şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • 7 aydır bu ülkede yaşıyorum. anlatacak çok şey var ama özet olarak şöyle:

    hakkında duyduğunuz bütün olumsuz şeylere inanın, olumlu olanlardan emin olmayın.
  • hakkında eski zamanlarda kalma efsane komik bir yazının olduğu ülke. yazının sahibinin affına sığınarak paylaşıyorum.

    "bu vatan hepimizin, kıymetini bilelim.

    hindistan’a gitmek. mmmmh fazlasıyla egzotik ve macera dolu bir anlam barındıran bu söz öbeği beni de çekiyordu kendine. lakin maddi durumum ve çevrem dolayısıyla böyle bir yolculuk pek mümkün değildi. zira 10 senelik pasaport 500 lira, hindistan uçak bileti yaklaşık 2000 lira, yemesiydi içmesiydi pek karşılayabileceğim bi miktar değil. kaldı ki ben karşılasam bile benimle birlikte hindistan’a gelecek bir arkadaşım yoktu. durum bu iken karşıma bir fırsat çıktı. öncelikle size tebliğ cemaatini anlatmalıyım.

    tebliğ cemaati uluslararası bir müslüman organizasyonu. yaptıkları şey misyonerliğe çok benziyor. gönüllü bir şekilde başka diyarlara gidiyor, hem kendi imanını kuvvetlendiriyor hem de insanları camiye davet edip onların imanını kuvvetlendiriyorsun. çok programlı ve hoşgörülüler. işin varsa gelip seninle konuşmazlar, gayrimüslimlere anlatmazlar sadece müslümanlara anlatırlar, cihad ilk önce kendi içimizde olur diyerek silahlı mücadeleye kesinlikle karşı çıkarlar, şeyhleri yoktur, sizden para istemezler, size para vermezler vs. aslında diğerlerine göre pek makul bir cemaat. israil hükümetinin bile hoş gördüğünü duydum.

    bu cemaatin benimle ilgisi de abimden kaynaklanıyor. kendisi bu cemaatin mensubu. işte hindistan meselesi bu sayede ortaya çıktı. abim ‘gelmek ister misin paranı ben karşılayacağım ?’ gibi bir teklifte bulundu. düşündüm, kaybedecek hiçbir şeyim yoktu (yanlış düşünmüşüm 6 kilo verdim). biraz islamiyete maruz kalsam da gezerim, pasaportu bedavaya getiririm diye düşündüm ve kabul ettim. hindistan’a gitme nedenim buydu yani.

    evden hiç hindistan’a gidiyormuş gibi çıkmadım. ceketimi aldım çıktım, abimlerle havalimanında buluştum. altı buçuk saat süren yolculuk sonunda yeni delhi’ye indik. havalimanının kapısından çıkar çıkmaz suratıma yoğun bir hava çarptı. ben hayatımda bu kadar korkunç bir kokuyu burnuma çekmedim. tek kelimeyle iğrenç kokuyor. normalde burnumuz koku alma konusunda tembeldir, yorulur ve ne kadar iğrenç olsa da kısa bir süre sonra o kokuya alışır, duymazsınız. ama bu amına kodumun yeni delhi’sinin her bir noktası ayrı bir iğrençlikte koktuğu için alışamıyorsunuz. hava sürekli sisli gibi, sonradan farkettim ki hava kirliliğinden dolayı oluyor bu.

    havalimanından taksiyle tebliğ cemaati’nin merkezine doğru yola çıktık. hindistan kaosunun bir meyvesiyle de orada tanıştım. trafik. istanbul’da yaşayan insanım çok trafikte kaldım lakin bu başka bişey. hiç bir araba dikiz aynası kullanmıyor. kullanmıyor derken bakmıyor anlamında demiyorum, dikiz aynalarının geneli kırık, kırık değilse de kapatılmış oluyor. kornalarla anlaştıkları için ses kirliliği had safhada. her sikime korna çalıyorlar.

    zorlukla da olsa merkez’e vardık. biraz uyuduktan sonra yemeğe indim. yemeği iki kişi aynı tabaktan yiyorsun. daha güzel bir haberim var, kaşık yok. elle yiyorsun. sikerim yemeğini yemem ben bu yamyamlarla dedim kalktım sofradan. türkçe bilen bi kırgız vardı, aldım onu yanıma çarşıda yarım saat kaşık arayıp satın aldım. tüm yolculuk boyunca cebimde kaşıkla dolaştım. her an hazırdım yemeğe. merkez’de tuvaletler iğrenç. ben başkasının su içtiği bardaktan su içmeyecek kadar ‘hanımevladı’ biriyim, sizi bilmem ama bunlar benim için çok korkunç şeyler.

    yemekler de iğrenç. o baharatın kokusu ayrı tadı ayrı kötü. bizim pideye benzeyen bi ekmekleri var, orospu çocuğuyum ki açlıktan ölsen yemezsin. dışarı çıktım, yemek satan yerlerdeki pisliği görünce kilo vereceğimi anladım zaten. hindistan’a gidecekseniz yanınızda konserve yiyecek ve peksimet götürün.

    3 gün merkez’de kaldıktan sonra bizi bhopal’e göndermeye karar verdiler. bhopal’e gidip insanlara islamiyeti anlatacağız. tren var dediler, hindistan trenleri meşhurdur. pek hoşnut olmayınca first class bu falan dediler, aldık biletleri. gara gittik, bineceğimiz treni gösterdiler. tren 1918 model lokomotif gibi bişey. 12 saat yol gittik. en azından bizim bölüm çok kalabalık değildi. bhopal merkez’e gittik. sabah bizi güney afrikalı bir cemaatin yanına naklettiler.

    15 kasım için bhopal’den yeni delhi’ye uçak bileti almıştık dönüş için. 19 kasımda da türkiye’ye döneceğiz. o aradaki 3 gün tac mahal vs gibi yerleri gezmeyi planlıyoruz. kısmet değilmiş.

    güney afrikalı cemaat genç dolu. 22-30 yaş arası 6 senelik medreseden mezun olmuş elemanlar var. hem anlaşabiliyorum da adamlarla, hindistanlıların ingilizcesi korkunçtu. günlerim kitap okumak, namaz kılmak, sohbet dinlemek, tekrar namaz kılmak, dolaşıp insanlara islamiyeti anlatmak ve tekrar namaz kılmak şeklinde geçiyor. bhopal’de yemeklere de alıştım, hatta baya güzel yemekler getirmeye başladılar. bu güney afrikalı çocuklarla sohbet ediyorum gün içinde. ne konuşursak konuşalım mesele o ülkenin kadınlarına geliyor.

    -nerelisin ?

    +türkiye

    -türk kızları nasıl ?

    +çok kötü hiç bulaşmayın.

    adamla ilk diyalogum buydu. medrese mezunu abaza da ayrı oluyor. suriye iç savaşı’nı konuşuyoruz, nası yapıyor nası ediyor anlamıyorum konu suriyeli kızlara geliyor. kaç karım olduğunu sordular ilk gittiğimde, evli olmadığımı duyunca şaşırdılar. müslümanlar gerçekten canavar, abartmadığımı tekrar gördüm.

    bi gün yine böyle bir mahalle dolaşmasındayım, insanlara allah ne kadar süper falan bunları anlatıyoruz. bir eve gittik, adam bizi içeri buyur etti, girdik. orda anladım ki bu adamların pisliğinin tek sebebi fakirlik değil. adam evde kleopatra koltuğuna oturmuş, karşısında lcd televizyon, ama her yer bok püsür içinde. kleopatra koltuğu diyorum ya, bu nası bi zevk pezevenkliği ? bize çay ikram etmek istedi, istemezük diye buyurduk. su verdi sonra. yanımda güney afrikalı elemanlardan biri var, aslen karayipli herif. güney afrika’ya medrese eğitimine gitmiş. ben her suyu içmemem gerektiğini biliyorum, baktım bu eleman içiyor mu diye, içti. e dedim bu içtiyse ben de içeyim, ne bileyim adamın 4-5 aydır orda olduğunu.

