şükela:  tümü | bugün
  • odtü kökenli olan en son gazi iletişimde hocalık yapan bir sosyologmuş. kendisine, ritzer'in klasik sosyoloji kuramları çevirisi ile muttali oldum. himmet hoca ingilizceyi muhtemelen biliyor, ama ya türkçe bilmiyor ya da tercümenin ne olduğunu.

    yıllardır bu kadar, tatsız, ahenksiz, bozuk bir türkçe metin okumamıştım.
  • gazi iletişim'de derslerde anlattıklarıyla ve yazdıklarıyla toplumsal dünyamıza ışık tutuyor, tabuları yıkıyor. g. ritzer ve l. a. coser'dan çevirdiği kitaplar türkçedeki en sağlam sosyoloji çevirileri arasındadır. bu kitaplar, sosyoloji kuramlarının ve sosyologların öğrenilmesine büyük katkı sağlamaktadır. himmet hülür, sofistike ve kompleks anlatımlarla dolu temel kuramsal eserleri son derece akıcı ve anlaşılır bir dille sosyoloji okuyucusuyla buluşturmuştur. özellikle lisansüstü sınavlara hazırlanırken bizleri bozuk ve anlaşılmaz sosyoloji metinlerinden kurtararak imdadımıza yetişmektedir.

    her şeyden önce ademoğlu ve/veya havvakızının himmet hülür’ün çevirilerinin türkçedeki en düzgün ve anlaşılır sosyoloji çevirileri arasında olduğunu anlaması, bu çevirileri asgari miktarda da olsa sosyoloji bilgisiyle okumasına bağlıdır. henüz bu kadar sosyoloji bilgisi olmadan hariçten gazel şakıyanlar için ise himmet hülür’ün çevirileri sosyolojiyi sıfırdan başlayarak öğrenebilecekleri bir külliyat mahiyetindedir. ayrıca hocanın yazdıklarını okumaya başlayabilmek için çevirdiklerini okumayı bitirmiş olmak gerekir diye düşünüyorum.
  • derslerini aldığım, yakından tanıdığım hocamdır. putkırıcı tabiri hiç kimseyi olmadığı kadar himmet hocayı tarif eder. ayaklı bir kütüphane olması, hocanın mütevazi ve bilge tavrında yansıma bulmaktadır. mütevazi bir kişiliği olmasaydı da bilgiye verdiğimiz önemden dolayı yine 'kıymetlimiz' olurdu, fakat benim ve leyla'mın gönlüne giremezdi.

