şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: ihanet)
  • (bkz: aldatmak).
  • //"(...)

    haydarpaşa rıhtımından gözlerimle istanbul'u kucakladım. neşeli, fakat hiyanet kalemimle (eskiden, alafranga terbiye almamış fettan kızlar bu hiyanet tâbirini ne hoş kullanırlardı) taşkınlığım ve hassasiyetimle ben bu beldenin en has ve en vefakâr bir çocuğuydum ve onu, yabancılar istilâ etmeden evvel ve sonra, ne iyi tanımıştım. (...)"//

    refik halid karay, minelbab ilelmihrab (mütareke devri anıları: 1918 mütarekesi devrinde olan biten işlere ve gelip geçen insanlara dair bildiklerim), (haz. ender karay), inkilâp kitabevi, 2.b., istanbul, 1992, s. 43.
  • vefasızlık, güveni suistimal etmek, verilen sözde durmamak, kahpelik..

    asıl manası aşağılamak, hakaret etmek olan "ihanet" kelimesi kullanılır bunun yerine çoğunlukla.. böyle yerleşmiş dile niyeyse ama aslı budur;

    hıyanet..!

    ve "hain", hıyanet edene denir..!

    kendisine emanet edilen mal, mevki, makam ve saireyi, türlü türlü düzen, tezgah ve oyunla asıl amacından saptırıp bilerek zarar verir hainler.. o hainler ki pür-riya kesilmişler, maskelerle dolaşır olmuşlardır.. hiçbir sözlerine güvenilmez.. bu gün "kara" dediklerine yarın rahatlıkla ve hiç utanmadan "ak" diyebilirler.. bu gün şiddetle karşı çıktıklarına daha sonra en kıymetli eserleri imiş gibi sahip çıkabilirler.. çünkü varlıkları yalan ve riya ile kirlenmiş, çarpılmış, yamulmuş, eğrilmiş, biçimsizleşmiştir.. sürekli kullanılan zarar verici maddelerin vücuda verdiği keskin ve geri dönülmez zararlar gibi, hainler de uzun bir süre ikiyüzlülük, yalan, iftira ve riya ile meşgul olduktan sonra bu hale gelirler.. kimse doğuştan hıyanete meyilli değildir..

    meyiller türlü türlüdür.. ama eğer önlem alınmazsa, herkes vatanını üç kuruşluk makam, mal ve siyasî hırs uğruna satabilecek kadar çirkefe bulanabilir..

    örneklerini çok gördük ve el an görüyoruz..

    bir insanın düşebileceği en aşağı seviyedir "hıyanet" seviyesi..
    bir insanın alabileceği en kötü etikettir "hain" rütbesi..
  • "türk kültürüne hizmet etmek" görevini üstlenenler, biliyorlar mı ki muhatapları ecdaddır?
    "türk kültür birliği"ni benimseyip aksi istikamette tavır ve tutum sergileyenler, "türk" adını besmelesiz ağza almanın hükümlerini peşinen kabul mü etmektedirler?
    hakkaniyetten uzak düşünce ve eylem sahipleri, bilmezler mi ki "hak"kın divanı yücedir?
    yazıklar olsun içimizdeki ahlak yoksunu, şuursuz kültür düşmanlarına!...
  • 'herkes, gizlice hıyanet ettiği bir ahlâka hürmetini, başkalarını itham ile ispat etmek ister."
  • genellikle dalalet kelimesiyle birlikte kullanılır
  • çok seneler önceydi. üniversiteye yeniden başlamış kadıköy yeldeğirmeni'ninde bir çatı katı kiralamıştım. garip bir ata bindirilmiş olay yerine intikal ettirilmiştim anlayacağınız.