    kaldığımız camiye döndük, akşam bize korkunç güzel bir ziyafet verdiler. kızarmış tavuk, balık, envai çeşit meyve, ananas geliyor papaya gidiyor, köfte geliyor salata gidiyor falan yok yani böyle bişey. hele hindistan standartlarında benim için rüya gibi bir gece. kola getirdiler bi de. allah dedim ya keyiften kendimi sikicem. yemeğimi bitirdim, kolamı aldım elime caminin terasına çıktım. kulaklığımı taktım, sigaramı yaktım. götümü sallaya sallaya dans ettim, o derece keyifliyim. çölde bir vaha gibi o gece, zirvedeyim. düşüşüm ise çok daha hızlı olacakmış meğer.

    gece oldu yatıyoruz artık. fermuarlı bir cibinliğin içinde tulumum var, kıvrıldım içine. karnıma ufak bi ağrı girdi, aynı anda bütün vücudumda bi kırgınlık oldu. çok kötü hissediyorum. baktım kusucam, bir üst kattaki lavaboya kadar çok zor koştum ve girer girmez bıraktım. sakalım falan yerler kusmuk oldu. suyu açtım yıkadım elimi yüzümü sakalımı. akşamki yemeği komple çıkarmışım, yüzüyor lavaboda tavuklar. üst katta sigara içen güney afrikalı elemanlar vardı, geldiler su getirdiler. yat uyu sabah temizleriz dediler. gittim yattım ben de.

    uyuyamadım, karnım tekrar ağrımaya başladı. saat gece 1 gibi. kalktım tekrar koştum tuvalete, bu sefer bizim alaturka tuvaletlerin aynısından var arkada ona koştum. içeri girer girmez kustum ama artık midemde hiçbir şey kalmadığı için safra kustum. kusar kusmaz arkadan çıktı. altıma sıçtığımı farkettim. o ana kadar alt tarafta sıkıntı olduğunun farkında değilim. kafamı kaldırdım, altıma sıçtığım fikri geldi. aynı anda tekrar öğürdüm, kustum. yine arkadan çıktı, sıçtım altıma. kafamı kusmuktan kaldırıyorum, bir saniye içinde tekrar öğürüyorum ve öğürdükçe altıma sıçıyorum. götümü tutamıyorum, inanılmaz bir acziyet yani yok böyle bir durum. kusmam durdu, sıçmam durmadı ama. eşofmanı, donu çıkardım. ya tişörte bile sıçmışım gerçekten korkunç bi durumdayım. yerler kusmuk, duvarlara sıçramış. kuruldum tuvalete sıçmaya başladım tekrar, durmuyo çünkü. bok da sağa sola sıçramış durumda. insanların yaşamında dönüm noktaları olur, bu benim için öyle bir nokta değildi ama özgüvenim yerle bir oldu. ben, felix dzerjinski, hindistan’dayım, saçma sapan bi caminin tuvaletinde çırılçıplak bir vaziyetteyim ve etraf bok kusmuk karışımı bir pislikte, az önce altıma sıçmanın verdiği yıkımın üstüne ellerimi kafamın arasına alıp düşünmeye başladım. durum gerçekten onur, şeref ve haysiyet kırıcı. insanlık onuru işkenceden önce benim bu durumumu yenmeli. hayatımın hiçbir döneminde böyle hissettiğimi hatırlamıyorum. içimdeki yaşama dürtüsüyle etrafı temizlemeye başladım. bok kusmuk her şeyi güzelce temizledim, sonra çıplak olduğumu farkettim. aşağı inip giyinebilmem için boklu eşofmanı da güzelce yıkadım ellerimle, taktım götüme indim aşağı. giyindim, pis kıyafetleri çöpe doldurdum yattım. öyle deliksiz uyudum ki, kafamı koyar koymaz uyudum. çünkü yukarıda tuvalette fiziki olarak tükendim, ellerim yoruldu bok temizlemekten. kusmaktan midem büzüştü. psikolojik olaraksa tam bir enkaz var, hala kaldırabildiğimden emin değilim. insan belli bir yaştan sonra altına sıçtığında bunu kaldıramıyor. o lanet gecenin hikayesi bu işte.

    sabah oldu. başka bir camiye gideceğiz. ben ayakta duramıyorum ama. diğer camiye vardığımızda tuvaleti sordum zira benim için yemekten içmekten daha önemliydi tuvalet. koca camide bir tane tuvalet vardı. girdim, yok böyle bi kabus. ben günümün çoğunu burada geçireceğim, tuvalet korkunç. örümcek ağı her taraf, simsiyah olmuş taşlar kirden. bi tane böcek var böyle kıskaçlı, görüntüsü ürkütücü zaten. bi baktım hayvanın kanatları da var, uçuyor. ulan senden kaçış yok mu allah mısın aq böceği ?

    o camide de 4 gün kaldım. bi ara bayıldım sanırım. halüsinasyon gördüm. ya insan sıçmaktan halüsinasyon görür mü ? bu nasıl ishal ? dişlerimde lezyonlar çıktı, tarif edilemez bir acı. hindistanlı yamyamlar gelip beni izliyor, maymun muyum ben ya ne sikime izliyorsunuz beni ? 6-7 adam karşıma geçip beni izliyor, ben yatıyorum orada. kendi aralarında tespit falan yapıyorlar. abime beni vatanıma götür dedim. adam öyle bir korkmuş ki ‘bu buralarda ölürse anneme hesap veremem’ diye, olur tamam dedi. kafamda sadece türkiye var. ülkem. canım ülkem. ülkeme döndüğümde iskender yiyeceğim diye hayal kuruyorum. sürekli türk yemeklerini düşünüyorum çünkü oradaki yemekten tiksindim bi kere. son 4 gün sadece 4 zeytin ve 2 muz yedim, tam olarak bunları yedim.

    biletleri erkene aldık, yeni delhi’ye uçtuk. merkez’e gittik. gece 12 gibi oradaydık, saat 3’de havalimanına gitmemiz lazım zira 6 da uçak var türkiye için. son saatlerim artık. 10 sene hapis yatmış, çıkmasına bir gün kala insan kafasını yastığa koyar da o gece geçmez ya, askerlikten terhis olmaya 1 gün kala o gece geçmez ya, işte tam olarak öyle hissediyorum ben de. 3 saat uyumam lazım ama, hiç uyumamışım çünkü. kafayı yastığa koydum, birden davullar çalmaya başladı. dışarıda hindular düğün yapıyormuş. hay ben sizin ananızı avradınızı sikeyim ya, bu nasıl bir kabus ulan ? bitmiyor. sinirden kendimi sikicem. saat 3 oldu. havalimanına gittik. bizi götüren eleman yolda uyudu araba sürerken. kesinlikle kabus bitmiyor. yatırıp gırtlağını kesicem orospu çocuğunun. sonunda biniş zamanı geldi. sizin de ülkenizin de hepinizin anasını avradını sikeyim diyerek pasaport kontrolünden geçtim. thy uçağının içindeki memleket havasını çektiğim an kendime geldim. altı buçuk saat sonra memleketimdeydim. rüya gibi, zira döneceğime inanmıyordum. öyle bir psikolojiye bürünmüştüm. dönemeyeceğim heralde diyordum. hayal gibi geliyordu türkiye. indik, toprağı öpmek istedim ama havalimanında toprak yok. çok büyük eksik, buradan yetkililere sesleniyorum lütfen havalimanına toprak koyun inince öpme ihtiyacı duyuyoruz.

    işte böyle bitti benim hindistan seferim. bi daha sikseler gitmem. kenarından geçmem.

    amına kodumun hintlileri, medeniyetin yüz karası orospu çocukları."*
  • geçen sene fotoğraf çekmek için bir ayımı geçirdiğim dünyanın en güzel, en temiz, en hijyenik, en gidilesi ülkesi.

    izlenim ve tavsiyelerim;

    1- sokakta ulu orta büyük tuvaletini yapan insanlar görünce şaşırmayın. özellikle tren yolculuğu yaparken bol bol göreceksiniz bu muhteşem manzarayı. üçüncü, dördüncü günden sonra alışırsınız.

