şükela:  tümü | bugün
  • eğer ordunun hindi konusundaki ısrarını tanrı zamanında öngörebilseydi, hindi projesi anında rafa kalkardı; böyle bir yaratığı hiçbir zaman göremezdik, bilemezdik. ben de haftanın hemen her günü hindi görmekten bir nebze olsun kurtulurdum. hindiyi tekmelemek ve sakat bırakmak istekleriyle sabaha kadar yatağımda kıvranmaz, hayvanlar alemine savaş açmazdım.

    fakat olmadı...

    g3 mermisiyle şımartılmış hindi, kamuflajla gizlenmiş hindi, şınav ve mekikle güçlendirilmiş hindi, mayına basmış parçapinçik hindi olmak üzere yemediğim versiyonu kalmadı ve hepsi birbirinden kötüydü; "neden hindi" diye bağırdım elimde megafonla, anında tutanak yazdılar hakkımda. durduk yere bir hayvanı kendime düşman belledim, böyle gidemezdi. kimse yemek yiyemez olmuştu hindi teröründen, bir bölük komple eriyorduk. zamanında 108'e kadar çıkmış bedenim, bir hindinin lanetiyle mum gibi erimiş ve 86'ya kadar düşmüştü. yanımda getirdiğim pantolonlar battal boy çuval gibi kaldığından, belime havlu sarıp öyle çıkıyordum çarşıya. banyodan çıkmış gibi dolaşıyordum tehlikenin kol gezdiği caddelerde.

    ben de dün öğlen saatlerinde, hindilerin lideri deli sadullah'ı düelloya davet ettim. ben kazanırsam; artık hiçbir kışlada hindi çıkmayacak, kümes hayvanlarından bir tek tavuğu görecektik. roberto carlos baldırlı, kaval kemikli dev hindiler ebediyen çekip gidecekti başka topraklara. deli sadullah kazanırsa da, biz er-erbaşlar hindilerin egemenliğini kabul edecek ve kümeslerinin önünde nöbet dahi tutacaktık. "komtanım" çekecektik her gördüğümüz hindiye. tüylerini parlatmak ve güzelliklerini övmek için özel mangalar kuracak, vatani görevimizi bu şekilde güncelleyecektik. kazanan için gerçekten hayat güzel olacaktı. kılıçlarımızı kuşandık, silahlarımızı doldurduk. tüm ordu benim arkamdaydı, adeta bir haşhaşindim alamut'tan çıkan. gözlerimin altına savaş boyasını sürüp hindiye doğru koşmaya başladım. ilk atağı ben yapacaktım, eğer şansım yaver giderse hindiyi birkaç ölümcül darbe ile etkisiz hale getirdikten sonra da zaferimi ilan edecektim.

    fakat deli sadullah bana gelişine vurdu. roberto carlos'tan tekme yemiş naçizane bir top gibi sektim duvardan duvara. insan ırkının umudu azalmıştı, albayım "hayır şampiyon, pes etme" diye beni yerden kaldırdı. erbaşlar yasımı tutmaya başlamış, sayı saymayı öğrenemediği için şafak konusunda ciddi sıkıntılar yaşayan idris'in dahi gözleri dolmuştu. onları hayatlarının geri kalanında hindiye mecbur bırakamazdım, şanlı türk ordusunu bir kümes hayvanının egemenliğine sokamazdım. deli sadullah, kaslı bacakları ve heybetli gövdesiyle işimi bitirmek için yavaşça yaklaşırken, ölü taklidi yaptım. sinsice attı adımlarını, işimin bittiğinden emin olmak istiyordu. kontrol etmek istercesine çirkin kafasını bana yaklaştırdı. olduğum yerden aniden sıçrayıp havada asılı kaldığımda, sado'nun küçük gözlerinde ölümün gölgesini gördüm. "sado must die" diye bağırıp, 47 numara postallarımla kafasına döner tekme geçirdim. tekmelerim ölümcüldü, liu kang'ın "finish him"inden bile bin beterdi.

