şükela:  tümü | bugün soru sor
  • nufusu cok da onemli degildir. hirvatistan hep bi futbol ulkesi olmustur, yasiniz kac olursa olsun futbolla ilgiliyseniz 1-2 tane hirvat futbolcu kesin bilirsiniz. tabi ki bi almanya, bi ingiltere ve italya degiller ama istikrarli bi milli takim.

    tarihlerinin en iyi milli takimi degil hic kuskusuz ama kupayi kazanmamalari icin hicbir sebep yok. tamam fransa kadar atletik degiller, onlar kadar cok kosmuyorlar, onlar kadar diri degiller ama final maci bu hic belli olmaz.

    tabiri caizse bu kupada kaziya kaziya geldiler. maclari hep geriden gelerek kazandilar. hep uzatma oynadilar ki bu durum muhtemelen final macina yorgunluk olarak yansiyacaktir. bekleyip gorecegiz, fransaya elenseler bile, cogu futbol severin takdirini topladilar bile simdiden
  • çok büyük iş başarmışlardır.

    88 yıllık dünya kupası tarihinde final oynayan 12. farklı takımdır.
    dünya kupasının 8 şampiyonu (uruguay, arjantin, brezilya, ingiltere, fransa, almanya, italya, ispanya) ve şampiyon olamamış 3 finalistinin (hollanda, macaristan, çekoslovakya) yanına adlarını yazdırmışlardır.

    dev şampiyonlar zaten herkesin malumu olduğu için onlardan bahsetmiyorum. ancak halit kıvanç'tan dünya kupası nostaljileri dinlemiş efsane nesiller iyi bilir ki şu hollanda, macaristan ve çekoslovakya'nın adının anıldığı her sohbette ceketler iliklenir, saygılar iletilirdi. çok büyük takım(lar)dı maşallah denirdi. şampiyon olamadıkları için yazık olduğu söylenirdi. hırvatistan'ı da gelecek nesillere anlatmak bizlere düşüyor şu dakikadan sonra.

    çünkü onlar artık bir ekol.

    edit: isveç'i unutmuşum. 12 değil de 13 diyelim biz ona. *
  • şampiyonluk primleri antalya seyahati olan takım
  • 1991'de yugoslavya'dan bağımsızlığını kazandıktan sonra yavaş yavaş avrupa ve dünya futbolunda adından söz ettirmeye başladı.

    ilk olarak euro 96'da çeyrek final gördüler, dünya futbolunda adından ilk söz edilişleri ise davor şuker önderliğinde fransa 98'deki üçüncülükle oldu. finalin kapısından dönen hırvatlar, artık dünya futbolunda söz sahibiydi. o jenerasyonda boksic, prosinecki ve ülkemizde teknik direktörlük yapan tudor ve bilic gibi isimler vardı.

    daha sonraki turnuvalara çoğunlukla katılsalar da, gruplardan ötesine geçemediler ta ki euro 2008'e kadar.

    euro 2008 hırvatlar için dönüm noktasıydı. zira modric, rakitic ve mandzukic'li jenerasyonun sahneye çıktığı ilk organizasyondu ve aynı zamanda hırvat lanetinin ve loserlığının da başlangıcıydı.

    turnuvaya çok iyi başlamışlar almanya'nın da yer aldığı grupta 9 puanla lider olmuşlardı. çok iyi oynamalarına ve yarı finali sonuna kadar hak etmelerine rağmen dramatik biçimde elendiler bize.

    semih'in yaşattığı travmadan sonra euro 2016'ya kadar sessizliğe gömüldüler.

    yine çok iyi başladılar turnuvaya ispanya'nın önünde lider oldular ve portekiz karşısında yine çok iyi oynamalarına rağmen, bir toplarının direkten döndüğü maçta uzatmalarda portekiz'e kaybettiler.

    bu maçın ardından hırvat loserlığı olarak başlık da açmıştım nitekim bizde de yüzüp yüzüp kuyruğuna getirip sonunu getiremeyen biliç örneği vardı.