    2- sokağa ilk çıktığınız zaman "acaba miting mi var?" ya da "bir festivale felan mı denk geldim?" diye kendi kendinize soracaksınız. fakat bu hindistan'ın gündelik, genel kalabalığı. kalabalık, ses, nem ve sokaklardaki berbat koku birleşince içinizi bir huzur kaplayacak, nirvanaya ulaşacaksınız.

    3- yine sokağa ilk çıktığınızda inanılmaz bir korna sesi duyacaksınız. içinizden "acaba mumbai fc uefa şampiyonlar ligini mi kazandı da bunlar sevinçten böyle kornaya abanıyor?" diyeceksiniz. ama birazcık zaman geçince hindistan'da yaygın konuşulan dilin hintçe değil kornaca olduğunu öğreneceksiniz. düşünün ilk gece yattığımda kulağıma gaipten korna sesleri geliyordu. abartma değil tamamen gerçek bu söylediğim.

    4- tuk tuk'a bindiğinizde (bu arabaya bindiğinizde de kısmen geçerli) keyifli bir yolculuğun yanı sıra soför size bedavadan adrenalin hediye edip yaşatacak ve siz "bu hintliler ne iyi insanlar" diyeceksiniz. trafik kuralı olmayan bir trafikte saatte 120 km hızla giderken, 3-4 kez " aha şimdi çarptık, öldüm ben!!" derken şoförün usta manevrası sayesinde kurtulacaksınız ve dünyanın en iyi şoföleri hintliler diyeceksiniz. ikinci veya üçüncü binişte alışırsınız.

    5- tren ile yolculuk yapınca gece horlama yerine bol bol yellenme duyacaksınız ve keşke deli gibi horlasalar diyeceksiniz. buna da bir süre sonra alışılıyor. ayrıca tren istasyonuna geldiğinizde veya yaklaştığınızda dışarı bakmamaya özen gösterin. çünkü dışarısı halka açık tuvalet. sıra sıra çömelmiş büyük tuvaletini yapan insanların ve çocukların heykel çalışmaları hiç iç açıcı değil

    6- kaldırımda veya hemen yol kenarında hatta tuvalet çevresinde yerde yatmış insan bedenleri göreceksiniz. "acaba öldü mü bu, ceset öylece duruyor mu orada?" diye düşünmeyin. aga güzellik uykusuna yattı orada. bir iki saate uyanıp hayatına devam edecek.

    7- bir adamın başka bir adamın kulağını temizlerken göreceksiniz. önce "babası yada kardeşi herhalde ki yardım ediyor" diyeceksiniz. ama bir süre sonra kulağı temizleyen adamın para aldığını görünce ve bunun bir meslek olduğunu öğrenince dumur olmak...

    8- bir adam size merhaba diyerek elini uzatıyor. siz de merhaba diyerek elinizi uzatıyorsunuz. sonra adam elinizi sıkıca kavrıyor ve üç dört saniye sonra bırakıyor. siz eyvallah diyip gidecekken sizden para istiyor. neden diye sordugunuzda ise masaj yaptıgını iddia ediyor:) etkili, sert ve ters bir bakış ile adamı etrafınızdan uzaklaştırabilirsiniz.

    9- yanına gelip fotoğraf çektirmek isteyen olursa ya da " ne olur kızımla bir fotoğraf çekil" gibi cümleler kuran hatta yalvaranlar olursa şaşırmayın veya onları yankesici falan zannetmeyin. çünkü adamlar turiste tapıyorlar. sizi uzaylı veya tanrı gibi görüyorlar. 20 küsür kişilik bir aileyle toplu ve tekli olarak neredeyse yarım saat fotoğraf çektirip kendimi ünlü bir işadamının yemeğine giden bakan gibi hissetmiştim.

    10- delhi belly olayından kaçış yok. mc donalds'da bile yeseniz o mide bozulacak. sonra mideniz alışıyor.

    11- kesinlikle dışarıdan yani sokaktan yemek yemiyorsunuz. asla ama asla çeşme suyu içmiyorsunuz. basit yerlerde buz kullanmıyorsunuz.

    12- hediyelik eşya konusunda genel kriterler geçerli. adamın verdiği fiyatı dörde bölün ve fiyatı söyleyin. yok derse mağazadan dışarı çıkın. adamın hediyelikleri paketleyip peşinizden geldiğini göreceksiniz.

    13- aniden gerçekleşen 'bardaktan boşalırcasına' değil ' şelaleden boşalırcasına' muson yağmurlarına hazırlıklı olun.

    14- şah cihana bol bol küfür ediyorsunuz. sormadan edemedim " sırf mümtaz için taj mahal gibi bir şaheser yapıyorsun da bunu neden dünyanı en pis, en boktan, en gereksiz şehrine yapıyorsun? taj mahal'i agradan taşısalar ve agra'ya hidrojen bombası atsalar hiç üzülmem o kadar yani...

    15- (bkz: goa) gibi bir cennet var burada. kum, deniz, güneş üçlüsü. hindistan cevizi ağaçları, müthiş festivaller...allahtan burada fazla hint etkisi yok. hintlileri tek taktir ettiğim hareketi buydu. goa 'yı unutmaları.

    16- hindistan'ın üç yıldızlı otelleri bizim herhangi bir otele eş değer değil. yani türkiye'de ruhsat vermezler o otele.
    iki yıldızlılarda da ahır konforu bulabilirsiniz. bütçeniz müsait ise dört yıldızlıdan aşağı kalmamaya özen gösterin. (gerçi dört yıldızlı otelin resepsiyonun tavan havalandırmasında bana on sanrtimetrelik kuyruğunu gösterip selam çakan fareyi hala unutmadım)

    17- mümkün olduğunca kredi kartı kullanmamaya özen gösterin. gitmeden önce uyarılmama rağmen kullanmak zorunda kalmıştım. türkiye'ye döndükten iki üç gün sonra garanti bankasından arandım ve " kartınızda 1450 dolar harcama yapıldı haberiniz var mı" tarzında bir uyarı aldım. hadi beni geçtim hindistan'da sadece beş yıldızlı otelde kredi kartı kullanan tanıdıklarımın bile başına benzer şeyler geldi. kısaca kredi kartı kullandıysanız ülkeye döner dönmez iptal edip yenisini isteyin.

    18- gitmişken nepal'e uğrayın. değüşük bir ülke.

    yazacak çok şey var aslında. çok detaylı bir ülke. yardım isteyenin yeşillendirmesi yeterli.

    sonuç;

    öncelikle moraliniz çok bozuksa, sıkıntınız varsa, depresyondaysanız gidin 10 gün hindistan'da yaşayın. dönüşte aslında ne kadar güzel bir hayatınızın olduğunu, ne kadar güzel bir ülkede yaşadığınızı, ne kadar imkanımız olduğunun farkında olmadığımızı görecek ve iyileşeceksiniz.

    fotoğrafa, hint kültürüne, hinduizme, mistisizme merakınız yoksa, ayrıca hijyen takıntınız varsa gidip bu eziyeti çekmeyin. ama işin içinde özellikle fotoğraf varsa gitmeniz gereken 1 numaralı yerdir hindistan.
  • kulturunun iki buyuk ozelligi vardir:

    1- hiyerarsi
    2- cogulculuk

    bu iki ozellik hindistan'in hemen her ogesinde kendisini gosterir.

    aile duzeninden, is yasantisinda, sinema filmlerinden, mitolojisine kadar, gecmisten gunumuze hint kulturu bu iki ozelligi icinde hemen her zaman barindirir.

    kast sisteminin kendisi zaten hiyerarsinin tanimi olmakla birlikte, cagin degisen kosullarina ragmen, ozellikle sehir yasaminda kast sisteminin etkisi azalsa bile, hiyerarsik yapi tum gucuyle ortadadir. ataerkil yapiya sahip bir toplum olmasiyla birlikte ailenin en yasli erkegi, ailenin reisidir. buyuk yani ustun olana karsi cikma, cevap verme, itaat etmeme az rastlanan kavramlardir.

