şükela:  tümü | bugün
  • muhtemelen kimse yaşamını garanti altında hisetmiyordur ama diyabet iseniz, hele ki hipoglisemi ataklarına aşinaysanız kendi hayatınızla olan bağınız minimuma iniyor, garanti ederim.

    biraz fazla yorgunluk, biraz fazla gerilmek, moralsizlik, biraz fazla kahve belki, biraz, biraz.

    hep istersiniz. istersiniz ki biraz dağıtma lüksüm olsun, biraz da kontrolsüz yaşama lüksüm olsun. eve geldiğimde, yorgunluktan ölüyorken yatmadan önce yapacağım iğneyi ve yiyeceğim öğünü düşünmeyeyim.

    biraz çığırından çıkmak istersiniz ama diyabet boynunuzdaki görünmez prangadır.

    son hipoglisemi atağımı geçireli neredeyse 1 yıl olmuştu ki hakikaten neye benzediğini, etkilerini unutmuştum. hani hafıza kötüleri daha kolay silermiş ya, o hesap.

    pc başında konuşurken, gayet normalken herşey tak!
    eskiden televizyonları kapatırken ciyuv diye bir ses çıkardı ve ekranın ortasına odaklanan bir siyahlıkla birden kapanırdı. beyninizin öyle bir ses çıkarar kapandığını düşünün.
    korkunç bir baş dönmesi başlıyor ardından. kımıldamak mümkün değil. olduğunuz yere çakılıyorsunuz.
    aynı anda hem yoğun bir mide bulantısı, hem şakır şakır terleme, hem tir tir titreme, öyle bir titreme ki sallanma adeta.

    eğer kader yüzünüze bakmışsa yanınızda bir arkadaşınız ya da ailenizden biri vardır. yalnızsanız çok zor çok...
    yanıbaşımda seslendiğine emin olduğum dostumun sesi ( ki iyi ki yanımdaymış *, olmadığını hayal bile ettiğimde ürperiyorum) sanki çok uzaklardan geliyor. "acili mi arayayım anneni mi?" diyor çok uzaklardan.
    nedense aklıma "ekmek" demek geliyor. "ekmek getirir misin?" kendimce bağırdım ama sesimin fare gibi çıktığına eminim. ekmek geliyor, yutamıyorum. dişlerim yok sanki. sallanıyorum ağzımı tutturamıyorum.
    neden sonra şekerli su geliyor aklıma.
    "şekerli su" diye inliyorum adeta.

    aklımda tek şey var o an. "böyle ölmek istemiyorum! böyle ölmek istemiyorum!"
    zihnim bunu tekrarlayıp duruyor.
    bu noktada en büyük şansım yanımdaki dostumun ilkyardım eğitimi almış olması, çok soğukkanlılıkla müdahale etmesi ve çok çabuk davranması oldu. belki biraz da kaderin yardımı.

    şekerli suyu içtikten sonra ( ne kadar sonra bilemiyorum. belki 2 belki 5 dakika) baş dönmem azalıyor, terleme azalıyor, hayat normale dönüyor.

    tekrar sıkı sıkıya bağlanıyorum pamuk ipliklerime.
    böyle ölmek istemiyorum, evet. yapacak çok şey var daha, yaşanacak çok şey.
    sadece arada sırada dağıtma lüksüm olsun istiyorum, kontrolsüz olabileyim. sonra hayatı, nefes almayı ne kadar sevdiğimi düşünüp vazgeçiyorum.

    başucuma toz şeker kasesi koyup, yeniden başlıyorum hayata.
    velhasıl, zordur zor...
  • teşhisi her zaman bayılma ile konmayan düzensizlik.

    aslında eğlenceli anlar yaşatır insana bu, hayatı renklendirir. böyle bi dengeleme sorunum olduğunu henüz bilmiyorken yaşadıklarımı şimdi düşününce dışarıdan nasıl göründüğünü hesaplayıp gülebiliyorum misal ben.

    tüm günü aç karnına geçirmişim, farkına bile varmamışım, açlık hissi çabuk kayboluyor bu modellerde. akşam buzdolabını açıp kapağından bir şişe su alıyorum, kocaman cam şişe, ağzına kadar dolu, sıkı sıkı tutuyorum, ama yine de elimden düşüp kırılıyor, son derece tepkisiz bakabiliyorum hadiseye, adeta bi film izler gibi.

