şükela:  tümü | bugün
  • bir philip pullman üçlemesi. dinsel göndermelerden hazzetmeyenlerin okumaması gereken, ancak tadından da yenmeyen kitaplar oluşturur bu üçlemeyi. birinci kitap northern lights, ikinci kitap the subtle knife ve üçüncü kitap da the amber spyglass isimlerine sahiptir. amerikalılar yine** öküzlüklerini gösterip ilk kitabın ismini değiştirmiş, the golden compass yapmışlardır. northern lights olarak bilinmesi en makbuludur.
  • www.philip-pullman.com adresinden hakkinda bolca bilgi edinilebilecek, okumaya basladigim gece yasasin lotr`den sonra asik olabilecegim bir ucleme daha dedigim kitap.
  • insana kendisini acımasızca sevdiren güzellikte bir öykü. agnostik olup olmadığını bilemiyorum, ama bana iliklerine kadar panteist geldi. sevin okyay tarafından çevirileceği ve ithaki yayınlarından çıkacağı duyuruldu. çevirmek veya çevirilmiş haline on metreden fazla yaklaşmak istemeyeceğim güzellikte bir kitap, kesilmemiş bir elmas gibi, yerinde, kendi dilinde, kendi değerler ve kültürel simgeler dizgesi içinde neredeyse kusursuz olan sayılı metinden biri.

    ayrıca philip pullman sitesinde gelecek yıllarda bu üçlemeye bir devam romanı yazacağını belirtiyor.
  • ayrica uclemenin adi john milton'in paradise lost'undan alinmistir. ilk kitabi okudugumda 12 kusur yaslarinda bir bacaksiz oldugumdan kimin darkiymis materyeliymis demisligim vardir.

    edit: book of dust diye bir sequel yaziyormus pullman bu seriye, kitaptaki ikincil karakterler hakkinda olacakmis daha ziyade.
  • filmden "church" kelimesini ve bu kelimenin icinde gectigi her tur repligi cikartarak uclemenin icine sican kimselerin filmini cektigi bir seri. gerci filmle kitap ayni sey degildir, filmde cok farkli bir kitleye hitap edildiginden adamlar kendi icinde hakliymis izlenimi dogabilir sonucta amerikalilarin buyuk bir kismi dallamadir "church", "authority" kelimelerinin kotuleme anlami ihtiva eden cumleler icinde kullanildigini duyduklarinda "hobarey, buyucu bu yakalim" nidalariyla bu kelimeleri kullanarak gercekte ifade edilmeye calisilan anlamla pek ilgilenmeyeceklerdir. ama yine de ben derim ki, yapmayin, yaziktir. zaten tom stoppardi da atmislar senaryo yazarligindan. (bkz: kotu olacak bak)
  • ilk kitabi kutup isiklari adi altinda sevin okyay cevirisiyle yayinlanmis olan guzelim seri, cevirinin turkiye'de serinin okunma oranlarini arttirmasini umuyoruz.

    edit: simdi baktim da, son 3 entari sahsima aitmis. ey ahali, daha yok mu soyle guzel bir yorum yapacak olan su seri hakkinda?
  • gordum ki, philip pullman'in uclemesinin ilk kitabi, the golden compass'in filmi, aralik 2007'de sinemalarda olacakmis. filmin sayfasi hakikaten cok guzel, kendi daemon'imizla tanimamiza olanak saglayan bir sistem dahi var. gorelim: http://www.goldencompassmovie.com/
  • ilk cildin ortalarına kadar sancılarla "oof başladım bitireyim bari" diye geldiğim ama ondan sonra müthis bir tempo yakalayan hikaye, ikinci kitapta yeni karakterler ve mekanlarla olayı genişletiyor, üçüncü ciltte ise zirve yapıyor. haşa yüzüklerin efendisiyle filan karşılaştırılmaz ama okuduğum en tutarlı, fantastik ve metafizik-felsefe öğelerini harmanlayan seri olduğunu söyleyebilirim.
  • harikulade muhtesem ubermensch bir kitaplar silsilesidir. bilmeyenler icin yine yeni yeniden:
    -northern lights/the golden compass
    -the subtle knife
    -the amber spyglass

    serinin adi john milton'in paradise lost'undan gelmektedir. soyle ki:
    …into this wilde abyss,
    the womb of nature and perhaps her grave,
    of neither sea, nor shore, nor air, nor fire,
    but all these in thir pregnant causes mix't
    confus'dly, and which thus must ever fight,
    unless th' almighty maker them ordain
    his dark materials to create more worlds,
    into this wilde abyss the warie fiend
    stood on the brink of hell and look'd a while,
    pondering his voyage...