    geçmiş tüm günlere adadım tekmelerimi, her yemekte arsız gibi gibi gelen hindilere olan lanetim, bacaklarıma guvvat oldu. ben tekmeledikçe arkamdaki şanlı ordu şahlandı; yaşlı subaylar eski günleri hatırlayıp ağladı. genç erbaşlar, zamansız idris, faydasız ilyas, kantinin efendisi adem dahil olmak üzere hepsi hindinin zulmünden kurtulmayı akşamlara kadar şop ayran içerek kutladı.

    komutan, aylardır bize zulüm eden deli sadullah'tan onları kurtardığım için üstün hizmet madalyası ve çift çarşı verdi. bir süre omuzlarda taşındım, oysa sadece hindiden bıkmıştım. buna bir şeyler yapmam gerekiyordu, benim yerimde kim olsa zaten aynısını yapardı.

    her türk'ün asker doğduğu bir kışlaydı, günlerden dündü. yerde yatan hindinin cansız bedenini ibret-i alem olsun diye nizamiyenin kapısına astık. yeni bir devrimin ilk günleri kadar güzel bir gündü, ertesi gün çarşıya bile çıkacaktım.
  • kümes hayvanlarının açık ara en çirkini. tamam evlenecek kız aramıyoruz ama; ördek falan güzelken, hindi neden yıldırım düşmüş gibi anlamak mümkün değil. kafası küçük ve kırmızı. suratından bir şey sarkıyor, gıdısı var, vücut şekilsiz, aerodinamizm desen yerlerde. ve en önemlisi agresif! böyle bir şey olabilir mi haşmet?

    köpekten korkmadım, hindiden korktuğum kadar. "annen güzel sen çirkin" deyince delirmeleri ise, zeka seviyeleri hakkında ipucu veriyor. "annen heidi klum gibi, sen niye böyle oldun?" diyoruz sanki. anan soğan baban sarmısak, ne diye buna sinirlenirsin? ve o kabarmalar, çalımlar, tehditkar bakışların kime koçum?

    ben dünyanın her yerinde kümes hayvanı gördüm haşmet! ama hindi kadar kibirli, ne yaptığını bilmez, korkusunu başkasını korkutarak saklayan başka hayvan görmedim. yok böyle bir rezalet. bülent korkmaz anında istifa etmeli.

    -evet devreler yandı, kısa bir reklam arası veriyoruz.
  • kimi kaynaklara göre bu garip kuslarin anavatani amerika kitasidir ve meksika yerlilerince konulmus özgün adlari "uexoloti"dir (xuehxolotl). hindilerin avrupa kitasini ilk defa sereflendirmeleri kristof kolomb'un amerika'yi kesfinden sonra gerceklesmistir. söylentiye göre kolomb'un hindistan'i kesfettigini zanneden ispanyollar, bu kusa "hint tavugu (kusu)" adini vermisler, 1520 civarlarinda ilk hindilerini ispanya'dan, daha dogrusu ispanya'nin karayipler'deki kolonilerinden (west indies) ithal eden fransizlar "coq d'inde" (hint horozu) veya "poule d'inde" isimlerini uygun görmüsler (modern fransizcada bu söyleyis "la dinde" seklinde kisaltilmis).

    ingilizlerin bu kusu nasil "turkey" diye adlandirdiklari konusunda en cok ragbet gören teorilerden birine göre ingiltere'ye ithal edilen ilk hindiler (meleagris gallopavo, 1520-1541 yillari arasinda), "turkey merchants" diye bilinen levanten tüccarlarca yollari üzerindeki ispanya'dan getirilmisler; bunun üzerine bu kuslara ilk önce "turkey birds", daha sonra da kisaca "turkey" adi verilmis. "turkey", aslinda daha onceleri bu tuccarlarin ingiltere'ye getirdikleri afrika kokenli gine tavuguna verilmis isimmis. amerika'yi kolonilestiren bati avrupalilarin hindiyi gine tavuguyla karistirdiklari ve onun icin ingilizlerin ve kuzey amerikali kolonyalistlerin hindiye "turkey" dedikleri de ileri suruluyor.