    benzer bi gün, yine akşamüstü, yine açım bi kaç saattir, bilgisayarda yazı yetiştirmeye çalışıyorum, gözlerimi monitörden klavyeye indirdiğimde, klavyenin bi kaç tuşunun fosforlu yeşil olduğunu görüyorum. vaaaay? coool!!! gözlerimi başka yere çeviriyorum, tekrar bakıyorum, bu sefer başka tuşlar yeşil. "klavyeye de fosforlu yeşil yakışıyor" diye düşünüyorum. "ulan fosforlu yeşil tuşu olur mu klavyenin?" diye düşünmüyorum. böyle frontal lobunu alıyor insanın beyninden. şahane. kafa yapıyor bi anlamda.

    hem birdenbire sinirleniverip o anda denk gelen bi kaç kişiyi dürüp büküp bi kenara yığıyorsun, zerre kadar utanç, pişmanlık hissi yok (sonradan geliyor, ama o anda yok). kimseye avaz avaz bağırma alışkanlığı olmayan bi insanken, yine bi akşamüstü pek de iyi tanımadığım bi terbiyesize öyle bi bağırmışlığım vardır ki mesela, sinirlendiğimi ben bile farkedemeden bağırmaya başladığımdan, bi yandan da "kim bağırıyor lan böyle?" diye düşüne düşüne devam etmişimdir adamı fırçalamaya.

    sonra gün gelir, hamilelikte rutin diye şeker yüklemesi yaparlar adama. (bkz: glikoz tolerans testi). iki bardak glikozu bir nefeste diktirir kafaya hemşiranım, aç karnına. hemen kan alır, sonra her yarım saatte bir, 2,5 saat boyunca delerler kolunuzu, alırlar kanınızı, kevgire dönersiniz. bu arada yavaştan elden ayaktan kesilirsiniz. ay bu içirdikleri şey çok şekerliydi, ağır geldi herhalde diye yorumlarsınız, yatırırlar sizi bi yatağa. sonra sonuç çıkar, öğrenirsiniz dramınızı. şahsım için geçerli olan tam olarak hipoglisemi değil, midenin hızlı boşalması sonucu hipoglisemiye sebep olabilecek bi aşırı insülin durumu, ama sonuçta tedavi ve önerilen yaşam biçimi aynı. sonuçta tehdit de aynı:

    az az, sık sık ve düşük glisemik endeksli yemekler yemezsen, uzun süreli aç kalırsan ilerde şeker hastası olursun. istediğin kadar dondurma yersin, dondurma tatlı olduğu halde pek bi etkilemez hadiseyi, ama diğer tatlılar önerilmez. beyaz pirinç, havuç ve mısır tavsiye edilmez. esmer pirinç ve bulgur çok beğenilir. beyaz ekmek yerine ne kadar esmer olursa o kadar iyi der genel felsefe. çantada bi parça şeker ya da çikolata taşımak, el altında uzun süre aç kalmamak için insülin oyalayıcı bişeyler bulundurmak iyidir. adam gibi uygulanırsa ömür uzatır bu hastalıklar, çok da takılmamak lazım.

    ama tabii yine de (bkz: glikoz diyeti)
  • titreme, soguk terleme, goz karartisi, tansiyon artisi gibi belirtileri vardir.
    hemen, tercihen önce sekerli sivi alinmali, ardindan sekerli bir seyler yenilmelidir.
    alinan seker, kana karisma süresi geç olan ve "yavas seker" tabir edilen seker ihtiva eden ekmek, bisküvi gibi gidalarla desteklenmelidir.
    keza hipoglisemiden hemen sonra alacaginiz fruktoz ve glukoz gibi "hizli seker" (ki meyve de ve bilumum tatli yiyecek içecekte vardir), kandaki seker seviyesini arttiracak, bu sefer de vücut tepkisel olarak fazla insulin üreteceginden tekrar hipoglisemiye varilacaktir.

    en iyisi reçelli ekmek, veya yogut+bal ve yanina bir dilim kepek ekmegi. hem dogal seker tüketmis olursunuz, hem kana geç karisan cinsinden de tüketmis olmanizdan dolayi kan sekeri yoyo yapmaz.
  • benim için bir işkence, ölümle burun buruna getiren vaziyet. vücut zaten yoğun insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyuyor *, bir de bu bok...

