şükela:  tümü | bugün
  • bir vakitlerin saat markası.
  • eski turk filmlerinde ve kimi dedelerde gorulen zincirli saatleri ile taninan, gunumuzde de oldukca guzel ve kaliteli saatlere sahip marka.
  • babamin tee zamaninda aldigi kurmali bir modeli evimizde saygiyla korunur saklanir. (bkz: saatleri ayarlama enstitusu) (bkz: mubarek)
  • anneme evlenirken takılan, kurmalı, beyaz altın, incecik ve zarif ötesi bir modelini gururla taktığım isviçreli bir saat markası. torunlara yadigar bırakılacak saat.
    saatin üzerine "17 jewels" yazıyor, ama o jewel'lar nerde bir bulamadık.
  • dedemin vefatından sonra sakladığım iki kol saati de bu isviçre markasıydı. bir tanesi çok eski, pastan beneklerini bile sevdiğim; diğeri ise gümüşi. dede yadigârı... o'ndan hatıradır, ayrıca kıymetlidir gözümde; bu markaya sempati ve hürmetle bakma sebebimdir. yeni modelleri de güzel; tam babaya/abiye/eşe/dosta/sevgiliye almalık... www.hislon.com.tr
  • bunlardan iki tanesi bizim evde yaşamlarını sürdürüyor. birisi çekmecemde. çok eski. kurmalı. hâlâ tıkır tıkır çalışıyor. orada öylecene durmasını bile çok seviyorum.

    diğeri yeni. annemin kolunda o da. modern, şık. onu da çok seviyoruz ailecek. böyle de manyak bir aileyiz.

    neyse. kaliteli saattir hislon. uzun yıllar kolunuzda tıkırdar. o yaşlandıkça siz seversiniz.
  • bu aralar harika modelleri ile boş bıraktığı piyasalara geri dönen saat markası.

    deri kordonlu olanları adı ile istenmeli.
  • üretimini uzakdoğu' ya kaydırtıktan sonra, özellikle duvar saatlerinde eski kalitesini yakalayamayan isviçreli saat markası.

    baba ocağında, sarkaçlı ve her saat başı değilde 3 geçe bir kez çalan duvar saati görevini hala sürdürmektedir.

    (bkz: duvar saati)
  • sağlaklar için çok sağlam serisi bulunan marka
  • ananem kendi çeyizinden kalma el yapımı ceviz mobilyalarını dağıtırken sona kalan küçük ceviz sandıklarını hep benim istediğimi hatırlamış, elden çıkarmamış. son yanına gittiğimde iki tane küçük sandığı yüklenip eve döndüm. o sandıklardan birinin içinden dedemin ustabaşıyken taktığı saat çıktı. siyah örgü kayışlı, kurmalı bir hislon. dedem yıllarca kullanmış bunu fabrikada çalışırken sonra hizmet hediyesi olarak başka bir saat hediye etmişler fabrikadan (bkz: türkiye şeker fabrikaları), onu kullanmaya başlayınca bunu kenara koymuş. üzerinde yılların izi, kullanılırken karıştırılan şeker kazanlarının kiri birikmiş. rengi solmuş. ananem "herhalde çalışmaz artık ama istiyorsan al, ankara'da bir saatçiye gösterirsin" dedi. çalışmasa da alacaktım (dedemden bir anı istiyordum) fakat annem "anne bu saat pilli değil bence. babam bu saati kurardı her gün, hatırlıyorum ben" deyince bir ışık yandı tepemde, yandaki tek düğmesini çevirdim hemen. kuruldu saat. çalışıyordu! nereden baksan 50 yıllık bir saat, her türlü fabrika şartlarında kullanılmış, görebildiğim kadarıyla kayışı tutan yerinde bir kopma olmuş ve lehimlenmiş, son 30 yıldır hiç el değmemiş, tıkı tıkı çalıştığını ancak kadranı kulağına yapıştırınca duyabildiğin kibar bir erkek saati. iki aydır ise kolumda. kordondaki izlerden anladığım kadaıyla dedemle bilek ölçülerimiz hemen hemen aynıymış.

    o değil de zamanında 90 kiloluk adama şişman diye ne eziyet etmişiz. anasından 4 okka doğan, doğduğunda bile göbekli olan bir insanı ne zorlamışız kilo ver diye, çocuk halimle ben bile hatırlıyorum yediği grissinileri, sabahları erkenden kalkıp foça'ya yüzmeye gitmelerimi falan. en zayıf olduğu dönemde bile kocaman göbeği vardı adamcağızın. kapkalın bilekler, dolma gibi parmaklar. ama bir ustanın ince işçiliği... walkman'im michael jackson kasetimi sarıp kullanılamaz hale getirdiğinde bütün bir gün masa başında oturup dudaklarını sarkıtıp elinde incecik tornavidalarla kasetimi eski hale getiren bu büyük ellere hep hayret etmişimdir. ruhu şad olsun.