şükela:  tümü | bugün
  • sivri ve ezber bozan çıkışları ile dikkat çeken hıncal uluç'un sosyal medyayı kabahatli bulduğu makale olmuştur.

    açıkçası sinan çetin'in sarhoş oğlu ve çiçekçiyi öldürüp kaçan şerefsiz gibiler para cezası ile yırtıp kaçarken, hasan hüseyin sel kardeşlerin 20 yıl hapis cezası ile yargılanmasının makul bir tarafı yok.

    hasan hüseyin sel kardeşlere 5 yıl hapis cezası veriyorsan, sinan çetin'in sarhoş ve katil oğluna ve emrah serbes gibilere minimum 20 sene vermen gerekir.

    --- spoiler ---

    demokrasileri, dikta rejimlerinden ayıran en büyük özellik, kuvvetler ayrımı'dır.

    egemenlik dediğimiz şey, üç güç arasında bölünür.
    yasama.. yasaları yapar.
    yürütme.. yasaları yürütür.
    yargı.. yasalara uymayanları yargılar.

    bu üç kuvvet birbirini denetler ve dengelerler.
    yakın çağda bu üçe bir dördüncü eklendi..
    basın, medya gücü.. fikir özgürlüğü ve bu özgürlüğü kullanan medyanın etkin denetim gücü..
    derken günümüzde bir beşinci güç ortaya çıktı.
    sosyal medya!.

    ve bugün görüyor, görmüyorsak da hissediyoruz ki, sosyal medya demokrasinin tüm güçlerinin tepesinde..

    medya, haberlerini ve yorumlarını sosyal medyaya göre hizalamaya başladı.

    yasama, yürütme ve yargı, en önemlisi "yargı" sosyal medyaya bakıp karar almaya başladı.
    başkaları hakkında alınan bu sosyal medyanın yönlendirdiği kararları coşku ve alkışla karşılıyoruz.

    ama unuttuğumuz bir şey var..
    hukuk bir gün hepimize lazım olabilir.
    adaletin önüne çıktığınızda kanunlara göre mi yargılanmak istersiniz, sosyal medyaya göre mi?.
    iyi düşünün..

    son günlerde, iki trafik magandası, ülke gündeminde her şeyin önüne geçti. neden?.

    çünkü sosyal medyada kıyamet kopuyor ve bu kıyamete paralel haber ve yorumlar birbirini izliyor.. yazmayan nerdeyse kalmadı.

    son haber..

    iki trafik magandası tutuklandı ve haklarında 5 yıldan 20 yıla kadar hapis istendi. 20 yıl değil, 20 yıla kadar. hukuk dilinde bu "5 yıl" demektir. yargıç, uygun görürse, üst sınırı 20 yıl olmak üzere cezayı arttırabilir, ama her artış için yasal sebep göstermek zorundadır. yani aslında istenen ceza 5 yıldır, gazetelerin coşkuyla manşet attığı 20 yıl değil.

    hukuk dersi verir gibi yazıyorum ama, bu derse ihtiyaç var. çünkü dedim ya, hukuk bir gün hepimize lazım olabilir.

    ceza hukukumuz, tüm demokrat ceza hukukları gibi "kanunsuz suç ve ceza olmaz" der.
    yani suçunuz da kanunda tarif edilmiş olmalı, cezası da.. ve suç mahkemede ispatlanmalıdır.
    bir şey daha der, ceza hukuku..
    "suçluluğu kanıtlanana kadar herkes masumdur."

    yani..
    şu ana kadar kopan kıyamet içinde, hasan ve hüseyin sel kardeşlere aslında "maganda" deme hakkımız bile yok. suçları ve cezaları kesinleşene dek yok.
    ingiliz medyası bu haberi mesela "mr. hasan..
    mr. hüseyin" diye yazardı.
    olayda, bakalım elde ne var?.
    sosyal medyada yayılan bir video.
    hepsi o..
    peki, gerek medya, gerek sosyal medya karşı tarafı da dinlemiş mi?. olayı tarafsız ele almış mı?.

    bu ülkede emniyet şeridinde giden binlerce araba yok mu?. bunları kullananlar, şeridin tıkalı olduğunu, ya da ilerde polis beklediğini görünce, en sağ şeride kaynak yapmıyorlar mı?.