    ... dikkatsiz geçirdiğim birgün. lantus adı verilen uzun etkili insülin'in kaleminin dozajı 2şer 2şer ayarlanıyor. diğer kısa etkili humulin r'nin ise tektek. biraz da sarhoş olmanın etkisiyle lantus'u yapmam gerekenin 2 katı, humulin r'yi ise yapmam gereken dozajın yarısı olarak yapıyorum. aynı gün, gece 01:00 suları. tanıdık his gelmeye başlıyor. ama bu sefer biraz daha farklı. öncekilerde hiç bu kadar hızlı kalbim atmamıştı. kuzenime şeker getirmesini rica ediyorum. ayağa kalkamıyorum çünkü.

    şeker ölçme aletim başucumda. şekerimi ölçüyorum. 27. (tip 1 diyabetlerde normali 80 ila 120 arasında olmalı) zaten 3mg daha düşse alet ölçmeyecek. şeker geliyor. ama ağzımı aralayacak gücüm bile kalmamış. gözlerim kararırken güç bela: "ambulans çağırın" diyebiliyorum. bilincim kapanıyor. (beyaz bir ışık, yol falan görmüyorum)

    uyandığımda, birilerinin kucağında yatıyorum. üzerinde turuncu medline kıyafetleri içinde bir adam sırıtıyor bana. "o hoşgeldin diyor". saçlarımın arasında, kıyafetlerimde nedense yığınla toz şeker taneleri var. sonradan öğreniyorum ki, ambulansın geç kalacağı anlaşılınca doktor evdekilere "ağzına şeker sürün" demiş. tabi evdekiler panikle "ağzı" "kafa" anlayınca, toz şeker kavanozunu kafamdan aşağı boca ediyorlar.

    sonradan anlatıldığına göre, medik (oyunlardaki medic gibi) geldiğinde şekerimi ölçemiyor. direk adrenalini ve glukagonu vücuduma zerkediyor.

    hayata ne kadar ince bir pamuk ipliğiyle bağlı olduğumu o an farkediyorum.
  • vücuttaki şeker normal seviyenin altına düştüğünde hipoglisemi olur. eller titrer, halsizlik olur. bu durumda şekerli bir şeyler yemek gerekir. mesela meyve suyu ve bir parça ekmek.

    diyabetli bir insan olarak neredeyse her gün bunu yaşıyorum. bazen de uykuda yakalanıyorum. uykudayken anlamadığım için de bayılıyorum. gözümü hastanede açıyorum.

    hipoglisemi nedeniyle bayılan birine bir şeyler yedirilip içirilmemeliymiş, çok doktordan bunu duydum. e peki ne yapacağız? bu durumda glukagon kiti devreye giriyor. ilaç bulunan bir şişe ve bir şırınga var içinde. bayılan insanın göbeğinden yapılmalı ki çabuk etki etsin.

    bayıldıktan sonra gözümü, kolumda bir serumla hastanede açıyorum. annem hastaneye yürüyerek geldiğimizi söylüyor ama, ben bunları hiçbir zaman hatırlamıyorum. bayıldıktan önceki bir iki saat kafamdan siliniyor. belki benimle alakalıdır, herkese olmuyordur.

    sonuçta dikkatle alakalı bir şey. geceleri kalkmak lazım, üşenmeyip şeker ölçmek lazım.
  • -"iğne atsan yere düşmez" durumundaki belediye otobüsünün en kımıldanamaz orta bölümünde olduğunuz yere çökme nedeninizdir.

    (deneyimleriniz kan şekerinizin dibe vurduğunu ve eğer hemen oturmaz ya da yatmazsanız bayılacağınızı söylemektedir buğulu bir fısıltıyla.)

    -kalabalık bir sokakta gideceğiniz yöne doğru ilerlerken, aniden durup olduğunuz yere çökme nedeninizdir.

    (yine deneyimli sinyaller gelmektedir.)