    bu sadece ailede boyle degil. hint is dunyasi da benzer bir duzenle donmekte. ironik bir sekilde adini hint kulturunun bir ogesinden alip, kendilerini is gurusu olarak adlandiran, gunun son moda yonetim teknikleri hususunda ahkam kesen bir cok kisi, is dunyasinda coklu katilimin oneminden bahsedursunlar, hindistan kendi gurularinin dikine giderler. duz mantikla, ust, asttan her zaman ustundur. onun sozu tartisilmaz olarak gecerlidir. bir ailenin dedesi, babasi neyse, sirketin patronu da diger calisanlarin gozunde odur.

    bu ille de o kisiye buyuk saygi duyuldugu anlamina gelmez. fakat muhalefet anca, dedikodu ve verimsizlik duzeyinde kalir. kararlara ve yonetim sekline katilim tesvik edilse dahi, standart hint calisaninin performansinda bir degisiklik olmaz. herkesin tercih ettigi, calisip sonuca ulasmaktansa, uygun bahaneler yaratabilecek durumun ortaya cikmasidir.

    kati hiyerarsik duzen, "cok laf az is" duzenini de bir arada getirir. cunku hindistan'da herkes isini baskasina yaptirmaya meraklidir. evi olan herkesin bir hizmetcisi vardir. hizmetcinin bile hizmetcisi oldugu hic de az rastlanan bir durum olmamakla birlikte en ufak isin bile baskasina yaptirilmasi sebebiyle ve en dusuk sosyal seviyedeki kisilerin de kendini gelistirme imkani zaten olmamasiyla birlikte tembellik baki kalir.

    tarih boyunca dis guclerin hindistan'a kolayca hukmedebilmelerinin nedenlerinden biridir ayrica hiyerarsi. cunku hintli, karsisindakinin kendisinden sosyal ya da fiziksel ustun oldugunu kabul ettigi, farkettigi anda siner. kendi gururu ya da istekleri pesinde kosmaktansa, soylenerek itaat eder. zira, hindistan'in bagimsizligina kavusmasi, ingilizlerin artik dunyanin o bolgesinde isinin bitmis olmasi, baska yerlere odaklanmak zorunda olmalari ve bunun sonucunda mahatma gandhi onderliginde yurutulen pasif direnis ile gerceklesmistir.

    mesela, gidip gormek, gezmek ve hatta yasamak icin hindistan erkekler icin hic de tehlikeli bir yer degildir. tabi bunu soylerken temizlik nedeniyle ortaya cikan tehlikeden bahsetmiyorum. yani sokaklarda birinin size saldirmasi, esyalariniz gasp etmesi sik karsilanan bir olay degildir. cunku erkekseniz, hele de yabanci ve kendine guvenli duran bir erkekseniz, kendinizi koruma, karsinizdakini kolayca sindirme gucununuz vardir. fakat bu sadece erkekler icin gecerli. buna karsin, gucsuz olan kadin icin, tek basina gezinti tehlikelidir hindistan'da. sokaklarda yalniz dolasan kadinlara tecavuz edilmesi benim orada bulundugum bes ay boyunca haberlerde siklikla rastladigim bir seydi.

    hiyerarsi, hinduizmin de ozundedir. saygi kadar itaatde olayin ozunde yer alir. ilahi duzene teslimiyet, yeryuzunde yan etkilerini de gosterir. ornegin, tipik ortodoks bir hindu koyunde, basina bir husumet, bir hastalik ya da zorluk gelen kisiye yardim edilmedigi ve cok siddetli kadercilik anlayisi en temel hint eserlerinde gorulmektedir. karmasini yukseltmek isteyen hintli zamanin otesinde hareketlerden kacinmalidir. bu da cogunluk adi sucun artisini gosterir. organize bir baskaldiriya pek rastlanmaz.

    hindistan'i ve hint kulturunu sekillendiren diger bir ozellik ise cogulculuktur.

    "nerde hintli orda cokluk" seklinde ozetlenebilecek durumun devami bizim de bildigimiz gibi "nerde cokluk orda bokluk" seklindedir. ulkenin bu derece pis olmasinin sebeplerinden biri, belki de en onemlisi coklugun ortaya cikardigi boklugun, tembellik temelli sebepler neticesinde temizlenmemesi daha ve kabullenme temelli sebeplerle de buna alisilmasindandir.

    bir yer kalabaliksa iyidir, iyi bir sey varsa muhakkak basi kalabaliktir hindistan'da. goreceli iyilik zamanla etkisini yitirse bile, burada da cokluk baki kalir.

    hint aileleri kalabaliktir. yine her ne kadar bircok sehirli hintli "artik devir degisti, cekirdek aileler cogaldi" deseler bile, o cekirdek aileler bile sadece anne, baba ve cocuktan olusmazlar. o evlerde hizmetciler yasar. fakat ozel hayat kavrami hindistan'da farkli oldugundan ve de hizmetciler adamdan sayilmadigindan, hintliler ev ahalisinin en kucuk haline geldigini dusunurler.

    tabi bu sekilde dusunen ve yasayanlar yine toplumun cok kucuk bir azinligi. bunun disinda kalan cogunluk halen genis aile ile yasar. bu gruba yine bir suru hizmetcinin de dahil oldugunu soylemeye gerek yok.

    hint filmlerini izleyenler bu ozelligi sak diye farketmislerdir herhalde. kabalik gruplar, sarkilar, danslar ve saire...

    cokluk hic de az bulunur bir sey de degildir bu memlekette. kisin soguk gectigi bolgelerde, sokakta uyuyan onlarca kisi olmektedir her gece, kimse umursamaz. bir kisi, iki kisi, bes kisi onemli degildir zaten. halen cok adam vardir hindistan'da. tren tarafindan ezilen, damdan dusen, araba carpan, bogulan, patir kutur hayatlari son bulan kisi ya da kisiler haber degeri bile tasimazlar. halen hindistan'da cok adam vardir. gereginden cok.. ama bir o kadar da gerekli.

    her sey bir aradadir, karisiktir, coktur. hemen her amerikan filmi kopyalanir bollywoodda. ama hintlestirilerek cekilir. korku filmi de olsa, macera da olsa, hintlilestirilmis versiyonunda her duygu filmin icine katilir baharat gibi uzerine bol dans ve muzik eklenir. hint filmleri hep birbirine de benzese de orijinal filmler degil, hint versiyonlari talep gorur. soyle dusunur ortalama hintli:

    yahu ben ayni parayi verip bir bucuk saatlik film yerine, uc bucuk saatlik film seyrediyorum, ustune ustelik bizimkisi sarkili dansli, hem agliyorum hem guluyorum. yemisim amerikan sinemasini.

    cokluk oylesine islemistir ki hint kulturune. ulkenin tek dili bile yoktur. herkes farkli dil konusur, her dil farkli harflerle yazilir. her bolgenin kulturu birbirinden farklidir.

    duzenin onemli oldugu duzensizlik, cokun tek oldugu bir ulkedir hindistan.
  • haftalardir nasil anlatacagimi bilemedigimden oturu gitmek isteyenlere belki yardimci olur diye hakkinda sadece sunlari yazabildigim diyar.

    - muson zamani gidiyorsaniz guneye fazla inmeyin, bir sonra gideceginiz sehirdeki hava durumunu arastirin ve sitmaya karsi korunun. (bkz: lariam)

    - sehirlerarasi trenle yolculuk edin. turistseniz hemen her tren istasyonunda bir danisma ofisi olur, elinizden tutarlar, cok yardimci olurlar. onlara danisin.

    - ozellikle yogun sezonda gittiyseniz tren biletinizi onceden alin. gece uzun bir yolculuk yapacaksaniz ac 2nd ya da 3rd class bilet aliniz. koltuk yeterli derseniz de ac chair car aradiginiz cevaptir. konformist takilmak istemem anlayisi icin de onerim sleeping vagonu olacaktir. dikkat! sleeping yatakli vagon degildir ama o topraklarin insanlariyla tanisip, kaynasmak adina en iyi ortami sunar size.

