şükela:  tümü | bugün
  • 1974-2016.

    demirtaş'ın harbiye'deki kitabevi'nde başlayan 42 yıllık tanışıklık.

    şafak sokak'taki küçük gelişim yayınları odasından devrimler ve karşı devrimler ansiklopedisi'ni yönetmesi...

    bazı şiirlerinin ilk okuyucusu olmam.

    80'lerde onca meyhane ve necatigil muhabbeti...

    gelişim'in levent'teki (bu kez geniş) bürosunda büyük larousse'a katkıları...

    gorbon ışıl'da ("kimi gorbon'dan kimi sorbonne'dan mezun olur") yenilen öğle yemekleri...

    boğaziçi üniversitesi'ndeki islam felsefesi dersleri sonrası bebek'te buluşup kahve içtikten sonra beşiktaş'a yürüdüğümüz günler...

    zaman gazetesi'ndeki yazarlığını yadırgamam (ama edebi/felsefi temelli yazılarını okumaya devam etmem)...

    75 yaşından sonraki egosunun (belki de şu cahil ve çorak ülkede haklı olarak) yükselişi ama bunun dostluğumuza halel getirmeyecek biçimde görmezden gelinmesi...

    toplu şiirlerinin yayınına ve düz yazılarının yeni baskılarına katkı vermeye çalışmam...

    .

    2016...

    80 yaşında bir münevverin (entelektüel demek isterdim ama kendi istemez sanırım) "silahlı terör örgütüne iltisaklı" (!) olması nedeniyle göz altına alınması.

    her darbe döneminde herkese (gayretkeşler) tarafından yapıldığı gibi hasta ve hayli sayıda ilaç kullandığı halde (gözaltında doktor raporu alınabiliyormuş gibi) ilaçlarının verilmemesi.

    .

    "okumuşların şerrinden bizi muhafaza eyle ya rabbi!" diyenlerin ülkesinde yaşamamalıydın hilmi abi.

    felsefe çalışmalarını, dönemin önemli hocalarının yanında londra'da sürdürmeliydin. hiç olmazsa bbc'de kalmalıydın.
  • sandığı kadar iyi, sanıldığı kadar da kötü olmayan şair.
  • çok çirkin bir tartışma üslubuna sahip kişi, şair geçinen birine yakıştıramadım. fakat, aziz nesin'in selam getirdim kendisine:

    "sahte hakimi, sahte mühendisi, sahte doktoru polis yakalar, hapse atar ama, şairin sahtesine kimse bişey demiyor. böyleleri insanların ortasında elini kolunu sallaya sallaya özgürce dolaşıyor, şiirler yazıyorlar."
  • kendisine göre makbul ve makul şiir "sahih şiirdir". bu şiirin tanımı ise kendisi ne yazıyorsa odur.

    müridleri vardır. the marmara'da takılırlar. övülmekten sonsuz sınırsız, uçsuz bucaksız bir tat alır.

    bir insanı övmesi içinse üç koşul vardır:

    i) kendisinin ürün verdiği sahalarda çalışmamış olması (sözgelimi çinuçen tanrıkorur'u aralıksız 25 saat övebilir)

    ii) ölmüş olması

    iii) kendisine "şair-i muazzama" demesi, övmesi, pohpohlaması. (mesela şairin biri kendisine istiklâl caddesinde rastlayıp sarıldıktan sonra "nazım'ı bir tek sen aşabildin" demiş. kendisi bunu sekiz yüz yetmiş bin kez anlatmıştır. bu kadrolu şair, muhtemelen belediyeden bir proje kapmak istiyordu, kaptı da)

    o sinsiliği, palyoço yüzü eksilmez simasından. en son adnan benk belgeselinde "ya adnan... ya.... o işte her işle ilgilenmiştir biraz. ama hepsinden biraz... (her zamanki pis, müstehzi sırıtışıyla) ama hepside"

    boğaziçi'nde herkes sever, doğrudur. bir, aa verir havadan. iki, dünya kadar seme hocanın arasında ayrıksı duruşudur.

    the marmara'da ağırladığı hayranları arasında gözüne kestirdiklerini punduna getirmeyi de sever.

    ece ayhan'dan ünsal oskay'a, orhan koçak'tan enis batur'a kimse adam değildir nazarında...

