şükela:  tümü | bugün
  • postmodern ve hatta daha da ötesi, çağdaş sanat dalları içerisinde nitelendirilebilecek 1970-80 ler dönemlerinde; bir takım amerikalı ressamların, fotoğraf gibi çizdikleri resimleri barındıran sanat türü.

    şöyle ki; bu ressamlar, örneğin bir mağazanın vitrinini, birkaç saat içerisinde belli bir açıdan çekilebilecek, ve her türlü ışık yansımasını dahi detaylı olarak yansıtabilecek şekilde bir resim çizerler ve siz de bakıp oha falan olur, "yahu bu fotoğraf mı, resim mi; ne kadar da hiperrealmiş doğrusu" dersiniz. böyle de bir akımdır işte, hiçbir şekilde de, "sanat akımı kardeşim bu, öyle mi anlatılır" tarzı bir tepkiye cevap verilecek kadar ciddiye almamdır. marmaris'te de, insanların, plajların, fotoğraf gibi resimlerini çiziyorlardı, simit parasına satıyorlardı.
  • mike dargas çok büyük temsilcilerinden birisidir.

    hepsi birbirinden gerçekçi müthiş resimleri var.

    http://www.mikedargas.com/…ges/big/hitthelights.jpg

    hayran olmamak imkansız.
  • hiperrealizm nasıl kotuye kullanılır, ornegi burdan.

    saygı duydum mu, duydum. adam asmıs mı, asmıs. hayranı mıyım, evet. sucun bile zekice islenenine bayılıyorum.
  • realizmin de post realist hali. olanı olduğu gibi gerçeğe en yakın şekilde yansıtan sanat akımı. bireysel sanat görüşümün sevgili tarafına dahil edemediğim akım aynı zamanda.

    yorumlarım akademik görüşten, profesyonellikten ve objektiflikten tamamen uzak olup kendi bireysel düşüncemi yansıtır; bunu belirteyim öncelikle.

    benim sanat anlayışım içindeki sanatçı, gerçeği birebir yansıtan olamıyor. o kişiyi sadece yetenekli olarak görebiliyorum. kendinden bir şey koymamak, koyamamak, özgün bir ürün çıkaramamak, hepsini kapsayacak bir kavramla yaratamamak bence o kişiyi sanatçıdan ziyade uygulayıcı konumuna sokuyor.

    tasarımcı olmak ve terzi olmak aynı şey değildir. biri yaratır biri uygular. uygulayana iyi bir terzi deriz, başarılı bir terzi deriz. sanatçı demeyiz. orda onun gibi bir ayrım var bana kalırsa.

    sanat çevreleri bunu bir sanat akımı içine dahil ettiğine göre uygulayıcısı da sanatçı oluyor ama benim ruhuma dokunmadığı ve sanatın beni kucaklayan hem estetik hem duyusal hazzından yoksun olduğu için ben sevmiyorum.

    hiper realizm istiyorsam fotoğraf var. fotoğraf bir sanat mesela. sanatçı bütün yeteneğini katıyor oraya. aynı yeri farklı fotoğrafçılar farklı bir yermiş gibi yutturabilir bize.
    bu özgünlüktür. ben bunu arıyorum estetik hazzın yanısıra.

    hiperrealizmde gerçek var, aynısı var. eee, yani? bu sanat değil ki; bu yetenek.
    gerçekçilikten son derece uzak, fırça darbeleri belirgin bir rönesans ressamı beni duygudan duyguya atarken hiper realistler bende zerre duygu uyandırmıyor.
    “aaa aynısını yapmış hakikaten diyorum. balmumu heykel ya da fotoğraf gibi.”

    ben kim miyim? hiç kimse.
    akademi eğitimim de yok profesyonel bilgim de. ben izleyiciyim, tüketiciyim. ama beğendiğimi alıp, beğenmediğimi dışlama tasarrufuna sahibim. benim sanat arşivimde hiper realizmin yeri yok.
  • akımın, resimde en bilinen türk temsilcilerinden biri için (bkz: taner ceylan).
  • sam jinks isimli heykeltıraşın olağanüstü(hiperrealist eserler için olağanüstü demek de bir acayipmiş) eserleriyle temsilcisi olduğu sanat akımı:

    http://www.youtube.com/watch?v=nxqsnhxsm_a
  • sanatçının resmimleme ve renklere, detaylara hakim olma yönünden becerisini ve özellikle de azmini, sabrını ortaya koyabilir, bu açıdan bir hayranlık yaratabilir ama şahsen bana boşa kürek çekmek gibi geliyor bu yaklaşım. şimdi, bir eseri güzel yapan gerçekliğe olan yakınlığı değil, özgünlüğüdür, vuruculuğudur, heyecan yaratması, duygulara hitap etmesidir, estetiğidir. daha birçok etken sayılabilir. misal, rembrandt'ı bu kadar büyük yapan realist yaklaşımı değildir. ışığı kullanmadaki maharetidir. fırça tekniğindeki benzersizliği ve tabi ki öncülüğüdür. detay konusunda tablolarında yarattığı dengedir. ya da norman rockwell. canı isterse realizmin b*kunu çıkarıp, suyundan ayıklayacak kadar yetenekli bir adamdır ama bu kadar büyük olmasının sebebi yarattığı karakterlerin yaşadığı toplumu, tiplerinden, ifadelerinden, kılık kıyafetine, tercihlerine, hareketlerine kadar birebir yansıtması, eserlerine bakan insanların içini ısıtmasıdır ve bununla yetinmeyip, yaşadığı toplumun yaşam tarzına etki etmesi, yön vermesidir. kullandığı renklerdir, vurgulardır.

    ayrıca, canım çok realist bir eser istese, duvarıma realist bir tablo yerine direk fotoğraf asarım. fotoğrafa o kadar yaklaşma çabasına girdiğin anda fotoğrafın çakmasını yapmış olursun sadece. zerre kadar keyfi yok bence.

    edit: imlâ
  • pedro campos adında bir sanatçının büyük katkılarda bulunduğu, acayip bir akım. çizdiği tablolar genelde fotoğraf gibidir ve de close-up fotoğraf tekniğinde çizer.

    http://bit.ly/gxo4xk

    ayrıca (bkz: ukteydim doldum)
  • eğer bir tabloyu bir fotoğraftan ayırt edebiliyorsanız hiperrealizmin yetenek ve hayal gücünden yoksun olduğunu anlayabilirsiniz.

    apaçık ortada görünen bir nesneyi boyamanın motivasyonu nedir ki? şey, muhtemelen daha da fazla parıltı koymak için çok zayıf bir şekilde gizlenmiş bir bahaneden başka bir şey değildir. düşünsenize! fotoğrafı bir şeyler yaratmak için bir dayanak veya destek olarak bile kullanmıyorsunuz, doğrudan kopyalıyorsunuz. tamam, bu biraz acımasız oldu, kabul ediyorum ancak, hiper-gerçekliğe ulaşmayı bir yetenek olarak görmesem de yeniden üretilecek görüntünün ayrıntılı bir çalışmasının yapılması, yani nesneleri, belki, büyük bir büyüteçle görebilmek, bir şekli oluşturan doku, ışık ve gölgenin her bir ipliğini inceleyebilmek, epey zahmetli bir süreç olsa gerek.

    evet bugün, bu işlev, geçmiş dönemlerden çok daha fazlasını yeniden üretecek bir modeli incelememize olanak sağlıyor. devir, her şeyi en ince ayrıntısına kadar görmemize izin veren yüksek çözünürlüklü fotoğraf çağıdır. michelangelo'nun davut'u gibi bazılarının bugün eşleştirilmesi imkânsız olan hiper gerçekçiliği gördüğümde ister istemez bu çabayı takdir edemiyorum. çünkü psikolojik ve entelektüel derinliğin sanatsal açıdan sözde gerçekçi sanatçılarla karşılaştırıldığında bile çok çok sınırlı.

    caravaggio'nun eserlerindeki ayrıntıları şaşırtıcı bir şekilde hiperrealistlerin de aynı şeyi yapmaya çalıştıklarına inan insanlar var. rembrandt’ın het joodse bruidje adlı tablosunu ne tür bir sadakatle, detaylara dikkat ederek yaptığını biliyor musunuz? elbisenin üzerindeki detaylara bakın; renk sıçramalarına... rembrandt burada bir kamera görevini görmekle kalmamış, el ile yapılan bir fotoğrafın izini de sunmuş bizlere. bence bu, asla, gerçekliğin basit bir temsili değildir.

    yine de nedenini asla anlayamayacağım birçok insan bundan etkileniyor. onlar, yansıtılan ve izlenen fotoğraflardan başka bir şey olmadıklarında, ne olursa olsun, daha büyük tekniklere sahip olduklarına inanıyorlar; kompozisyonsuz, hilekâr, yaratıcılıktan ve hayal gücünden yoksun; kişisel olmayan ama evet, pek çok pırıltı ve gölgeler taşıyan içerikler. tüm sanatlar takdire şayan olabilir, ancak yaratıcılara taklitlerden daha çok hayranım.