    -sabah sabah dişlerinizi lavabonun ayaklarını seyrederek fırçalama nedeninizdir. sonrasında mutfağa doğru uzanan su içme isteğinin, mutfak kliminin üzerine aniden uzanma isteğine dönüşme nedeninizdir. üstelik evdeki ev arkadaşınız * şaşkın gözlerle izlemektedir buz gibi havada minicik klimin üzerine uzanan hipoglisemik insanı...

    -duş keyfinizin yarım kalma nedenidir. saçlarınızı mis kokularla keyifle şampuanlarken boğuk fısıltılar gelmeye başlar kimi zaman. aniden küvetin içinine yatarsınız, sevgiliniz * evdeyse ilgi için çağırırsınız. yok eğer yalnızsanız, beklersiniz şekerinizin keyfinin gelmesini.

    -piercing sevdası uğruna*, piercingciyi paniğe sokma nedeninizdir. (sene 1997. bayılmışım ama koskocaman uçsuz bucaksız bir partide dans etmekteyim.uyanıyorum aniden, insanlar mutsuz ben mutlu...)

    -sinyaller de yetişemediğinde ve bayıldığınızda; kimi zaman nedensiz ağlayarak kimi zaman da nedensiz gülümseyerek uyanma nedeninizdir.

    (ve bunun gibi bazen de tehlikeli durumlarla yüz yüze gelme nedeninizdir. bayılmak üzere düşerken başınızı yerlere çarpmanızı, burnunuzu duvara çarpmanızı, kafayı gözü kırmanızı o anda yakınınızda bulunan ve hastalığınızı bilenler engelleyebilmiştir zamanında.)

    -şekerli hemen hemen tüm yiyecek ve içecekleri tüketememe ya da nadiren az az tüketme nedeninizdir. diabetli ne ise siz de "o"sunuz aslında.

    -karbonhidratlara, bol şekerli meyvelere, yemişlere, abur cuburlara oldukça dikkat etme nedeninizdir.

    -alkol, sigara, çay, kahve gibi zaten zararlılara dikkatle yaklaşma gerekliliğinizdir. *

    -sürekli yorgun, sürekli halsiz hissetme ve çabuk yorulma nedeninizdir.

    -tüm bunlara dikkat etmez, boğazını tutmaz ve yanlış bilgilendirme sonucu sık sık ve bol bol şeker ve türevlerini tüketirseniz; ileriki yaşlarda diabet hastası olma nedeninizdir.

    -tüm bunlara dikkat ederseniz; keyifle yaşama, formda olma ve nispeten sağlıklı olabilme nedeninizdir.
  • bu hastalığı anlatabilmek için canlı canlı evimden bildiriyorum;

    -ense kökünden başın yukarılarına doğru tırmanan bir ağrıyla başlar. ayaktaysanız o ağrı sanki sizi ense kökünüzden yakalamış ve yere doğru çeken bir alien eli gibidir.

    -iç basınçla dış basınç sanki farklıymış da siz içeri doğru çöküyormuşsunuz gibi bir baskı vardır. sanki bıraksam şu an kulaklarımdan ve gözlerimden içeri pörtleyeceğim.

    -yatar vaziyette olduğum için iyi gibi olsam da şu an, okuduğunu anlamamak ile başladı 5 dakika önce ve 15 dakikaya kadar eve birileri gelip ağzıma bir şey tıkmazsa içeri pörçmekten öldü diye yarın manşetlerde okuyabilirsiniz.

    -bu şekerin düşme anlarında nedense bende inanılmaz bir mide bulantısı başgösteriyor. açlıktan değil de asabi düşüklükse daha kötü oluyor.