    rusca, türkce ve ibranice gibi baska dillerde de hindistan'la iliskilendirilen bu kusun hintce ve portekizce dillerindeki ismi ise peru'dur. cince'de ates tavugu (bkz: ates kusu) diye anilan hindiler hollanda'da kalkoen (kalküta'dan), kuzey almanya'da pute, güney almanya'da ise truthahn diye adlandirilmislar.
  • özellikle ingilizce bilenlerimiz, türkiye'nin adının ingilizcede "turkey" olmasını hep garipsemişlerdir (belki rahatsızlık duyanlar da olmuştur). çünkü "turkey", ingilizcede "hindi" anlamına gelmektedir. ancak rahatsız olacak bir şey yok, çünkü bu hayvanın ismi, diller incelendiğinde hep farklı milletlerin isimlerini alacak şekilde kullanılmaktadır ve bu oldukça ilginçtir. nasıl mı?

    * hindinin ingilizcedeki karşılığı "turkey"dir. bu kelime, aynı zamanda bir ülke olarak, "türkiye" için kullanılır.

    * hindinin türkçe anlamı "hindistanlı" ("hintli") ile eş anlamlıdır. "hindistan ile ilgili" anlamında kullanılabilmektedir.

    * ermenicede hindinin karşılığı "hntkahav"dır. bu kelimenin anlamı "hintli tavuk" veya "hint tavuğu"dur. benzer şekilde, katalancada ("gall d’indi"), fransızcada ("la dinde"), ibranicede (tarnegol hodu), maltçada ("dundjan") ve poloncada ("ındyk") da hindistan'a gönderme vardır. ancak vahşi hindi, kuzey amerika'ya özgü bir canlıdır, hindistan ile ilgisi yoktur.

    * bunun haricinde bazı diğer dillerde "hindi"nin karşılığında hindistan'ın calicut bölgesine gönderme bulunmaktadır flemenkçede ("kalkoen"), endonezyacada ("kalkun"), izlandacada ("villi kalkúnn"), litvanyacada ("kalakutas"), norveç dilinde ("kalkun") ve sinhala dilinde ("kalukuma") bu durum görülür.

    * türkiye ve hindistan bu durumdan muzdarip olan tek ülkeler değildirler. fransa için de benzer bir durum vardır. yunancada ("gallopoúla"), kimer dilinde ("moan barang"), kelt dilinde ("cearc frangach") kelimeleri hindi için kullanılmaktadır ve eş anlamlısı "fransız tavuğu"dur.

    * bu kadarla da kalmıyor. hırvatçada ("puran"), hawaii dilinde ("pelehu"), hintçede ("peru"), portekizcede ("peru"), rotuman dilinde ("perehu") hindi ile peru eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

    bunlar haricinde:

    * arapçada "dik rumi" veya "dagag rumi" kelimeleri hindi için kullanılmaktadır ve "roman/yunan/bizanslı tavuk" anlamına gelmektedir.

    * rusçada "indeyka" sözcüğü hindi için kullanılır. kelime içeriğinde yerli amerikalılara gönderme bulunmaktadır.

    * vietnam dilindeyse hindi, "gà tây" olarak geçer ve bu, "batılı tavuk" anlamına gelir.

    dolayısıyla sırf bir dildeki anlamına bakarak anlamsız hüzünlere ve yersiz bozulmalara gerek yok. dillerde çoğu zaman kelimelerin neden o şekilde söylendiği bilinmez ve dilbilimde buna nedensizlik ilkesi adı verilir (ağaca neden "ağaç" diyoruz da "boğaç" ya da "kalem" demiyoruz sorusunun bir cevabı bulunmamaktadır).