    mesela olay yeri istanbul'da yaşıyorsanız, her gün emniyet şeridinde giden yüzlerce, kaynak yapan onlarca kişiye rastlamıyor musunuz?.

    belki siz de bunlardan birisinizdir.
    yani sel kardeşlerin yaptığı, kuralları hiçe sayan uyanıklık ve kaynak, vukuat- ı adiye.. sıradan bir olay.

    kaynak yapma isterken, bir çift onlara yol vermemiş. bu da sıradan bir olay..

    hasan sel adlı kardeş, bir öfke patlaması yaşamış. niye öfke patlaması?.

    bir işaret.. bir laf.. bir küfür..

    bilmiyoruz.

    yol vermeyenlerin yolunu kesmiş, arabadan inmiş. öfkeyle saldırmış.
    eskiler "hem suçlu, hem güçlü" derler. ama "öfke kontrolü" artık bir tıp dalı olacak kadar önemli bir bilim.

    öfkesini kontrol edemeyenler hasta.
    kendilerine de, başkalarına da büyük zararlar verebilirler. bu yüzden tedavileri gerekir.

    hasan öfkeyle fırlayınca, kardeşi hüseyin onu durdurmak için fırlamış. bu görüntülerde var. ama çıldıran hüseyin'i tutmak ne mümkün. kapılar kilitli, camlar kapalı olunca, daha da çıldırmış. yandaki aynaya japon tekmesi atmış, yetmemiş, arabanın üstüne çıkmış tepinmeye başlamış.
    sonra binmişler arabalarına, çekip gitmişler..

    saldırıya uğrayanlar, içerden çektikleri video ile karakola baş vurmuşlar.

    komiser videoyu izleyince, semt esnafından hüseyin'i tanıyor olmalı. aramış..

    kardeşler, belki işleri, belki de suç üstünden kurtulmak için kastamonu'ya gitmişler.
    komiser "gelin ifadenizi alalım" demiş. yani kaçakları, onlarca polisi meşgul etmeden bir telefonla karakola getirmiş. kapıda da, tanıdığı hüseyin'e "merhaba" demiş.

    vay sen misin diyen.. hadi sosyal medya.. hadi kıyamet.
    o komiser, anında görevden alınmış.

    şöyle olsa tamam..
    "soruşturmanın selameti açısından" diyerek ve soruşturma sonuna dek görevden alınsa alkışlarım. çünkü, komiserle hüseyin tanış, belli. o zaman ilk soruşturmayı, yani ifade almayı tarafsız biri yapmalı..

    ama açıklama öyle değil.
    "görevli el çektirildi." şimdi müfettişler o komiseri soruşturuyor.
    "suçsuz" bulurlarsa o müfettişler de tehlikede. onlara da işten el çektirilebilir.
    hadi, bağımsız karar verin bakalım.
    polis, savcıya havale ediyor, kardeşleri ve savcılık ikisini de, 5 yıldan 20 yıla kadar hapis istemiyle mahkemeye sevk ediyor.
    tamam edebilir, ama hasan ve hüseyin kardeşler arasında fark yok mu?.

    hüseyin arabadan saldırmak için mi iniyor, öfkeli kardeşini durdurmak için mi?.
    hüseyin, gittikleri, ya da diyelim kaçtıkları yerden polisin bir telefonu ile gelip teslim olmayı sağlayan kardeş değil mi?.

    bu ülkede, bu köşede kaç kez okudunuz, ehliyetsiz, alkollü ve kaldırımda adam ezip öldürenler, tutuksuz yargılanır ve 5 yılın altında mahkum oldukları için, bir tek gün nezarette bile kalmadan, serbest dolaşırken, hasan ve hüseyin'in 5 yıldan 20 yıla hapis istemiyle tutuklu yargılanmaları vicdan ve adalet duygularınıza nasıl geliyor, peki?.

    bir soru soruyorum sadece..
    hüküm vermiyorum. kimseyi de savunmuyorum.
    olayı uzun, ayrıntılı ve hukuksal açıdan anlattım sadece.
    okuyun..

    bir tek tarafı görüp dinleyerek verdiğiniz kararın başka yönleri ve unsurları da olabileceğini düşünün.
    bunların yarın sizin, ya da bir yakınınızın da başına gelebileceğini, şu oto yollarımızın ve emniyet şeritlerimizin haline bakarak bir daha düşünün..
    hukuku, adaleti ve ülkemizdeki uygulamayı gören, bilen, yaşayan biri olarak düşünün istedim sadece..