    himmet hocayı kolay kolay siyasi bir şablona sığdıramayız. bol bol nietzsche ve weber'den dem vurması, sık sık frankfurt okulculara ve araçsal akla demir atması, fikirlere ve değerlere araçsal bir yaklaşımı olan bilumum sağcı, solcu ve islamcı cenahların tepkisini çeker. sözgelimi kendisini islamcıların pek sevmemesine rağmen inançlıların ve dindarların çok sevmesi gayet normaldir. kendisi de spontane bir tarza sahip olan himmet hocaya, bir görüşü spontane olarak benimseyenler her zaman özel bir yakınlık hissederler. buna karşın, inançları ve görüşleri araçsallaştırarak onların içini boşaltanlarla hocanın yıldızları pek barışmaz.
  • yazılarında, foucault'nun düşüncelerine kendine özgü bir yorum getirerek bilgi/iktidar yapılanmaları karşısında direniş sanatlarının olanaklarını araştırmaktadır. 'faşist olmayan varolma biçimlerinin olanakları üzerine: michel foucault'da normalleşme, benlik ve etik' adlı makalesinde himmet hülür mikro-faşizme dikkat çekmektedir:
    'benliği üreten disiplinsel benlik teknikleri karşısında benlik ilgisinin vurgulanması, benliğin ve özgürlüğün bir kurtuluş biçimi olarak değil, bir direnme biçimi olarak varolabileceğinin altının çizilmesidir. biyoiktidar teknolojilerinin bireyleştirerek ve özneleştirerek yarattığı totallik, istikrar, uyum ve normalleşmeye dayalı işleyiş yaşamın içinde benlikleri oluşturarak dolaşan mikro-faşist bir işleyiştir.'
    faşist olmayan varolma biçimlerinin olanakları üzerine
    aynı makalede himmet hülür, mikro-faşizme karşı mikro-direnişin önemine şu ifadelerle değinmektedir:
    'biyoiktidar kavrayışının ortaya koyduğu faşizm biçimine karşı koymak, iktidarı devlet aygıtıyla özdeşleştiren ideolojik kavrayışların iktidara karşı sahip olduğu kurtuluşçu yaklaşımdan da ayrılır. faşizm, devlet aygıtından çok yaşantının içinde yer edindiği için, ona meydan okumak, ne kadar zor da olsa yine yaşantının içinde mümkün olabilir. ayrıca, beden ve benliğin içinde dolaşarak disiplin ve düzen kurduğu için faşizmi temelli ve ilelebet altüst etmek mümkün değildir. denetleyici iktidara karşı siyasal bir devrimle topluca bir kurtuluştan bahsedilemeyeceği gibi, topluca kültürel bir devrim de söz konusu değildir. bu durumda, faşizmden ebediyen kurtulmak değil ona karşı direnmek, denetime hizmet eden mevcut öznellik ve benlik biçimlerinden kökten farklı öznellik ve benlik biçimleri oluşturmaya çabalamak mümkündür, ancak bu direniş de mikro düzeyde ve geçici bir biçim alabilir.'
  • ilk entry'de de belirtildiği üzere, sosyoloji kuramları eserini çevirirken tam anlamı ile bir türkçe katli yapmış akademisyen.

    anlam bütünlüğünü bozacak şekilde cümle cümle ve moda mod bir çeviri yapması o kadar sinir bozucu ki internetten orijinal metne ulaşıp oradan okumak zorunda kalıyorsunuz. benim bu kitabı satın alma sebebim zaten hep ingilizce ile muhattap olduğum için kavramların ve kuramların türkçelerini de öğrenmek, alanıma ana dilimde de hakim olmaktı. elimde okuması ve anlaması işkence olan bir kitap oldu sayesinde.

    ayrıca bu kitabın içerisinde öyle bir redaksiyon hatası var ki, görünce inanamıyorsunuz. sayfasını bir ara bulur editlerim ancak bir paragraf büyüklüğünde çeviri taslağı basıma girene kadar kimse tarafından fark edilmemiş.
  • verdiği derslerle gazi üniversitesi iletişim fakültesi’nin çıtasını yukarı çeken sosyologdur. himmet hoca, yüksek lisans ve doktora aşamasında verdiği seçmeli derslerini, fakültedeki tüm bölümlerden öğrencilerin ve asistanların alma ihtiyacı hissettiği bir hocadır. gazi üniversitesi iletişim fakültesi’nde lisans öğrencilerine “sosyoloji” ve “iletişim sosyolojisi” dersleri vermektedir. yüksek lisans ve doktorada verdiği derslerden bazıları: “küreselleşme, kültür ve kimlik”, “klasik toplum kuramları”, “siber kültür ve sanal kimlik”, “postyapısalcı ve postmodern kuramlar”, “bilgi sosyolojisinde temel konular”. kendisiyle ilgili bir yazı kaleme almayı planladığım himmet hocanın gazi üniversitesi'ne gelişinden önce verdiği dersleri de öğrendiğimde buraya bir entry olarak yazmak amacındayım.