    işin garip tarafıysa şudur: hindi olarak bildiğimiz meleagris gallopavo türü ne türkiye'ye, ne hindistan'a, ne fransa'ya, ne de peru'ya özgü bir hayvan türüdür. anavatanı ve evrimleştiği bölge kuzey amerika'dır. günümüzden 2000 yıl kadar önce evcilleştirilerek yapay seçilim ile günümüzdeki halini almıştır. bu haliyle, en geç evcilleştirilen hayvan türleri arasındadır.

    hazırlayan: çmb (evrim ağacı)

    kaynak ve ileri okuma: http://evrimagaci.org/fotograf/55/3584/
  • amerika kitasi kokenli hindi kusumuzun iki ayri cinsi varmis:

    meleagris gallopavo: modern zamanlarda en cok tüketilen evcil hindilerin yabani atasi, kökeni kuzey amerika. pavo latince tavuskusu anlamina gelirmis. hindiyi amerika'dan avrupa'ya ilk defa getiren ispanyollar bu kusa tavuskusuyla paylastigi benzer özelliklerden ötürü olsa gerek pavo demisler, tavuskusunun ismi ise pavo reale (kralliga ait, royal) terfi etmis.

    meleagris ocellata (veya agriocharis ocellata): ispanya'ya amerika'dan getirilen ilk hindiler, belki de kökeni orta amerika olan bu cinse mensuplarmis.

    avrupali kasiflerin hindiyle karistirdirdiklari eski dünya (afrika) kökenli bir kus cinsi olan gine tavugu (numida meleagris), onaltinci yüzyil ingiltere'sinde meleagris gallopavo ile birlikte "turkey" diye anilirmis. levanten tuccarlarin (turkey merchants) gine tavugunu ingiltere'ye hindiden daha once getirdikleri biliniyor. yani aslinda "turkey" ismi ingilizcede ilk olarak gine tavuguna verilmis. amerika'yi kolonilestiren bati avrupalilar hindiyi gine tavugu sanmislar, ingilizler ve kuzey amerikali somurgeciler de bu yanilgidan oturu amerika kokenli hindilere guya "turkey" demisler.

    "meleagris nedir peki?" diye soracak olursaniz, meleagris hindinin ilk önceleri bir cesidi oldugu zannedilen gine tavuguna, eski yunanlilarin ve romalilarin verdikleri isimmis. mite göre meleager ve onun kiz kardesleri meliagrides öldükten sonra kuslara dönüsürler. bakiniz: meleager.

    kaynaklar:
    http://www.straightdope.com/mailbag/mturkey.html
    http://www.menumagazine.co.uk/book/azturkey.htm
    http://www.turkgenealogy.com/turkeybird.htm (bkz: culluk/#912839)
  • .yılbaşında yenen kuş türü
    .ingilizce turkey
    .kabaramazsın kel fatma annen güzel sen çirkiin
  • cok icli hayvandir, uzmeye gelmez, cok leziz olmasa da benekli kocaman yumurtalari vardir

    bizim bir karafatmamiz vardi...
    babam bir yeni yil aksami icin almis gelmisti, annem hayvancagazi pek ciliz buldugu icin kestirmemis olan benim iki tane yigit horozuma olmustu ellerimle besledigim piril piril parlayan iki siyah horozum gitmisti, neyse iste bizim ciliz hindi gel zaman git zaman ne sevdirdi kendini anlatamam resmen kedi gibi gelir cokerdi yanimiza sevdirirdi kendini
    sonra babam her yil altina tavuk olsun ordek olsun kaz olsun hindi olsun bi suru yumurta koyar kuluckaya yatirirdi, bir nevi tasiyici annelik yapardi
    tabi mekan genis olunca 8-10 tane degisik turlerden bebemiz olurdu ama o bebelerden ordekler tavuklar filan hep yasardi da hindiler hic yasamazdi yillarca ugrasti babam bu sefer bi hindi yavru diye ama hic yasamadi cok narindi bebe hindiler ya hemen hasta olup oluyorlardi
    iste yillar gecti yanilmiyorsam 7-8 yil boyle analik yapti tum kumese aksam olunda guluk guluk oter topardi ahaliyi ve kumese tikardi, kumeste yumurta olunca yine guluk guluk haber verirdi gelin alin diye
    yine bir yeni yil aksami babam kasaplik icin asagiya inip, yine benim horoz kontenjanimdan yigitleri harcamisti. sadece kart oldugu icin degil cok alistigimiz icin de kesemiyordu onu
    ama ertesi sabah yem vermek icin asagi indiginde bizim karafatmanin olusunu bulmustu iste bir yeni yil aksami gelip bir yeni yil aksami gocmustu bizim karafatma, uzulmustuk ama yine de onu kesmedigimiz icin sevinmistim ben ne de olsa yillarca kumesimize sahip cikmisti koruyup kollamisti bebeleri, analik etmisti
  • ingilizce'de türkiye (turkey), hindi demek
    portekizce'de peru, hindi demek
    türkçe'de hindistan hindi'ye benziyor fonetik olarak
    yunanca'da hindi, fransız tavuğu olarak tanımlanmış
    hindu dilinde de hindi peru şeklinde adlandırılmış.