    "dünya düzdür" diyenlerin yanıldığını, şüphe edenler, "acaba düz olmayabilir mi?" diye merak edenler, keşfettiler.

    gelişmenin sebebidir, şüphe etme ve sorgulama..
    ben sadece bir "acaba" koydum ortaya..

    acaba başka türlü olabilir mi?.

    --- spoiler ---

    dikkat sabah çıkabilir
  • (bkz: hıncal uluç kim amk)

    edit: şaka bir yana, "hukuk hepinize lazım olacak, kanunlara göre mi yargılanmak istersiniz, sosyal medyaya göre mi?" kısmından sonrasını okumadım. kanun yok ki be adam ülkede. kanun mu kaldı? bu insanlar hangi ülkede yaşıyor, hiç mi gündemi takip etmiyorlar, anlamıyorum. tecavüzcüler cübbeyle sarıkla mahkemeye gidip iyi hal indirimi aldılar bu ülkede.

    büdüt: tamamını okumuştum zaten. okumadan yorum yapma o zaman diyenler olmuş. sanki tamamını okuyunca çok değişiyor, sıçıp sıvamış adam.
  • hıncal uluç yaşıyor mu diye bir an düşündüren başlık.
  • siktir git lan!

    polis ifadeye çağırdığı o sokak eşkiyasını kapıda karşılamışmış, bunda ne varmışmış.
  • "hasan öfkeyle fırlayınca, kardeşi hüseyin onu durdurmak için fırlamış. bu görüntülerde var. ama çıldıran hüseyin'i tutmak ne mümkün. kapılar kilitli, camlar kapalı olunca, daha da çıldırmış. yandaki aynaya japon tekmesi atmış, yetmemiş, arabanın üstüne çıkmış tepinmeye başlamış.
    sonra binmişler arabalarına, çekip gitmişler.."

    yani diyor ki inip arabadan paşa paşa dayaklarını yeseymişler hüseyin beyciğim hiç sinirlenmeyecek olay buralara gelmeyecekti.

    videosunu izlediğimiz gördüğümüz olaya rağmen adamlar suçlu değilmiş. emniyet şeridini kullanıp ilerde polis olursa sola kırıp birinin önüne geçmek gayet normal bir olaymış. emniyet müdürünün kapıda karşılaması ise iyi bile olmuş.

    baştan aşağı zırvalamalarla dolu bir yazı.

    hıncal uluç'un ağır küfürleri hakettiği bir yazı. ( diyebileceğim en hafif tabir bu)
  • 2 kilo baklavaya yazmış olabilir bu yazıyı. azaltıyorum, yarım kilo da olabilir. kalemi o kadar ucuz çünkü.
  • yillardir o kuvvetler ayriligini, afedersiniz, s.ip atan bir devlet baskani varken sus;
    yillardir ogrenciler, siyasetciler, gazeteciler hapiste iddianame bekleyerek omur harcarlarken sus;
    yillardir yargi, olmayan gizli taniklarla, trol haberleriyle cezalar yagdirirken sus;

    ama simdi 2 tane serefsiz icin sesini yukselt. masumiyet karinesini, gucler ayriligini, savunma hakkini falan hatirlat.
    ve gazeteci diye gecin bu ulkede

    (ha bu soylediklerim, usttekilere sesini cikarmayip bu 2 serefsiz icin ortaligi ayaga kaldiranlar icin de gecerli ama bu uzun bir mevzu olur simdi)
  • 80 yaşındaki bi gasteci yorumu, bi gasteci yazısıdır.
    yazar olduğu için yazmıştır. yıllardır yazmaktadır.

    okumaya değer bulursak ve dayanabiliyorsak okuruz, biz de yorumumuzu buna göre yaparız.
    misal ben dayanamadım, bıraktım okumayı. gereksiz ve boş olduğuna karar verdim.

    sonra düşündüm, iyi ki hıncal uluç bu ülkede hakim değil. gasteci.
  • son derece haklı bir yazıdır. ancak sözlükte kim amk furyası ile alaya alınacaktır.
  • güçlüye hiç dokunmadan, başına iş almayacağını bildiği her konuda gündem olmak için aykırı aykırı konuşan/yazan sözüm ona gazeteci hınçal'ın son hezeyanı.