şükela:  tümü | bugün
  • daha önce (bkz: istanbul'da hırsızlık olaylarının artması) gibi pek çok başlıkta dile getirilen ciddi bir sorunun sebebidir.

    http://www.hurriyet.com.tr/…a-yakalandilar-40599123

    "yankesicilik ve dolandırıcılık büro amirliği ekipleri tarafından sorgulanan şüphelilerden dürdane ç.'nin (56) daha önceden 27 kez, tuğba s.'nin (27) 27 kez, sevgi k.'nin (54) 20 kez sevilay k.'nin (49) ise 16 kez benzer suçlardan gözaltına alındığı tespit edildi. şüphelilerin aracını kullanan ümit a.'nin (22) ise asker kaçağı olduğu belirlendi."

    adamı 27 defa hırsızlıktan yakalıyorsun ve salıyorsun. e ne olacak? çıkınca tabi ki hırsızlığa devam edecek. yüzünü de saklaması ondan, çıkınca devam edeceği için tanınmak istemiyorlar. peki bizim vergiler nereye gidiyor acaba? polis anca maçlarda özel güvenlik gibi görev yapıyor, başka?

    başımıza gelenler kimsenin umurunda değil. haftanın minimum 6 günü sabah güneş doğmadan evden çıkıyoruz, güneş battıktan sonra eve varıyoruz sırf üç kuruş para kazanmak için. yarısından fazlasını devlete vergi diye ödüyoruz kalanına da bu leş kargaları musallat oluyor. kazandığımızla ne insan gibi evlerde oturabiliyoruz, ne insan gibi gıda tüketebiliyoruz ne de düzgün bir tatil yapabiliyoruz.

    bu konuda çok ciddi bir kamuoyu oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum. bu konuda da ekşisözlüğün daha önce pek çok projede olduğu gibi bunda da başarılı olabileceğini düşünüyorum. ilk fikir benden gelsin, şaka gibi algılanabilir ama değil, oldukça ciddiyim:

    bin odalı saray yapacağınıza, devlet kredileriyle halkın yüksek fiyatlardan dolayı kullanamadığı köprü, tünel, yol falan yaptırıp elin adamını zengin edeceğinize, bin odalı hapishane yapın da tıkın bu şerefsizleri içeriye. hem ona da mahkum garantisi verebilirsiniz, bu şekilde hem sokaklar temizlenir hem de yap işlet devret modelinde ilk defa bir projeden zarar etmeden çıkar bununla da övünebilirsiniz.
    (bkz: şehir hapishaneleri)

    edit: yazım.
  • evet biz çalışalım bunlar çalsın ve hiçbir ceza almasınlar .

    söylenmek istenen ve öğütlenen de budur .
  • evdeki hırsızı yakalayıp biraz patakladıktan (evde 2 çocuğu var, sinirlenip 1 yumruk atıyor) sonra polise teslim eden tanıdığımızın mahkemede sanık, hırsızın da davacı olması durumun vehamiyetini gösteriyor.
  • hırsızlar teşhir edilse mahalle baskısı yaşansa ne güzel olurdu dimi.
    büyük kentler o kadar göç aldı ki karşı komşunun kim olduğunu bilmeden yaşıyorsun.
    çok acı bir durum .
  • yeni bir vaka değildir. bundan 10-15 sene önce adam yaralama, gasp, hırsızlık suçundan 16 yaşında 18 dosyası olup el kol sallaya gezen bir yaratık gören beni şaşırtmayan haberdir. bu haberde konusu geçen bir karışıklık çıkararak kalabalık toplamak hırsızlık taktiklerinden en eskisidir ve bunu hala yutan türk vatandaşı olmayacağı için kurbanlar turist seçilmeye başlanmış anlaşılan.

    gördüğünüz herhangi bir kavga-gürültü-kalabalık, baygınlık geçiren birileri, erkekseniz şuh bir kadının alakasız teklifleri, sigarasını yakmak için ateş isteyen ve ateş verirseniz ayakkabınızı boyamak isteyen boyacıdan, saat sorup muhabbet etmeye çalışan insanlardan, kart postal satıyormuş gibi görünen kişilerden, "yolda kaldım bilet parası" diye para isteyenlerden, yıllarca karnında yastıkla dolaşıp "doğruyorum sancım tuttu hastaneye getirin" diye otostop çekip insanları dolandırmaya çalışan insanlara rastlarsanız hızla oradan uzaklaşın. çünkü bir ekip çalışmasına, pusunun tam ortasına düşmüşünüz demektir.

    bir defasında okmeydanı ssk'nın 50-100 metre ilerisindeki ışıklarda durdum. yansın artık yeşil diye bakıyorum. çünkü karnında yastıkla istanbul'un muhtelif semtlerinde gördüğüm roman çetesi arabama yaklaşıyor ve gözcüleri de etrafta bir yerlerde bizi izliyor. açık olan cama yaklaşıp "doğum sancım tuttu hastaneye getirin beni" diye palavradan inledi. parmağımla arkasındaki hastaneyi işaret edip "koskoca hastane bir şey yapamadıysa, ben hiçbir şey yapamam" dedim. epey bozuldular ve sancılar kesildi bir anda.