    kitabin temasini tek bir kelimede ozetlemek gerekirse bu kelime olgunlasmak olacaktir. baska bir tek kelimede ozetlemek istersek evet dogru, panteizm olacaktir. pekcok kelimede ozetlemek istersek bunlar north, daemon, alethiometer, panserbjorn, scorn, coming of age, aurora borealis, witch...olacaktir, anlayan anlamistir zaten, anlamayanlar icin de fantastik bir romanin ne kadar zengin icerikli oldugunu ima etmistir sanirim. hatta bu kadar zengin icerigi baska herhangi bir yazar kaldiramayacakken phillip pullman'in dili kullanmadaki sadeligi, etkileyeciligi sayesinde nasil bir saheser ortaya ciktigini da bastan belirtmeliyim.

    his dark materials hakkinda pek cok suclama yapildigi dogrudur, insanlarin dangalak oldugu da ayrica dogrudur. his dark materials anti-hiristiyan propagandasi yapan bir seri degildir, anti hicbir sey degildir. karsi oldugu tek sey opresyon ve dogmatizmdir, ki bunlara birinin karsi cikmasinin da yeri ve zamanidir, hatta bunu hem cocuklarin hem eriskinlerin anlayabilecegi sekilde yapabilmek ayri bir yetenektir. harikulade karakterler, muhtesem bir plotu vardir. on iki yasinda beni kovugumdan cikartmis bana dunyayi gostermistir. okumayan herkese tavsiye ederim.
  • herhalde dünyada yazılmış en etkili kitaplar olacak olan eserleri içeren üçleme. iddialı bir yorum olacak ama bu üçlemeyi okuyan herhangi bir insanın üçüncü kitabın sonunda palmının düğmesine son kez basıp sayfayı okuduktan sonra (veya alternatif olarak üçüncü kitabın arka kapağını artık kapattığında) "dönüşmemiş" olarak hayatına devam etmesi mümkün değildir.

    elbette, pullman'ın batı dünyasının en bilinen ve açık sözlü ateistlerinden biri olmasının da etkisiyle kitabın temel olarak dinsel dogmatizme karşı yazılmış büyük bir başkaldırı olarak anlaşılması doğru bir yorum olarak kabul edilebilir. aynı zamanda, ruhaniliği dinin tekelinden çıkaran, tıpkı zen budizmindeki gibi bu dünyaya ait din olmayan bir inanç sistemi geliştirmesiyle de göremediği herşeyi reddeden ve maalesef ülkemizdeki ateistlerinin çoğunun dahil olduğu pozitivist dogmatizme de dünyada olabilecek en güçlü ayarı vermektedir. burada kitabın bir değerlendirmesini yapmaktan ziyade, kişisel görüşlerimi ve benim hayatımdaki yerini vurgulamak istiyorum. bu yüzden kitabı okumamış birisine çok anlaşılır gelmeyebilir. benim bu kitapta sevdiğim, bana hayatın anlamını düşünürken esin kaynağı olmuş bir çok insanın beynini görmüş olduğum hissini vermesidir. carl sagan, arthur c clarke, isaac asimov, stephan hawking, can yücel, shunryu suzuki, terry pratchett, gloria steinem, pir sultan abdal gibi ilk bakışta birbiriyle alakasız görünebilecek insanların hümanizmi, cesareti ve yaratıcılığı, bilimin, sanatın, felsefenin, makinaların, insanın yaptığı ve bizi daha da insan yapan herşeyin ve insanlığın aslında iyi olan özünü ve en önemlisi aklı ben bu kitapta olanca netliğiyle gördüm. kitap da sadece bu insana has bilgelikle ilgili aslında. yani sözü uzatmadan, bu üçleme bizim dünyamızda shadows (gölgeler), mulefa'nın dünyasında sraf ve lyra'nın dünyasında önceki adıyla rusakov particles sonradan dust ( büyük t ile toz) olarak bilinen maddeyi bizim gözlerimize gösteren (tabii serinin üçüncü kitabının da adı, tesadüf) bir amber spyglass dir.

    anti-din değildir kabul edelim, ama dünyayı, varoluşu düşünen ve de bir yaratıcının varlığına inanmayan ya da buna dair ciddi kuşkuları olan veya dine inanmasına karşın belki kutsal kitaplar dışında da bazı cevaplar olabileceği olasılığını hala kafasının bir yerlerinde bulunduran herkesin mutlaka kapaktan kapağa okuması gereken bir başyapıt his dark materials. bunun dışında, olur da okurlarsa, dinsel dogmatizmin ya da katı materyalist pozitivizmin demir kafesine hapsolmuş her hangi birisinin de köklü bir dönüşüm geçirmeden hayatına devam edebileceğine ben ihtimal vermiyorum.

    not: ben 12 değil 29 yaşında okudum.