antlaşması’nın kabulü hakkında ingiliz parlamentosuna verilen yasa tasarısından söz ediyordu. lozan herşeyden önce bir barış antlaşmasıydı ve lozan’ın ingiliz parlamentosunda kabulü, 1914’ten bu yana ingiltere ile türkiye arasında resmen sürmekte olan savaşın nihayetlendiği anlamına geliyordu. “yeni bir çağ başlayacaktır” ifadesi komplo teorilerine ne kadar açıksa, ingiliz kralının savaştan barışa bu dönüşümü “barışçıl ilişkilerin yeni bir çağı” olarak nitelemesi o kadar rutin kabul edilmeli.

    yukarıda, armağan’ın yaptığı işin önemini vurgulamak için belgeyi ingiliz milli arşivleri’nde “bulduğu” ve “gizli” bir belge olduğunu belirttiğine işaret etmiştim. armağan’ın yaptığı bir vurgu da, belgenin “ilk defa yayınlandığı” idi. yukarıda, new statesman web sitesinde kralın konuşmasının linkini vermiştim. konuşmanın ardından, 16 ocak 1924 tarihinde çıkan tüm ingiliz gazetelerinin bu konuşmayı yayınladığını da söyleyebiliriz. bu konuşma çeşitli ingiliz resmi yayınlarında da yer almış. evet, armağan “türk basınında” veya “türkiye’de” ilk defa yayınlandığını kastediyor olabilir. ancak benim asıl anlatmak istediğim başka.

    medyada tarihin popüler bir şekilde ele alınışında, tarihin bir akademik disiplin olduğu çoğu zaman göz ardı ediliyor. tarih, bir “araştırmacı-gazeteci”nin tek başına ortaya koyduğu ve her şeyi tek başına açıkladığı bir bilgi değildir. tarih, tarihçiler tarafından sürekli inşa halinde olan, belli konular üstünde konsensus sağlanmış, ama belli konuların tartışıldığı bir yapıdır. armağan’ın bu belgeye yaklaşımı bu noktada medyada tarih uzmanı olarak yer alan kişilerin yaklaşımlarına tipik bir örnek. bu yaklaşım tarihçiliği, kimsenin erişemediği, sadece belli kişilerin ulaşabildiği bir takım özel ve de gizli belgelere erişme hakkı olarak tanımlıyor. bu tarihçilik anlayışı aynı zamanda, o belgeye ulaşıldığı zaman biten bir anlayıştır, çünkü belgeyi okuduğunuzda adeta geçmiş dile gelecek ve tüm sırlarını size dökecektir.

    bu örnekte, armağan’ın kullandığı belgenin aslında internet üzerinden 10 dakikada erişilebilen bir belge olduğunu gördük, ama öyle olmasa bile, tarihçinin işi belgeyi bulunca bitmiyor, aksine tarihçinin işi belgeyi bulunca başlıyor. tarihçiliği önemli ve değerli kılan asıl nokta, bir gizli bilgi veya belgeye sahip olup onun sağladığı ayrıcalıklı konumdan nemalanmak değil, o bilgi ve belgeyi incelemek, analiz etmek ve diğer tarihçilerle tartışmaktır. bu yolda sanırım işe önce, medyatik tarihçilerin ayrıcalıklı konumlarını sorgulayarak başlamalıyız."(18 mart 2012, taraf)"

    http://www.odatv.com/…gan-kotu-yakalandi-2003121200
  • işlerine öyle geldi