    yani özünde milletlerin garip bir çekişmesine konu olmuş isim.
  • bizim bir sadettin amcamız var. sağolsun, kendisi mala, davara meraklıdır. müstakil evinin bahçesinde ben bildim bileli türlü türlü hayvan besler. koyunlara, koçlara kornet külahları, kuzulara jelibon yediren enteresan bir kimsedir. geçen gün kızı anlattı.

    sadettin amca vaktiyle bir hindi almış gelmiş pazardan. bisikletinin terkisinde ayaklarından bağlanmış şekilde, ters çevirerek elbette. hindicağızı bahçedeki kümeslerden birine koymak yerine tuttuğu gibi evin bodrumuna indirmiş. bodrumdaki ahşap direklerden birisine at bağlar gibi bağlamış. ipini de oturduğu yerde felç geçirmeyecek kadar uzun tutmuş ki hayvan dolaşmaya çıksa bile fazla uzağa gidemesin. niye böyle bir şey yapmış ki, koskoca bahçe, hayvana da yazık, bıraksaymış ya eşinseymiş toprakta diye düşünürüz değil mi? yok işte niyet öyle değil. işin ek yeri var. meğer bizim sadettin amca hindiyi semirtmek için öyle yapmış. eşinip dolaşamayan, oturduğu yerde yiyip duran hindi semirdikçe semirmiş, gubardıkça gubarmış. hindi hayvanı yeterli hacme ulaşınca da bir güzel kesilip, verilmiş mahalle fırınına. bütün aile oturup afiyetle yemişler. sefaları olsun, yarasın.

    zaten ömrü hayatımda ilk ve son kez ördek etini de yıllar önce sadettin amcagilde yediydim. meğer ailemizde bir vedat milor potansiyeli varmış da bizim haberimiz yokmuş. ördek portakallı falan değildi yalnız. rica ederim fransız mutfağı spesiyalinden bahsetmiş gibi hemen jet sosyeteye dahil etmeyiniz. iki önceki entride italyan erikten bahsettik diye adımızı beyaz türk'e çıkaranlar olmuş, kulağıma gelmedi değil. ayrıca bu işler öyle kolay değil. sıkıysa gidip bizim kabzımal halil dayıya bir sor bakalım, bu üzüm bordeux'dan mı? yok efendim, avokado yatağında somon çevirme yapıcam, sen de var mı diye. vaşington portakallarla kovar seni pazardan. tezgahındaki yeşil soğanların yanına sıkıştırdığı çay tabağını kafanda kırmazsa otur da şükret.

    neyse, hindiye dönersek, ecnebilerin yılbaşında, şükran gününde marketten gidip aldığı, kurbanlık ineğini de aylar önceden alıp, büyüten aslan sadettin amcamın ise pazardan alıp bağlamak suretiyle besleyip semirttiği et hayvanıdır. sadettin amcanın hayvanlarla bu derece ünsiyet kurmasına da ayrıca hayranım.
  • culuk da denir yurdun birçok yöresinde, mesela iç anadolu.