    - vaktiniz kisitli ama bir sehrin turistik yerlerini gormek istiyorsaniz her eyalette bulunan turizm bakanligina bagli turlara katilin. kale, saray, tapinak manyagi olursunuz ama dedigim gibi az zamanda cok is basarmanizi saglar.

    - bir sehre, kalacaginiz yer belli olsa bile hava karardiktan sonra inmemeye calisin. aksilik denen sey basiniza her an gelebilir, buna hazirlikli olmak adina seyahatinizi planlarken buna dikkat edin.

    - hindistan'da yabancilar irk ozelliginden dolayi haliyle kabak gibi siritirlar. bizim de asina oldugumuz bir seydir bu ama orda daha yogun bir sekilde turizm sektoru calisanlari ve komisyonculari tarafindan taciz edilirler. bundan kacmaniz mumkun degildir ama bazi konularda uyanik olmak gerekir. sokakta bi sekilde muhabbete girip 10 dakka icinde sizi amcasinin dukkanini ziyarete cagirabilirler. hindistanli insanlarla tanisip muhabbet etmek ister, kulturu tanima pesinde kosan ziyaretci ama bu pek kolay olmayabilir.

    - lonely planet india bu topraklardaki kutsal kitabinizdir, okuyunuz, sozunu dinleyiniz. deneysel ya da maceraci takilmak ilk baslarda cok akillica olmayabilir.

    - ulasim icin taksiden cok auto rikshaw u tercih edin ama oncesinde kutsal kitaptan ucreti ogrenip, mutlaka pazarlik edin.

    - yaninizda kagit mendil, islak mendil ya da tuvalet kagidi bulundurun. cogu lokantada ihtiyaciniz olabilir.

    - sakin ve sakin acik yarayla gezmeyin. yaranin da yara olmasi gerekmez, misal kasidigim sinek isirigi varanasi sokaklarindaki 5 saatlik yuruyus sonrasinda enfekte oldu.

    - yaninizda sunlari mutlaka bulundurun:
    havlu
    ilaclar: mide bulantisi hapi, antibiyotik, yara banti, agri kesici ( bi doktora danisin mutlaka gitmeden)
    terlik
    turk kahvesi ( bu mutlaka sart, hafif ya da agir mutlaka ishal olacaksiniz. bu durumda tek kurtulusumuz yarim corba kasigi kuru turk kahvesine 5, 6 damla limon damlatmak ya da bir butun lime, ayni sey)

    - komisyon olayinin en rahatsiz edici boyutu tren istasyonu ya da hava alanindaki taksi ve auto rikshaw'cilarinkidir ve bazi sehirlerde bu nerdeyse bir kuraldir. onceden rezervasyon yaptirmadiysaniz ( hatta bazen yaptirsaniz bile) sizi otele goturen aracin surucusu otelden komisyon alir ve bu sizin cebinizden cikar. misal geceligi 500 rupiyse, resepsiyon size 600 der ve siz odaniza ciktiktan sonra disarda bekleyen sofor resepsiyona gelir, 100 rupisini cebe atar ve diger gunlerde de 100 rupi fazla odeyeceginiz icin oteldekiler de bu ise pek ses cikarmazlar. onceden rezervasyon yaptirip fiyatta anlasirsaniz, bundan pacayi siyirabilirsiniz.

    - otelde kalmaya karar vermeden once kalacaginiz odayi mutlaka gidip gormeniz bilumum sagliniz acisindan faydalidir.

    - hijyen manyagi ve aciya karsi asiri hassasiyetiniz varsa, hindistan'a gitmemeniz daha akillica olabilir.

    - tapinak onlerindeki ya da sokaktaki saticilardan uzak durun hatta ne sattiklarina bakmayin bile. bir tanesine ' how much is this- soru isareti ' ( yeni klavyede soru isaretini bulamadim) dediginiz an etrafinizda onlarcasi belirir ve siz oradan aracla kacmadikca pesinizi birakmazlar. ayni sey dilenciler icin de gecerlidir ama bunun hakkinda biraz yazmak isterim. yoksul insan sayisi fazla oldugu icin sokakta rastlayacaginiz dilenciler de cok olacaktir ve gordugunuz manzaralar icinizi acitan cinsten olabilir. zayif kucucuk bi bebegiyle dilenen bir kadin ' food, food' diyerek bebegini gosterdiginde kanimca yapilabilcek seylerden birisi varsa yaninizda ona yiyecek vermektir. cantamdaki muzu uzattiktan sonra kadinin ' 5 rupi' seklinde devam etmesi onun sucu degildir. para kazanmak icin dilenmek hakkinda ahkam kesemem su an, mecburdur belki buna. belki dilenmese cocugu acliktan olecektir ya da en kolay para boyle kazaniliyordur.. dedim ya, bilmiyorum. mesela dilenen kadinlarin bebeklerine bakkaldan sut aldiginizda, kadinin sut kutusunu bakkala goturup daha ucuz fiyattan satmasi da fakirliktendir, bilmiyorum. cevrenizdeki yoksul insanlara ya da dilencilere aman vermeyin, onlari gormezden gelin degil de niyetim, soylemek istedigim. oraya cilgin atmaya gitmediginiz asikardir ve hindistan'da guzel fotograflar cekilir ama o karelerin disinda goreceginiz ya da yasacaginiz cogu seyi tasimasi agirdir. belki de en agiri cogu zaman kendinizi aciz hissetmenizdir. o kadina 5 rupi ( 250 kurus bile yapmiyor) vermemek kendi icinde bir etigi olsa da yine de pis bir duygudur.

    - bir suru uyariyi ve farkli gorusleri okuyup kafanizda bir sey canlandirmamanizi oneririm. her giden farkli hikayelerle doner ve herkesin hikayesi sadece o gozlere aittir ve sizinki de size has olacaktir. hindistan hindistan gibidir ve kiyas goturmez. merakla ya da kacamak bakislarla izlerken; o size kendini, sizin izin verdiginiz kadar anlatacaktir.
    - gidin ve yasatabildigi, yasayabildiginiz kadarini gorun derim.
    namaste!
  • çok merak ediyorum, egzotik, yoga, kültür, tarih çok başka abii mutlaka gitmek lazım diyenlerin ağzına kürekle vuracağım ülke. 3 aydır buradayım ve ben bu memleketten bıktım. nedenlerini yazıyorum;

    -ülkede çok fazla insan var ve her yer kalabalık. hiç bir konuda arz-talep dengesini yakalayamadıkları için her şey için bekliyorsunuz. burada hayat cidden yavaş ilerliyor. tren biletinizi en az 2 ay önceden almadıysanız yandınız mesela. gidemiyorsunuz bir yere.

    -ülke çok büyük olduğundan her yer çok farklı. diliyle, mutfağıyla, insanlarıyla, şehirleriyle çok farklı. yani 1 haftalığına buraya gelirseniz hindistan'ı gördüm diyemezsiniz.

    -insanlar çok pis. bu ülkede çok güzel sabunlar bulabilirsiniz arkadaşlar ancak sabun kullanan insan bulamazsınız. elleriyle pilav yer bu adamlar. yesinler bir sorunumuz yok. ama öncesinde ve sonrasında ellerini yıkayanını görmedim. sadece bir su tutup hayatlarına devam ediyorlar. donsuz gezen ıslak mendilsiz gezmeyen benim gibi temizlik hastası bir insansanız gelmeyin çünkü o insanlarla tokalaşmak zorunda kalıyorsunuz. insanlara ıslak mendil uzattığınızda ona öyle bir hayretle bakıyorlar ki sanki zehirleyeceğim. temizlenin diye veriyorum ulan ipneler. alışveriş merkezlerinin lavabolarında bile sabun yok. sulandırılmış pril veriyorlar ve hiç temizlemiyor. üstelik elleriniz hassassa baya canınız yanıyor.