    himmet hülür’ün dersleri, kuramcıları ve kuramları öğrenmek hem de düşüncemizi bilhassa eleştirel düşüncemizi geliştirmek için çok büyük bir imkan olmuştur. nietzsche, marx, heidegger ve foucault’yu her zaman en üstte tutmuş ve en fazla mesaiyi onların kuramlarını ve görüşlerini konuşmaya ve tartışmaya ayırmıştır. ancak, bunların yanında weber, frankfurt okulu, derrida, baudrillard, habermas, deleuze ve guattari, castells, hardt ve negri’ye de önem verdiği görülmüştür. bir dersinde deleuze ve guattari, diğer bir dersinde ise hardt ve negri hakkında sunum yapma ve “paper” hazırlama fırsatı buldum. hardt ve negri’nin ‘imparatorluk’ adlı çalışmalarını defalarca okumama rağmen, sunumum esnasında himmet hocanın eserle ilgili yorumlarının ve tartışmalarının bu eseri daha iyi anlamamda büyük katkısı oldu.

    himmet hülür’ün gerek lisansta gerekse yüksek lisans ve doktorada verdiği derslerde öğrenciler bir aydınlanma yaşamakta veya bir arkadaşımızın söylediği gibi “düşüncemizde bir devrim gerçekleşmektedir”. bunun nedeni, himmet hocanın kendisini saf bilgiye adamış olmasıdır. öğrenciye tek bir görüşü empoze etmemesi, kabul etmek zorundaymışız gibi görünen şeylerin hiç de öyle olmadığını, birden fazla seçeneğin bulunabileceğini göstermesidir.
  • bağımsız ve özgürlükçü tarzı tüm öğrencileri ve akademik camia tarafından bilinen ve baskıya boyun eğmemesi nedeniyle fethullahçı çevrelerin hışmına uğramış ve kendisine ergenekon kumpası kurularak hakkı yenmiş ve mağdur edilmiş sosyoloji hocasıdır. fethullahçılar 2008 yılında himmet hocaya karşı kumpas kurarak ulusal bir gazetede manşetten himmet hocanın ergenekoncu olduğu haberini yaptırmışlardır. bu haberde himmet hocanın selçuk üniversitesi'nde çalıştığı 2005 yılına kadar bu üniversitedeki fethullahçıları fişleyerek deşifre ettiği iddia edilmiştir. fethullahçıların bu ve benzer kumpasları nedeniyle himmet hocanın telafisi pek mümkün olmayan hakları gasp edilmiştir.
  • açık sözlülüğü, içtenliği ve gönül insanı oluşu anında bir güven duygusu vermektedir. üniversite öğrenciliğim sırasında ilim irfan sahibi olmak isteyenlerin idolü olan himmet hoca, derslerinde sergilediği sivil ve anti-otoriter yaklaşımla ve ve geniş düşünce ufkuyla bizlere yaptığı katkı büyüktür. tek tipliliğe karşı farklılığı, zorunluluğa karşı ihtimalleri vurgulaması ve tüm dayatmaları eleştirmesi en önemli özellikleridir.

    hangi konuyu anlatırsa anlatsın ağzından en fazla ve çok fazla duyduğumuz isimler marx, weber, nietzsche, frankfurt okulu ve foucault'dur. söz dönüp dolaşıp bir şekilde bu isimlere gelmektedir. derslerinde olduğu gibi yazılarında da anti-otoriter tutumu sürekli yansıtmaktadır. kendi ideolojik kalıplarını kakalamanın derdine düşen tipik çevreler ve egosal hezeyanların otoriter kafalama modelleri akademide norm haline gelirken himmet hoca hep sorgulayıcı direnci vurgulamış ve otoriter kafalamacılara kafa tutmuştur.

    görmemizi ve söylememizi belirli dayatmaların ve otoriter kalıpların yönlendirdiği düşüncesini işlemiştir. bu da gördüğünüzden ve söylediğimizden farklı görmenin ve söylemenin mümkün olması demektir. foucault'nun yaklaşımına göndermede bulunarak görme ve söylememizin arkasının boş olduğunu savunmuştur. sözgelimi, "görülebilenin hayaleti söylenebilenin mırıltısı: foucault'nun bakışında boşluk ve bulunmayış" adlı makalesinden bir alıntı:

    "söylemek, doğruluk iddiasının taşıyıcısı olmak, doğruluk iktidarına maruz kalmaktır. ... görmek ve söylemek, hazır, verili bir görme ve söyleme düzenine dahil olmaktır. ancak böylece bilgi, görgü ve uygarlık maddi bir geçerlilik kazanır. ... şeyler, söyleme düzeni içinde bir anlam bulmakta, onun aracılığıyla ve onda kendini var etmektedir. söyleme düzenini belirleyen ilkeler şeylere ulaşmanın yegane yolu olarak belirmektedir. şeylerin nasıl yaratıldığı, düzenlendiği, görüldüğü ve söylendiği, bizim gerçeklik hakkındaki bilgilerimizi artırmak bir tarafa, bize keyi bir gerçeklik ve doğruluk dayatır. görme ve söylemenin iktidarla ayrılmaz bağı bu keyiyette temellenir. bireylerin görme ve söyleme edimlerinde iktidara boyun eğişi, zorlama ile değil, bireylerin özgür yönelimleriyle, onlarda yaratılan bir özgürlük söylemiyle sağlanır, ancak bu özgürlük onlar üzerindeki yönetim teknolojilerinin gücünü genişletir, daha da ötesi birey bu yönetimselliğin bir yaratımıdır. birey, bilgi-iktidarın doğruluk üretiminden bağımsız görme, kavrama, anlamlandırma, anlatma olanağına sahip değildir. özgür hissederek söylemek, başka bir ifadeyle söylenmesi gerekeni özgürce söylemek, görülmesi gerekeni, apaçık kılınanı görmek, iktidar ve söylemenin iç içe geçmiş birliğini oluşturur. baskıyla söylettirme tarihin karanlık deneyimleri olarak terkedilmiştir. isteyerek ve özgürce görme ve söyleme, denetimin baskıya dayanmadan sürdürüldüğü biricik modern karakteristiğini oluşturur."

    https://www.academia.edu/…s_and_absence_in_foucault
  • iki saatlik dersini bile dolduramayan hocalar kendisinden ders alsalar fena olmaz çünkü dersleri hem dolu dolu hem de keyifli geçer. derslerinde belli bir görüşü benimsetmeye çalışmaz ve oldukça yoğun kuramsallıktaki konuları bile anlaşılır anlatır. ayrıca oldukça üretken bir akademisyendir. din sosyolojisi ve iletişim sosyolojisi alanındaki çalışmalarının yanı sıra binlerce sayfalık kitap çevirileri vardır.

    iyi bir hoca olduğu kadar iyi de bir insandır. çoğu akademisyenin yaptığı gibi öğrencilere karşı üstten bir tavır takınmaz, son derece alçakgönüllüdür. öğrencilerini güler yüzle karşılar, onlara zaman ayırır ve samimiyetle sorularına cevaplar verir.
  • yusuf ziya özcan yök başkanı olarak atandıktan sonra 14 aralık 2007’de cumhuriyet gazetesi yök “yök başkanının nakşi merakı” başlığını taşıyan bir haber yayınladı. bu haberde özetle özcan’ın danışmanlığını yaptığı doktora tezinde himmet hülür’ün nakşibendiliği incelediği ve tasavvuf ve tarikatlar konusunda araştırmalar yaptığı yazıyordu. gazetedeki haber metninin bir kısmını aşağıya aktarayım:
    cumhuriyet gazetesinin haberi