    -bu işi biraz daha abartıp 15 dakikayı geçirirsem, kollarımda ve bacaklarımda titreme başlayacak ki şu an yazarken bile dışardan görünmeyen ama içerden hissedilen bir titreme var. böyle bir kaslarda boşluk hissi sanki kollarımda böyle bir penguen tik tik kuyruk dürtüyor gibi ne bileyim enteresan eheh

    -daha önce yaşamıştım, bir gece vakti. sevgilim kucaklayıp acile götürmek zorunda kalmıştı çünkü bacak kaslarım öyle halsiz öyle kötüydü ki ayaklarımın üstünde duramıyordum. ve halaa "uyumak istiyorum bir şeyim yok uyusam geçer noolur götürme" diye yalvarmıştım. sonra acilde serum verip, bir de sevgilime "bir şeyler yedirin" demişlerdi. acilde en romantik dakikalarımı yaşamıştım. ne güzel şey hipoglisemi. acil serviste çalışanlar sevgi dolu gözlerle izlerken sevgilim meyve suyu içirip bisküvi yedirmişti. öyle şirin görünmüşüz ki koluma iğne yapmaya gelen hanım "bakk o tarafa kuşşşş" diyerek şirinlikle başımı çevirttirme ihtiyacı hissetmişti. nasıl bir sevgi yumağı gibi göründüysem artık.

    -bu yazının sonuna kadar gelemeyeceğim, çünkü inanılmaz bir baş ağrısı başladı. yukarıdan başımın arkasına balyozla vuruyorlar ya da ben saçlarımı asansörün kapısına sıkıştırdım da kafa derimden kopmak üzere gibi bir his.

    -içeri gidip accu chek goyu alıp şekerimi ölçmem gerek, ama kalkamıyorum. -anne gel artık yaa 5 dk. geciktin.-

    -he bir de eğer sinirlenirsem, şekerim düşer, şekerim düşerse sinirlenirim, sinirlendikçe şekerim düşer, şekerim düştükçe sinirlenirim. bence cinnet anları ile hipoglisemi vakaları ortak bir havuzda incelenmeli.

    -hipoglisemimin sebebi hipotalamusumda bulunan ve ona baskı yapan kist.

    -sadece salata balık yiyorum, tiksindim ama yine de şu an o salataya muhtacım

    -ben biraz uyumalıyım.uykum geldi,güle güle.
  • annemin sık sık yaşadığı rahatsızlık..
    daha çok tip 1 diyabetlilerde görülüyor.
    dudaklarda şişme ve kuruma, susama, titreme ve açlık hissi belirtileri.
    en kötüsü bayılma.
    bayılma durumunda hemen doktor çağrılıp hastaya sekerli su ya da meyve suyu içirilmelidir. direk seker vermektense sıvı verilmesi, kana daha çabuk karışacağından daha etkilidir.
  • kan sekeri dustugu anda sarhos gibi olur insan. isyerinizde olsaniz bile uyumak ister bunye.. once hafif bir sekilde yayilirsiniz sonra gozunuzu kaparsiniz ve birden kendinizden gecersiniz. ruya ile gercek hayat arasinda gidip gelirsiniz. disarida insanlar konusmakta ama sadece ugultu olarak bunu duymaktasinizdir. adiniz belirli bir zaman sonra "unutkan" a cikabilir.. cok yoruldugunuz icin halsiz kaldiginizi dusunursunuz. hipoglisemi teshisi konulduktan sonra once kendinizi inandiramazsiniz. seker hastasi olmadiginizi dusunursunuz. fakat gunler gectikce birazdaha hassas olur bunye. konu hakkinda daha bilincli oldugunuz zaman bununla yasamayi ogrenirsiniz. dikkatli ve bilincli beslenme ile ustesinden gelinebilir.

    birde bunun tam tersi vardir ki: (bkz: hiperglisemi)
  • genellikle kan şekeri 50 mg/dl'nin altına indiği anda *bayılma tehlikesine karşılık beyin adrenalin pompalamayı emreder, dolayısıyla sinir küpü haline gelen kişinin elinde kalmanız söz konusu olabilir,o yüzden bu metabolizmik bozukluğa maruz kalan kişilere aç veya yorgunsa temkinli yaklaşmakta fayda vardır,normal insanların da diyet yapma ve birden ağır spor yapmaya başlamaktan kaynaklanan kan şekeri düşüklüğü hadisesi yaşaması mümkündür ,metabolizmik problem teşhisi konmadan böyle bir durum var mıdır bakılır,hiperglisemi problemi yaşayanların insülin dozajını ayarlayamamasından da kaynaklanır,hipoglisemiyi tespit etmek için yüklemeli kan şekeri testi yaptırmakta fayda vardır, zira kimi zaman sinsilik vardır hipogliseminin ruhunda
hesabın var mı? giriş yap