    -süpermarketten alışveriş yaptınız diyelim. size sorulacak olan ''carry bag sir?'' sorusuna hazır olun. kendi ülkenizde böyle bir soruyla karşılaşmadığınız için ''of course'' diyeceksiniz ama bu ülkede poşeti parayla satıyorlar. ve ben poşete ödediğim parayı çok az şeye ödedim. böyle bir saçmalık olamaz. ayrıca süpermarkette kasada beklemeye hazır olun. pos makinası çalışmaz, barkod okuyucu ürünü bir türlü okumaz, okusa da kasiyer alete güvenmediğinden tekrar kendi eliyle yazar. hadi tüm bu aşamaları geçtiniz diyelim. hemen sevinmeyin çünkü hiç bir zaman bozuk paraları olmayacaktır. kasa kasa dolaşıp size 2 ya da 5 rupi bulmaya çalışacaklar ve bulamayacaklar. siz de bu arada yaklaşık 10 dakika kendi işiniz için, bir 10-15 dakika da önünüzdekileri beklediğiniz için ''sikerim 5 rupisini amk'' deyip çıkacaksınız. çok para kaptırdım böyle böyle o ipnelere.

    -bu ülkede sokaklarda çöp konteyneri aramayın çünkü bulamayacaksınız. en eğitimli insanlar bile (vaktimin çoğunu bu insanlarla geçirdiğimden biliyorum) umarsızca çöplerini sokağa atıyorlar. defalarca eve su şişesi, bisküvi ambalajı, sigara jelatini getirdiğimi biliyorum. belli noktalarda çöp yığınları bulacaksınız ve kokudan dolayı burnunuzun direği kırılacak. fazla yaklaşmayın çünkü o çöp yığınlarından türlü hastalık kapabilirsiniz.

    -ellenmeye hazır olun. taciz anlamında demiyorum yanlış anlaşılmasın. hava limanına inişinizden itibaren (o kadar x-ray cıhazlarına bilmemnelere rağmen) sürekli bir üst aramasıyla karşılaşacaksınız. yaşadığım şu 3 ay içinde yüzlerce defa türlü türlü adamlar üstümü aradı ve artık bıkmış durumdayım.

    -açık renk kıyafetlerinize elveda deyin! hindistanda bembeyaz olarak görebileceğiniz tek şey taj mahaldir sanıyorum. otobüse, taksiye bineceksiniz, sırtınızı koltuklara yaslayacaksınız, terleyeceksiniz, insanlar arasında sıkışacaksınız, yollardaki toz da çok fazla olduğundan giydiğiniz beyaz pantolonunuz(aman ha pantolonu aklınızdan geçirmeyin) beyaz tişörtünüz ya da gömleğiniz akşama gri ya da siyah olacak. hiç kalkışmayın.

    -3 tekerlekli taksilerin (bkz: auto rickshaw) şoförleri sizi deli gibi kazıklayacak. siz de ''ulan zaten ucuz nolcak sanki'' diyeceksiniz ama bir süre sonra canınıza tak edecek bu durum. ayrıca bu götü gevşekler kısa mesafe için kesinlikle almaz. o mesafeye göre çok büyük para teklif etmeniz lazım.

    -bu ülkede hiç bir şey hızlı olmadığı gibi yol çalışmaları da çok yavaş. 3 aydır evimin yanında bir alt yapı çalışması var ve sadece 1 sokağı içeriyor. adamlar öyle işgüzar ki iş hala bitmedi. tam anlamayanlar için şöyle diyeyim türkiyede 3 bilemediniz 4 gün içinde halledilecek kadar bir iş. şimdi diyeceksiniz ki lan bunun sana ne zararı var. tabi ki bu durumun bana zararı var çünkü 3 aydır toz soluyorum yağmur yağıyor çamurda yürüyorum. bıkmış usanmış durumdayım. (bahsettiğim yer kenar mahalle değil bangalore'un göbeği richmond road diye aratırsanız google maps size gösterecektir)

    -ve gelelim trafik konusuna. arkadaşlar istanbulda yaşamıyorum. bir kaç kez bulundum ve az çok trafiğini de gördüm. istanbul trafiği bu ülkenin (büyük şehirlerinin) yanında halt etmiş. yayaysanız bile rahat değilsiniz çünkü üstünüze süren motosikletler, taksiler yüzünden yürüyemiyorsunuz. aracınız varsa ya da takside, otobüsteyseniz zaten yandınız. günün her saati trafik var.

    -farkettiyseniz yemeklerden hiç bahsetmedim çünkü tek diyeceğim şey bu adamları baharat sikmiş. her şey baharatlı ve acı. bir kaç yemek dışında çok aranacak şeyleri yok. öyle ahım şahım çok güzel yemekleri asla yok. çaya süt katan memleket yani çok bir şey beklemeyin.

    oturduğunuz yerden bunları okumak çok kolay olacak ve belki derdini s*keyim diyeceksiniz ama bunları tecrübe etmek çok zor.

    bu yazdıklarımı 1 haftalık hindistan turunda bulamayacaksınız çünkü sizi klimalı araçlarda seyahat ettirecekler, güzel yollardan geçirecekler bir iki tapınak-saray gösterecekler hediye dükkanlarına sokacaklar ve geri yollayacaklar. siz de hindistan çok güzel yeaa diyeceksiniz. deyin tabiki zaten buraya gezmeye gelmişsiniz balı böreği yiyip döneceksiniz. benim sözüm burada uzun süre kalma planları yapanlara, staj veya iş için gelenlere. arkadaşlar staja işe geliyorsanız gezi yazılarının size hiç bir yararı yok çünkü onlar turistik geziler ve her şey toz pembe

    umarım yaptığınız, yapacağınız planlara az da olsa etkim olmuştur çünkü böyle bir yazı okusaydım buraya gelmezdim, 2 bayramı ailemle geçirirdim, iskenderimi akhisar köftemi midyemi gömer temiz temiz memleketimde takılırdım.
  • $oforler yonlerini bulmak icin korna calmakta ve yankisinin vari$ suresinden tahminle mesafeleri olcmekte, onlerindeki engellerden bu sayede kacinabilmektedir. $uphesiz hindistan trafigi sadece bir tesaduf olamaz, bu kusursuz dengenin altinda bir yaratici mutlaka vardir.
  • ekonomisi çok ama çok acayip olan ülke.
    gidip bizzat gözlemlemiş olmama rağmen, verilere baktığımda gelir dağılımı bozuklukları beni hala fazlasıyla şaşırtabilmekte. (rakamlar geneli kapsadığı için sokakta gördüğüm sahnelerden daha korkunç geliyor.)

    aslında hindistan 2.260 trilyon $ (2016) ile dünyanın 7.büyük ekonomisi. (aynı hızda devam ettikleri takdirde seneye fransa'yı sollayıp 6. olacaklar.) ancak problem şurada başlıyor: nüfusları neredeyse çin ile aynı sayılır; ancak 1980'de daha geriden başlayan çin, şu anda 11 trilyon ile 4 kat daha büyük ekonomiye sahip ve bu büyümeyi halkın geneline de yansıtabildiklerinden çin halkının refah durumu hintliler'e göre çok daha iyi (aslında nüfus olarak aralarında koca bir ülke nüfusu kadar fark var ancak oranlayınca düşük olduğundan görmezden gelinebilir: 1.324 milyar ile 1.379 milyar). hindistan ise uzun yıllardır çin'e yakın hızlarda büyümesine rağmen zaten daha az olan kişi başı gelirini bile halkına eşit olarak yansıtamamış. - medyan ile ortalama farkı - ama ekonomi büyüyor mu? büyüyor.

    --- rakamlar ---

    *çokuluslu şirketler nüfusu çok olduğundan hindistan denilince "yeni çin" diye heyecanlanıyorlardı; ancak 800 milyon yetişkine sahip hindistan nüfusu bekleneni hiçbir zaman karşılayamadı. çünkü birey bazında çok az kazanıyorlardı ve tüm büyümeye rağmen istikrarla az kazanmaya devam ediyorlar.

