şükela:  tümü | bugün
  • meteorolojik olaylarıyla meşhur bir ülke. hırvatistan deyince, herkesin aklına, adriyatik kıyılarında, güneşli bir akdeniz ülkesi gelir. ama, çok ilginç bir şekilde, hayatımda yaşadığım en uç hava durumlarının çoğunu hırvatistan'da gördüm.

    2003 kışında, gospic'de, bir sabah kalkıp zor bela donmuş aracımı çalıştırdıktan sonra termometrede -38 dereceyi görünce önce alet bozuk sandım. ama yol boyunca -38 derece değişmedi. meğer o gece, ülke tarihinin düşük sıcaklık rekoru kırılmış. o hafta, gece eve dönünce, aracı donmaması için sabaha kadar çalışır halde bırakmıştım. bunları yazarken, wikipedia'dan kayıtlara baktım. ocak 2003 tarihinde, gracac'da sıcaklık -34.6 derece olarak ölçülmüş.

    yine 2003 yılının aralık ayında, bir akşam, hırvatların bura dedikleri bir fırtına çıktı. ortalık toz duman. çatılar havalarda uçuyor, araçlar devriliyor, camlar kırılıyor, ağaçlar kökünden sökülüyor. ofiste, arka odalara sığındık ve bekledik. yarım saat kadar sonra, bura bitti ama ortalık savaş alanı gibi. ertesi sabah gazetelerde, ülkenin rüzgar hızı rekorunun kırıldığını okuduk. bizim 20-25 km kadar uzağımızdaki velebit bölgesinde, rüzgar hızı 250 km'nin üzerinde ölçülmüş. biraz önce wikipedia'ya baktım. aralık 2003 tarihinde, sveti rok'da rüzgar hızı, 304 km olarak ölçülmüş. rijeka'ya giden adriyatik sahil yolunda da o kadar güçlü rüzgarlar eserdi ki, yolda belli aralıklarla bariyerler vardı ve araçlar denize uçması diye, rüzgar hızı artınca bariyerleri indirerek yolu kapatırlardı.

    2005 kışında, adriyatik sahilindeki turistik kasaba senj'e, kuş uçuşu sadece 10 km mesafedeki kampımızda, üç gün süren öyle bir kar fırtınası oldu ki, altındaki temelle beraber yüksekliği 2.80 m'yi bulan konteyner ofisim, karın altında tamamen kayboldu. kampa, iki gün yemek servisi gelemedi. stoktaki bayat ekmekleri kemirip boğma rakı içerek vakit geçirdik. o kış öğrendim ki, bulunduğumuz lika bölgesini anlatan bir söz varmış: biz likalıların hayatı, yazın odun kesmekle kışın da odun yakmakla geçer.

    yine hayatımda, sıfırın altındaki sıcaklıklarda sağanak yağmur yağdığını bir tek hırvatistan'da gördüm. eğer araç kullanıyorsanız, düşen yağmur damlaları hemen buza döner, bir anda ön cam buzla kaplanırdı. yol, anında, tamamen buz olurdu. kenara çeker yağmurun dinmesini beklerdiniz.

    hırvatistan, çok güzel bir ülkedir. her tarafı, ayrı bir güzelliktir. ama, kışı hırvatistan'da geçirecekler, dikkat etsin, öyle böyle değildir.
  • 2005'te türkiye ile aynı günde başladıkları avrupa birliği müzakere sürecinde, gün itibarıyla avrupa birliği üyesi olan 28. devlet oldular.

    vize derdi yokken gitmeyen aklımıza sevgiler.
  • hükümetinin resmi facebook sayfası üzerinden yardırdığı ülke. sayfayı her kim yönetiyorsa her türlü soruya -küfürlü olanlara bile- yanıt veriyor. 'otobüs biletlerine neden zam yaptınız götverenler?' tadında bir soru yazan vatandaşa 'otobüs fiyatlarını biz belirlemiyoruz, lütfen şikayetinizi zagreb belediyesine iletiniz' diye cevap yazılan gayet rahat bir ortamı var resmi hükümet sayfasının. düşünsenize bizim hükümetin bir facebook sayfası olacak birileri de 'amma para çalmışsınız amq' falan yazacak, adamın bi tarafından kan alırlar muhtemelen.