    “özcan'ın odtü'de, doktora öğrencisi himmet hülür'e, nakşibendiliğin ele alındığı tezde danışmanlık yaptığı öğrenildi. hülür'ün özcan'ın danışmanlığında hazırladığı ingilizce tez, "techno-scientific constitution of action, globalization and ınner dimension: the cases of ismail ağa and iskender paşa brancches of the naqshbandi order" adını taşıyor.
    tez konusunun türkçe karşılığı ise "eylemin tekno - bilimsel oluşumu, küreselleşme ve iç boyut: nakşibendi tarikatının ismail ağa ve iskender paşa kolları örnekleri". tezin içeriğinde ise "sufi, nakşibendiyye tarikatı, küreselleşme, islam dini, tarikatlar ve tasavvuf" konularında bilgiler yer alıyor.
    odtü sosyoloji bölümü mezunu olan, yine odtü'de sosyal bilimler enstitüsü bünyesinde yüksek lisansını ve doktorasını tamamlayan hülür'ün, nakşibendilik konusunda başka çalışmaları da bulunuyor.
    konya selçuk üniversitesi sosyoloji bölümü öğretim üyesi olan hülür, özcan'la birlikte hazırladığı tezden 3 yıl sonra 1999'da bu kez "technology and naqshabandi sufism: an empirical analysis of ismail ağa and iskender paşa branches", "teknoloji ve nakşibendi sufizmi: ismail ağa ve iskender paşa kolları üzerine deneysel bir analiz" konulu bir çalışma yaptı. sosyolog hülür'ün mesleki ilgi alanları arasında "din" de var.”
    cumhuriyet gazetesinin bu konuyu haberleştirmesinde belirli bir eleştiri tonunun olmadığını söylemek zordur. ancak himmet hülür nakşibendilik ile ilgili tezinde ve başka çalışmalarında tasavvuf incelemeleri yaparak, türk toplumunun sosyolojik olarak anlaşılması için tasavvufun toplumdaki yerinin anlaşılması gerektiğini bizlere göstermiştir. hatta günümüzdeki teknoloji ve küreselleşme gerçekliğiyle tasavvuf arasında bağlantılar kurarak küreselleşme ve teknolojik gelişmenin genel olarak tasavvufla özel olarak ise nakşibendilikle ilişkilerini kurmuştur. bu açıdan belki de şerif mardin’in “din ve ideoloji” adlı eserinden sonra türk toplumu, din ve küreselleşmenin anlaşılmasında en önemli eserleri yazmıştır. zaten himmet hocanın sosyoloji alanında verdiği derslerde de içinde yaşadığımız toplumun yeterli bir sosyolojisi için genel olarak tasavvufun özel olarak nakşibendiliğin anlaşılmasının çok önemli olduğunu sürekli söylediğini ve vurguladığını görmüşüzdür. himmet hocamız tasavvufun ve nakşibendiliğin toplumumuzun “derin geleneği” olduğunu her zaman ifade etmiştir. hatta fethullahçılığın ve radikal islamcılığın bu derin geleneğin dışında olduğunu ve bu geleneği anlamadığını da sürekli vurgulamıştır. himmet hoca, tasavvuf ve nakşibendiliğin oluşturduğu bu derin geleneğin toplumumuzdaki düşünce, beğeni-estetik ve bilgi biçimlerinin temelini oluşturduğu için derin olduğunu dile getirmiştir.
    ayrıca himmet hülür’ün genelde yaptığı çalışmalarda özel olarak verdiği tezde doğu ve batı düşüncesinin temellerine hakim ve bunları özlü bir biçimde kavramış olarak kendi özgün görüşlerini oluşturduğu görülmektedir. ibni arabi’den gazali’ye, nietzsche’den heidegger’e doğu ve batının temellerini özlü bir biçimde sunan hülür sadece bunları aktarmakla kalmıyor, aynı zamanda türk düşüncesinin ve sosyolojisinin en özgün yaklaşımlarına da öncülük ediyor. hülür’ün doğu ve batı’yı özümsemiş olarak ve tasavvuf ve mistisizme dayalı olarak geliştirdiği bu özgün görüşler ve yaklaşımların gelecekteki türk sosyolojisinin temellerini oluşturacağını söylememiz hiç de kehanet sayılmaz. ancak himmet hocamızın özellikle doktora tezini bir an önce türkçeye kazandırmasını heyecanla bekliyoruz.