    - mesela apple; mart 2017'ye kadar olan bir yıllık süreçte dünyanın neredeyse 20%'si olan hindistan'da toplam cirosunun sadece 0.7%'lik kısmını yapabilmiş.
    - mcdonalds'ın 1.300 milyarlık hindistan'da 37 milyonluk polonya'dan veya 23 milyonluk tayvan'dan pek fazla şubesi yok.
    - starbucks aynı nüfustaki çin'de her 15 saatte bir yeni bir şube açabilirken, hindistan'da son iki yılda sadece ayda bir oranına sahip.
    - e-ticaret'te büyük beklentiler vardı; zira hindistan orta sınıfının 300 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor ve 2025'te 550 olacak diyorlardı. ancak e-ticaret rakamları 2017'de 2016'dan sadece 25-30% fazlaydı (dünyadaki e-ticaret büyüme ortalaması ise zaten 20%).
    - hindistan'ın 2017'deki e-ticaret büyümesi "$" olarak çin'in sadece bir haftasına denk.
    - nüfusun 97%'si hiç uçağa binmemiş.

    *hindistan'ın ortalama kişi başı geliri yıllık 1,700$; ancak nüfusun 80%'i bu miktarın altında kazanıyor.

    *kişi başı gelir (ppp) ($'a endekslenmiş hali değil, satın alma gücü olarak) 6.600 $'a çıkıyor ancak satın alma gücü mesela iphone almanıza yetmiyor, çünkü satın alma gücü uluslar arası dolaşan ürünlere göre yapılmıyor.

    1980 başında çin'in geride (1,000$'lar) başladığı yarışta çin bugün 16,000$'a varmışken hindistan ancak 8,000$'a yakınsayabilmiş. ki bu ppp; ppp yerel para birimine endekslendiğinden domatese falan bakıyor. ppp yüksek diye patlıcanı ucuza alabilirsin ancak gidip araba, elektronik vs. alamazsın; global fiyatlar belli.

    *thomas piketty eşliğinde paris school of economics tarafından gelen verilere göre sadece 10 yetişkin hintliden sadece 1'i 3,150$'dan fazla kazanabiliyordu (2014).

    bu da demek ki; sadece 78 milyon hintli günde 10$'a yakın kazanabiliyor.

    * 1,400$'lık son iphone, hindistan'ın en çok kazanan 10%'unun bile yıllık maaşının yarısına tekabül ediyor.

    iki maddedir bahsettiğimiz günde 10$ kazanabilen en yüksek 10%'luk kesimin büyüklüğünde 2010-2016 arasında pek bir değişim olmadı.

    * araba (ya da scooter), televizyon, bilgisayar, klima ve dondurucu.

    hindistan hükümetinin verilerine göre bu beşli'ye sahip olanlar haneler hindistan'daki hanelerin sadece 3%'üne tekabül etmekte. medyan'a göre hintliler bu beşlinin sadece birine sahip.

    * hindistan'da 1.320 milyarlık nüfustaki en çok kazanan 1%'e ( 130 milyon kişi arasına) girmek için yılda sadece 20,000$ kazanmanız yeterli. (80 bin türk lirası diyelim mi?)

    *goldman sachs'a göre hindistan'da en fazla 27 milyon hane yılda 11,000$ üstünde kazanabiliyor ve sadece toplam nüfusun 2%'sine tekabül ediyorlar.

    * en çok kazanan 1%'lik kısım (13 milyon kişi) yıllık toplam gelirin 22%'sini elde ediyor (çin'de bu oran 14%) .

    *en çok kazanan 10%'luk kesim 1951'de yıllık toplam gelirin 40%'ından azını alırken, şu an 60%'a yakınını alıyor.
    arkalarından gelen 40%'lık kesimin payları 1951'de %40'ın üzerindeyken şu an 30%'un altına yol almış durumda.
    en alt 50%'lik kesimin payı ise 1951'de toplamın 20%'sine gelirken şu an 15% dolaylarında.

    *10%luk kesime giremeyen, ancak medyanın üstü gelirde kalan yaklaşık 300 milyonluk yetişkin grubu 1980'lerden beri toplam büyümenin sadece 23%'ünden nasiplenmiş. (çin'de bu oran 43% ve gelişmiş ülkelerde 50% olması arzulanır.)

    *2015 verilerine göre sadece 25.5 milyon hintli 13,700$ üstü değerinde varlıklara sahip.

    * tüm bu verilere rağmen hindistan'da 200,000 milyoner var.

    *1.320 milyarlık hindistan'ın varlıkları 8 milyonluk isviçre veya 51 milyonluk güney kore'ninkine yakın.

    * kadınların iş gücüne katılım oranı 2005'ten beri 10% düştü.

    * 5 yaşın altındaki çocukların 38%'i yeterli beslenemiyor (fiziksel ve zihinsel gerilik).
    (global nutrition report)

    `:daha fazlası için the economist'in 13-19 jan.18 sayısına bakabilirsiniz.`

    --- rakamlar ---

    türkiye ve türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler orta gelir tuzağı denen zırva ile uğraşıyor (doğruluğu veya globalliği tartışılır da konu o değil), hindistan'ınkine ne demek lazım? kitlesel aşırı alt gelir tuzağı mı?

    dünyadaki neredeyse her ülke (bilhassa gelişmekte olan ülkeler) büyüme odaklı agresif gelişimler göstermeye çalışıyor ancak bu gayeler, sosyal sistemi kuvvetli olmayan ülkelerde hem gelir eşitliğini bozuyor (aslında gelir eşitsizliğini) hem de çevreye de büyük zararlar veriyor. makroda büyümüş oluyorsunuz ancak mikroda problemler ile karşılaşıyorsunuz. bu "büyüme" manyaklığının yerine başka bir alternatif geliştirmek lazım, ya da kontrollü büyüme yaratmak lazım, aksi takdirde ya çevresel faktörler ile ya da kendi kendimize kıyameti getireceğiz.

    ayrıca sanıyorum ki, mevcut gelirinden şikayet edenler veya hayallerini gerçekleştiremeyenler varsa üstteki verileri okuyup hayatta hiçbir şey gerçekleştiremeyecek milyarları aşkın insanı idrak edip farklı düşünmeye başlayabilirler.
  • aslinda tarihi m.o. 3000 yilina kadar dayanan bir medeniyetleri vardir. cok verimli olan hint topraklarina dogru ilerlemis olan bir suru farkli kavmin birlesmesinden olusmaktadirlar. ancak dis gorunusleri itibariyle daha cok mezopotamya kulturlerinden gelen insanlara benzemeleri, sasilmamasi gereken bir durumdur.

    yayilmaci bir politikay izleyen mezopotamya halklari, m.o. 4000 yilindan da onceki zamanlarda doguya dogru ilerledikce, bolge halklari ile kaynasmis, daha bir bolgenin insani ile benzer hale gelmislerdir (cinliler bundan daha farklidir, cok daha izole ve uzak olduklarindan genetik havuzlari daralmistir, araya gobi colu, himalaya daglari gibi dogal engeller de girince, deniz ulasimi da zor oldugundan, cin hep soyut kalmistir. bkz: cin).

    daha m.o. 2000 yilinda bile sumerliler ile ticarete baslamis olan ve onlarlan iletisime gecmis olan hint halklari, daha sonradan kuzeyden gelen ve avrupa-kafkasya-kuzey hindistan ucgeninde buyuk bir alana hukmetmeye baslamis olan aryan irki tarafindan ele gecirilmislerdir. ancak abartildigi kadar buyuk bir etki yapmamis, sadece afganistan'in da icinde bulundugu hindistan'in kuzey bolgeleri ve kuzey hindistan bu istilaya maruz kalmistir. sanskritce gibi diller, hintlilerin dillerine bu zamanlarda girmislerdir. ancak nazi propagandasi sonucunda aryanlar'in butun hindistan'i vaktinde ellerinde tuttuklarina inandirilmistir bircok kisi. halbuki genetik bulgular, bunu dogrular nitelikte olsa da, sadece kuzey bolgelerini icine almaktadir.