    dili bilenler için çok eğlenceli facebook sayfaları: https://www.facebook.com/wwwvladahr
  • şu günlerde üzerinde şiddetli bir binbir gece ve ezel fırtınası esmekte olan ülkecik.. adamlar "şeherazad" (aynen bu telaffuzla), "ezel" diyor da, başka bir şey demiyor.. hafta içi her akşam prime time'da bu iki diziciğimiz peş peşe yayınlanıyor ve tüm ülke ikisine de müptela.. binbir gece'nin devre arasında baş erkek oyuncumuzun (adını şeyttiremedim şu an) oynadığı hırvat reklam filmi gösteriliyor.. hatta bu diziler türkçe orijinal seslendirme ve hırvatça altyazıyla yayınlandığı için çat pat türkçeyi bile sökmeye başlamışlar.. valla bak...
  • parasut ve kravatı (kravat sozcugu zaten hirvattan geliyormus) bulmus insanlarin ulkesi.

    ulkenin haritasi bumerang gibi komik gorunusludur, bunun sorumlusu da habire oralara akinlar yapan atalarımızdan baskasi degildir. elindeki haritanin sekline bakip guldugum hirvat arkadasim "sizin yuzunuzdan cicim, ama baaak, bizim oldugumuz yerleri alamadınız, boru mu netekim" diye lafi agzima tikmistir.

    ulkenin ozellikle dalmacya kiyilarinin nefis oldugu soyleniyor. neyse ki henuz cok populer bir tatil mekani degil, ancak bu durum yavas yavas degisiyor ve kitle turizmine yenik dusup mahvolmadan once gormekte fayda var. ayrica dalmacya bolgesinin kizlarinin cok guzel, siyah sacli, beyaz tenli oldugu konusunda hirvatlarin yalancisiyim.

    hirvatlarin fena halde milliyetci olduklarini, balkan ve slav sozcuklerini hakaret saydiklarini, abarti boyutta italyan hayranligindan muzdarip olduklarini, son iki konuyu abartip, cocuklarina slav kokenli isimler yerine yaygin olarak kullanilan latin kokenli isimler vermeye basladiklarini ve bu durumu "avrupa'yla (avrupadan kastettikleri bati avrupa tabi) butunlesmek istiyoruz, ab'ye girince daha rahat olsun diye boyle yapiyoruz" gibi gudik gerekcelerle aciklamaya calistiklarini da eklemek gerek.

    edit: aaa gidip gordukten sonra editlememisim. oylanip gorunce haksizlik etmeyeyim iki satir yazayim dedim. dalmacya kiyilari hakikaten nefis ulkenin. su anda epey bir populer olmus durumda tabi, ama yine de avrupa'daki bircok yere gore daha bozulmamis ve gani gani kiyi oldugu icin daha sakin yerlerini bulmak mumkun. denizi nefis, akvaryım gibi ve kayalik. kas - kalkan civari gibi. benim gibi kumdan nefret edenler icin birebir. sahane deniz urunlerini cok ucuza yemek mumkun. deniz urunu sevmeyen oturup aglayabilir gerci, o ayri. zira diger secenekler cok ic acici degil.

    venedik hakimiyetinden dolayi dalmacya'nin italyan havasina karsilik zagreb ve yukari kisimlar gayet germen havali. oyle ki, shailde birine bir sey sorgudunuzda, yardimci olmak icin default olarak "prego?" derken, yukarilarda "bitte?" diye donuyorlar. bumerangin diger ucuna gidemedim, oralar da bu ikisinden farkli, daha balkan karakterliymis. bir dahaki sefere artik.
  • hırvatistan'da 6.2 milyon euro'ya malolan bir referandum sonrası, eşcinsel evliliğin anayasaca yasaklanması -başbakan ve cumhurbaşkanının karşı yöndeki ısrarlarına rağmen- yüzde 65 oyla kabul edildi.

    yani biz de ülkece homofobiğiz ama en azından bunu dünyaya duyurmak için milyonlarca euro harcamıyoruz!
  • yugoslavya'dan ayrıldıktan sonra, 'bosna hersek'e de sahilden bir yer bıraksaydınız' dercesine bir haritaya sahip olan ülke.