    müridleriyle mutluluklar...
  • kendisine yapılan belediye şairi yakıştırmasını, belediyelerin açtığı şiir yarışmalarında jüri üyeliği yapmaktan fırsat bulursa cevaplayacağını umduğum edebiyat insanı, erguvan kişi..
  • (bkz: boazici universitesi) nin felsefe hocasi. (bkz: orhan pamuk) u en sert elestiren adam. sair, yazar, filozof, elestirmen ne ararsaniz var.. kendisi oryantalist ve postmodernisttir.
    bir de inancsiz adinda guzel bir siiri vardir:
    inancsiz
    acilir gecesi inancsizlarin
    tanri sari bir cicektir
    ormanin icinden atlilar
    gecerken cocuklar olecektir

    denizin gozlerinden tuzlu
    bir sikinti vurur karalara
    uzakta oldugumuzu koprulerden
    atlar nereden bilecektir

    mavi kuslar ciziyor biri
    eli degdikce camlarina
    avcilar dogrultup namlularini
    nasilsa bir bir dusurecektir

    yorgun yikilmis ölü
    bir yaz buyutur karninda
    soyunup topraga yatinca
    kadinlar goklerle sevisecektir

    acilir gecesi inancsizlarin
    tanri sari bir cicektir
    ormanin icinden atlilar
    gecerken cocuklar olecektir

    hilmi yavuz
    (bakis kusu, 1969)
  • derslerine girmekten mütemadiyen kaçındığım, yazılarını ve tarzını da sevmediğim* yazar, şair, öğretim görevlisi.
    ancak üniversite hayatımdaki en komik diyaloglardan birini de onun dersinde yaşadım.
    yine bir cumartesi sabahı, sınıf soğuk, bakışlar donuk.. hilmi yavuz, kuranın yaratılmışlığı üzerine bir ders anlatmaktadır. 3 saatlik derste hiç ara vermeyeceği bilindiğinden, dersi geçirmek için alternatif yollar aranmaktadır. konu, kuranda kullanılan mecazlara gelir. hilmi hoca, kurandaki bazı ayetlerin mecazi anlamlarına dikkat çekerken, dini konulara ilgisi ve sevgisi olduğu belli olan bir arkadaş el kaldırıp söz ister:

    -peki hocam... geçtiğimiz günlerde gazetede okudum. avustralyada bir ağaç secde ederken görülmüş!! buna ne diyorsunuz???
    (bir iç çekiş sesi)
    -bir ara verelim çocuklar...

    o dersten gülerek çıktım ve bir daha da hilmi hocanın hiçbir dersine girmedim..
  • üniversite hocalarının sergeni. dolaşmadığı üniversite kalmadı, şu an bilkentte. aslında güzel birşey, ondan sadece bir üniversite değil, birçok üniversite feyz aldı.
  • içine attığı, bilinçaltında gerilerde bir yere itelemeye çalıştığı batı hayranlığını doğuculukla (osmanlıcılıkla) bastırmaya çalışan, çok alçakgönüllü öğretim üyesi... kendisiyle yapılan uzun bir söyleşinin (ırmak söyleşi) yer aldığı "şiirim gibi yaşadım" (iş bankası, 2006) adlı kitaptaki kimi eleştirileri için enis batur şunları söylemiş:

    "'şiirim gibi yaşadım' patetik bir başlık. bu kadar kötü yaşadığını bilmiyordum hilmi yavuz'un, içim sızladı. biliyorsunuz, öteden beri florinalı nâzım'a benzetiyorum onu ben. güncelleştirilmiş bir servet-i fünun şiiri yazıyor, köhnemiş bir yapıştırma poetikası, ıkınarak yapılmış fason kitaplar. ortamda sosyalistlik prim yapıyorsa o yönde, müslümanlık prim yapıyorsa bu yönde yapay şiirler yazdığı için ciddiye almadık onu, bunu dile getirince de çıkışı magazin figürü olarak gündem yaratmakta buldu. yazdığı şiire güvenen biri ortalık yerde kendisini alkışlayıp başkalarını küçültmeye çalışır mı hiç, siz gülten akın'ın ya da ülkü tamer'in böyle bir maskaralığa kalkışabileceğini aklınızdan geçirebilir misiniz? dev aynasının karşısına geçmekle cücelikten kurtulamazsınız, sonuçta ne kadarsanız o kadarsınız. ırmak söyleşiler çok faydalı genelde, tabiî ırmağa atık borular açılmıyorsa." (cumhuriyet kitap, 5 ekim 2006)
  • çok uzun anlatmak gerekti
    ve biz ima ile geçtik
    diyor bir şiirinde hilmi yavuz şimdi ise size 17. yüyılda yaşamış naili'nin şiirini sunuyoruz.
    dil verdiğimiz yare nigah-ı gazabından
    tasribe mecal olmadı ve biz ima ile geçtik
    naili
    yani şiir bu mudur?
    biraksında bunu naili söylesin.
    küçük şairler taklit eder
    büyük şairler çalar.
    hangisi hilmi yavuz.