    bu turnuvaya dek hırvatlarda iyi başlayıp iyi oynayıp sonra bir şekilde iyi oynadığı maçı kaybetme durumu vardı. bitirişi yapamıyorlardı bir türlü, stresi kaldıramıyorlardı, iyi oynamalarına rağmen kaybediyorlardı.

    aslında bakılırsa danimarka maçında yine hortlayacaktı bu durum. uzatmalarda kaçırılan penaltı ve seri penaltılarda danimarka'nın kaçırdığı her penaltıya karşı penaltı kaçırmaları, dedim tamam bizim hırvatlar yine çok iyi oynadıkları grup aşamalarından sonra elenecekler ama öyle olmadı.

    bu kez rusya maçında uzatmada öne geçtiler sonlara doğru yediler. dedim tamam yine kaybedecekler. yine kazandılar.

    ve dünkü ingiltere galibiyeti. bu turnuvada hırvat loserlığı mu desem şanssızlığı mı kırıldı ve tersine döndü talih yüzlerine güldü.

    bana kalırsa bir avrupa kupası bile kazanabilecek bir jenerasyon (modric-rakitic-perisic-mandzukic gibi isimler) yarı final bile görmeden elenecekken hak ettikleri yere finale euro 2008'den 10 sene sonra çıktılar.

    modric'in de dediği gibi bu jenerasyondan çok şey bekliyordu hırvatlar ve 2008'den beri üstlerinde bir lanet vardı. ve modric önderliğinde fransa 98'deki başarının da üstüne çıktılar.

    bakalım fransa 98'de kendilerini finalin eşiğinden döndüren fransa'ya karşı bu kez neler yapacaklar?
  • herkes herşeyi yazmış bir kişiyi kimse yazmamış.

    (bkz: davor suker)

    adamların federasyon başkanı bu arkadaş. bizim federasyon başkanı demirören. futbolcuları, teknik direktörleri falan hikaye. adamlar baştan düzene koymuşlar futbol işini. gerisi geliyor zaten.
  • çok düzgün bir çıtaya sahip takım.

    subasic, vida, modric ve mandzukic hattı gerçekten çok kaliteli. bunların etrafına eli yüzü düzgün oyuncular serpişti mi başarı ister istemez geliyor.

    hele o modric nedir öyle, psikopatik bir futbol oynuyor.
  • yorulmak diye bir şeyin olduğunu bilmeyen futbol takımı. benimde katıldığım genel bir düşünce vardı "zor bir çeyrek final maçı sonrası takım yorgun olacak" şeklinde.

    ama ingilizler karşısında gerçekten adamlar öyle bir tempolu oyun oynadı ki onlar oynarken ben yoruldum, tv başında kendimi kastım.
    içimden "lan oğlum yavaş 15 dk sonra sahada yürümeye başlarsın" diyorum fakat bilakis her geçen 15 dk da adamlar tempoyu bir o kadar daha yükseltti ve tamamen fizik - kondisyon futbolu oynayan ingilizleri bitirdi.

    sadece bu olay için bile takdir edilmesi gerekir. gönülden tebrikler... büyük iş başardınız.
  • 27 yillik sanli tarihinde 5 kere dunya kupasina katilan (sadece 1 kere katilamadilar), bunlarda bir kere dunya ucunculugu kazanan, bir kere dunya kupasi finaline cikan (belki sampyion olacaklar), yine 5 kere avrupa sampiyonasina katilan (sadece birinde yoklar) ve iki kere ceyrek final goren takim.

    lafa geldi mi mangalda kul birakmayan turk futbol adamlari duysun. ama tabi, bizim futbol takimi cok daha iyi, ne de olsa kebapci basip trilyonlar alan hocalari var.

    adamlari eleme gurubunda yenen lucescuyu kovan tff yonetimine selam olsun.
  • nüfusu 4 milyon olan ülkenin müthiş futbol takımıdır.
    yani istanbulun resmi nüfusunun dörtte biri.
    dolayısıyla önemli olan çok çocuk yapmak ve kalabalık olmak değil.
    nitelikli, kaliteli ve eğitimli olmak.