    [http://climateinteractive.files.wordpress.com/….jpg http://climateinteractive.files.wordpress.com/….jpg]
  • ocak ayında 23 nisan tatili için otel rezervasyon yaptırdığım, ama 3 ay önceden vize uygulamasına geçildiği için 23 nisan'da gidişimin vizeli olacağı neticesinde otel rezervasyonumu iptal ettirdiğim ülke booking.com üzerinden rezervasyon ve iptalini yaptım. otel sahibine de durumu anlatır mail attım. kendisi de bana;
    "hırvatistan, yıl boyunca türk misafirlerden oldukça talep gören, hristiyan bayramlarının yanında türk ve müslümanlara özgü bayramların olması sebebiyle (ramazan-kurban-23 nisan 19 mayıs v.s.) türkler'den oldukça memnun olan bir ülkedir. türk misafirler de, nazikliği ve hoşgörülüğü sayesinde hırvat işletmeciler tarafından tercih edilen bir halktır. türkler'e vize uygulanmasından biz de muzdaribiz. vize konusunda da sadece hırvatistan'a giriş vizesi uygulaması isteğimiz turizmciler tarafından hırvat yetkililere bildirilecektir. sizleri tekrar aramızda görebilmek ümidiyle.."
    şeklinde bir cevap gelmişti.
    hafifçe gülümsemenin haricinde pek sallamadım. gezimi de bosna hersek- makedonya şeklinde güncelledim. yemişim hırvatistan'ı. başka yer mi yok.
  • 3 ekim 2005'te eşzamanlı olarak yola çıktığımız, bugün itibariyle ab üyelik sözleşmesini imzalayan ülke.
  • "amirim pasaport bomboş ama tipleri iyi, ne yapayım?"

    bu diyalog, hırvatistan dönüş biletimiz olmadığı için kıllık yapan türk görevlilerden geldi.

    hızlıca izlenimleri aktarırsam;

    -adriyatik'i alıp çevrelemiş bir ülke. nüfusu bizden daha az, çok daha az ve söylemem gerekir ki türkiye sker atar hırvatistan'ı turizmde. bi muz bile yok binebileceğim. evet, turizm anlayışı muz ile doğru orantılı olan birinden ciddi bi yorum beklemeyin zaten.

    -yolları çok geniş değil.

    -avrupa birliğini hakediyor adamlar, her yerde avrupa birliğine girmenin yaklaştığını gösteren yazılar, amblemler vs, ama zaten gerek insanları gerekse zagreb'i ile hakediyorlar.

    -thy ve jet airlines ile uçuşlar var. thy sker atar kalite bakımından. ama jet airlines daha ucuz biraz.

    -hırvatistan, türk yolculardan, ülkeden girişin yanında çıkış için de belge görmek istiyor. yani inanın uçuşunuza 15 dakika kala burdaki görevli "kusura bakmayın sizi uçuşa alamam yoksa orda sınır dışı edilirsiniz, hemen bi bilet rezerve edin" derse şaşırmayın. bu yüzden "ben zagrep'e giderim, belgrad'dan da dönerim" demeyin.

    deseniz bile ülkeden çıkışınızı gösterir bir yer ayırtın. benim fikrim tren bileti olabilir. yapın bunu, bişey olmaz o zaman. belki de bana kıllık yaptılar bilemiyorum.

    -euro ile yer yer alışveriş yapabilirsiniz, özellikle turist bölgelerinde. dolar bozdururken pasaport kaydı tutuyorlar.

    -zagrep-split trenine binin gitmişken, sabah ilk ışıklarında solda adriyatik'i görmek çok hoş oluyor. ama trende yemek vagonu yok, su da ülkede pahalı olduğu için dikkat edin, önceden stok yaparak gidin trene. zevkli lan valla zavkli.

    -o kadar çok kamp yerleri var ki şaşırmamak elde değil, avrupa kampçılığı burada yapılıyor galiba.

    -hostel konusunda adamlar bayağa iyi. 10-15 euro'ya tek gecelik kalabilirsiniz, hem de sezonda.

    -dubrovnik inanılmaz kalabalık, ama güzel hakkını yemeyelim.

    -gitmişken karadağ'a da geçin. tuzla'dan cevizlibağ'a geçmek gibi bişey, inanın süre aynı. karadağ derken kotor.

    -bir sürü türk restoranı var, daha doğrusu türk yemekleri satan yerler. dubrovnik'te ezogelin çorbası var, içmedim tabi amk, salak mıyım ben?

    -national park'ları var adamların kocaman bi yer, baraj gibi bişey, şelaleler var, binlerce turist kaynıyor, çok güzel bi yer, gidilip görülesi. slovenya sınırında sanırım.

    -adaları çok güzelmiş, ben gitmedim, ama tavsiye ediyorlar.

    -split'ten dubrovnik'e gidiş feribotla da var. fiyatı otobüsten biraz pahalı 35 tl gibi bi ücreti var türk parası ile.

    -yemek servisleri çok yavaş, burda olsa "bırak bilader iptal et benim döneri bu ne yaa?" dersin, kalkarsın gidersin, müdür de garsonu kovar, o derece.

    -çok pahalı bi ülke değil, türkiye gibi bi şey, öyle düşünün. manzara eşsiz ama söylemeden geçemeyeceğim.

    -zagrep'te hoş publar var, turist olmanın verdiği rahatlıkla çok rahat bi boklar yiyebilirsiniz.

    benden bu kadar, kalın sağlıcakla.