    daha bu zamanlarda buyuk bir adim atip buyuk bir politeik yapiya ulasmalari, bunun sonucunda gayet komplike bir kast sistemi oturtmalari (aryanlar'in getirdigi soylense de, basarili bir bicimde bu sistemi uygarliklarina kendileri dahil edebilmislerdir), iste bu m.o. 1000-500 yillari arasina denk gelir -ki daha sonradan "dunyaya uygarlik getirmek" adina kolonizasyon girisiminde bulunan ingilizler ve fransizlar, burada buyuk bir ironi yaratacaklardi. demek istedigim, daha ingiltere topraklari uzerinde yasayanlar goguslerini yumruklayip bogururken, hintliler bir medeniyet kurmuslardi bile.

    ramayana gibi figurlerin cikmasi da yine ayni senelere denk gelir. bu donemlerde yavas yavas aryanlar ve dravidiyanlar arasindaki farklar tekrar ortaya cikmaya baslar ve aryanlar topraklardan cogunlukla atilir.

    hinduizmin ortaya ilk ciktigi zamanlar, m.o. 600 yillaridir. aslinda budist sistem getirtilmeye calisilmis olsa da, kabul gormemistir, zira kast sistemini ortadan kaldirmaktadir ve senelerdir buna alisan halk, daha o donemlerde bir devrime hazir degildir (zaten devrimler cagi olmamistir ilk ve orta caglar hicbir zaman).

    daha sonralari, yaklasik m.o. 300 yillarinda (322 yanlis hatirlamiyorsam), yunan peloponezyen savaslarinin hemen ardindan yukselen makedonya yunanlari'ndan buyuk iskender, hindistan'i fetheder ve daha sonra roma imparatorlugu'nun daha cok kuzey afrika ve ortadogu medeniyetlerine daha bir fazla yapacagi helenistik kulturu yayma durumunu kendisi hindistan'a kadar goturecektir.

    simdi asil onemli olan kisim geliyor; mauryan hanedanligi.

    mauryan hanedanligi kuruldugunda, hemen budist ve taoist cin hanedanlarindan ayri ayri elciler ulkeye akin etmeye baslar. bunlarin arasinda budist ve taoist misyonerler de vardir. ancak onerdikleri din degisimi olayinda basarili olamasalar da, yine de bir sekilde sikh filan gibi farkli hinduist mezheplerin dogmasina sebebiyet verir.

    daha sonralari dagilan mauryan kralligi'nin geride biraktigi hint kavimleri, hemen ardindan baktriyali yunanlilar dahil olmak uzere, partiyanlar gibi bircok farkli kavmin istilasina maruz kalir.

    bu kadar cok istilanin ardindan buyuk ve muthis bir kulturel alisveris yasanmaya baslar. bu kulturel alisverisler, orta asya'nin ticaretini acacak, daha sonra kendi icine kapanmaya karar veren cin hanedanligi'nin aksine, buyuk bir asya ticareti yaratacaktir. ipek yolu iste bu zamanlarda acilmistir (yaklasik m.o. 150 ile m.s. 300 yillari arasinda).

    daha sonralari ufak kralliklar donemi baslayacaktir. bu ufak kralliklar doneminde kast sistemi daha da bir oturacak, hatta zaten birbirlerinden bircok yonlerilye ayrilmis olan hint kavimlerinin aralarindaki baglari daha da bir koparacaktir (yani araya mesafe koyduklarindan ve farkli devletler kurduklarindan, hintler arasindaki kultur alisverisi buyuk olcude duser).

    chola imparatorlugu bu siralarda kurulur. sanskritce'den olan etkilenme, iste bu zamanlarda (900-1300 yillari arasi) artik en uc noktasina gelmistir (her ne kadar yuzlerce yil once ilk istilalar yasanmissa da, farkli kralliklarin hukum surdugu donemler, sanskritce'nin etkisini arttirmistir).

    yine ayni donemlerde, zaten birbirlerinden baya ayrilmaya baslamis olan hint kavimleri arasinda bolgesel siveler, bolgesel diller, bolgesel dinler ve hatta bolgesel alfabeler turemistir.

    daha bir ormanlik olan guney hindistan'a ise, ilginctir, pek buyuk devletler ve kralliklar hicbir zaman kurulmamistir.

    bana gore asil onemli olan hint tarihi, ortacaglar'da baslar.

    once, ilk buyuk akin, 1000 ila 1200 yillari arasinda gazneliler olarak da adlandirdigimiz turkler tarafindan yapilir. burada hicbir sekilde tarih hocalarimizin abartmasi yoktur, cunku hakikaten de gazneliler, herhalde selcuklular'in yaninda en belirgin turk devletlerinden biriydiler.

    gazne'nin hukumdarligi ise ilginc bir sekilde sona erer. gazne hukumdari ghuri, oldugunde hint topraklarinin egemenligini eski kolesine devreder. eski kolesi ise daha sonra gazne egemenliginden cikacak, "kole hanedanligi" adi verilen ilginc bir olusuma sebebiyet verecektir.

    bu kole hanedanligi yuz yil kadar filan ayakta kalir.

    iste bundan sonra, gurajat, delhi, mugal gibi bircok farkli hanedanlik hukum surecektir. bu sure icerisinde timur'un istilalari, sii mezhebinin iranlilar sayesinde bati hindistan'da yayilmaya baslamasi, hatta mugal hanedanligi'nda yasanan savaslar, hindistan'in kaderini belirler. ingiliz somurgesi baslayana kadar da mugal hanedanligi ayakta kalir.

    daha sonralari ingiliz somurgesi baslayacaktir. kisaca, bircok farkli sebepten dolayi kolonizasyona girismis olan ingiltere (ki tek bir sebebi olamaz kolonizasyonun, yani marksistlerin soyledigi gibi "kapitalizmin getirisi" degildir sadece olay), hindistan ile arasinda buyuk bir ticaret agi kurar.

    hindistan'dan alinan mallar, east india company araciligiylan daha sonra kuzey amerika'ya filan satilmaya baslanacaktir. zira kolonizasyonun sebeplerinden biri de budur; ellerindeki mallari anavataninda satmak yerine, kendi kolonilerindeki insanlara zorla satarsin...

    cay uretimi de cok onemli hale gelmistir bu siralarda. hatta oyle onemli hale gelmistir ki, bu cay ticaretinin tekelinin east india company'e verilmesi nedeniyle amerikali kolonilerde yasayan zengin tuccar ailelerin atlantik okyanusundaki hakimiyetleri sarsilir ve amerika birlesik devletleri'nin kurulmasinda onemli bir rol oynar. (hindistan'in abd'nin kurulmasindaki dogrudan olmayan bagi gorebiliyor musunuz?)

    ancak ticaret yaptiklari hintlileri "eh ele gecirelim ki marketimiz buyusun" dusuncesiyle ele gecirirler. unutmayiniz, o zamanlarda 600 ila 700 milyon insan filan yasamaktaydi hindistan'da; tek bir hintli icin bir santimlik bir kumas uretsen, ingiltere'deki bir fabrikanin yillar boyunca kumas uretmesi gerekmekteydi mantiken! oyleyse nicin boyle bir pazari domine etmesinler ki?

    ilk defa 1800lu yillarda ayaklanmaya baslayan hintliler, kanli bir sekilde bastirildiktan sonra, ancak 1947 yilinda, hem liberal demokrasi arayisi icerisinde olan ve kolonilerin gelecekte artik dert olacagindan emin olan ingiltere'nin kendi istegi, hem de mahatma gandhi'nin cabalariylan, hindistan ozgurlugune kavusur.

    kisa bir sure sonra, farsi akinlar nedeniyle sii olmus olan bati ile turk akinlari sebebiyle sunni olmus olan kuzey ve biraz musluman, biraz budist, birazsa hindu olan en dogu kisim hindistan'dan kopup pakistan'i kurarlar. daha sonra dogu pakistan, 70'li yillarda banglades olarak ayrilir. bunun uzerine hint-paki gerginligi tekrardan ortaya cikar. olaylar gelisir...