    bir bakkal vardı hemen havranın karşısında. ben o zamanlar aşağılık bir sigara tiryakisiydim. şimdi artık hatır için içiyorum. yabancının değil ama. kendi hatırım için. o zaman piyasada çok korsan sigara vardı. hemen hemen her bakkal ve tekel bayii korsan sigara satıyordu. ben korsan sigarayı hemen anlıyordum ve kesinlikle içmiyordum. içtiğim sigara da samsun 216 idi. o zaman herkes lm sigarasına terfi etmişti. ama ben onu da içemiyordum.

    bu bakkal korsan sigara satmadığı için alışverişi ondan yapmaya başladım. sonra kış geldi soba kurdum evime. o da ilk kez kömür satmaya başladı. ama taşıyacak çırağı yoktu. o yüzden kömürü ben taşıyordum. birileri taşımak zorundaydı. aday doğal olarak bendim. bakkal bana karşı hep mahcubdu. içi rahat değildi biliyordum. kömürü sırtıma verirken utanıyordu. zamanla ben onun bu utanç yükünü paylaştım. önce yarı yarıya aramızda kırıştık. hal ve hareketlerimle değişik olduğumu, kadından daha az, mazlumdan biraz eksik, zavallıdan epey fazla olduğumu ima edince zamanla onun yükü kendiliğinden yok denecek kadar azaldı.

    aramızdaki bağ ben kömür taşıdıkça kuvvetlendi. bazen ben gözlerim iyice kızarmış halde bile bakkala gider hale geldim. sigaram bitiyordu anlıyor musunuz. soba kömür istiyordu. o ise soruyordu arada. kötü bir şey mi oldu bu kadar hırpalama kendini. demesi kolay. kolay mı batıya doğru at sürmek. doğrusu öğrenirken çok zorlanıyordum. baktım o akılla öğrenilmiyor. akıl sağlığımı rahatsız olduğu yerden çıkarıp elime aldım. ruh sağlığımın yeri iyiydi onu yerinde bıraktım dostlarım. artık elimde olan aklımla üşüdüğüm için hala insan olduğumu bile kanıtlıyordum.

    ben o zaman okuldan burs alıyordum. o günün öğleden sonrası burs yatacak. ama sigaram hiç yok. elimde, sigara 5 lira ise 4 lira param var. neyse bakkalla olan, üstün gayretim sayesinde gelişmiş dostluğuma güvenerek, ilk kez, eksik olan parayı akşam vereceğimi söyleyerek bana sigara verip vermeyeceğini sordum. o da ne kadar paran var dedi. 4 lira deyince ver bana dedi ve sigarayı verdi. ama sigara rafından değil kasanın altından verdi. ben tabii ihtimal vermedim önce. bakkaldan çıkar çıkmaz hemen yaktım sigara. ben öyleyim çünkü.

    bir de ne göreyim. hıyanet.

    bu hıyaneti önce kalbim karşıladı. sonra gözlerim ağırladı. taşıyamadı zavallı gözlerim bu misafirin ağırlığını. ben, bizzat kendim, şahs-ı-şahanem taşırdı alışkındı
    alışmasına ama malasef bir problem vardı. içilecek sigara yoktu. korsanı vardı kendisi yoktu. son paramla da ancak bir hıyanet edinebilmiştim gerçek sigara değil. işte bu derin mahrumiyet hissiyle beraber derin bir iç sıkıntısı, aşırı bir keder, gözlerimin su koyvermesi ve bir de tanımadığım atlar ve değişik savaş aletleri orada aniden peydah oluverdi. bir şeylerin belirtisini gösteriyordum. ruh sağlığı ve karakter bozukluğu !!.neyse baktım halim iyi değil. akıl ve ruh sağlığımı bir de karakterimi aldım çok emin bir yere sakladım. hayatta bulamazsınız. benden başka hiç kimse nerede olduklarını bilemez. ama atımın başı üzerine yemin ederim ki üçü de var.

    o günden sonra bakkaldan uzun süre sigara almadım. istisnasız her seferinde sigara diye sordu. yok sigaram var dedim. görüyordum çok üzülüyordu. ama benim de içimden almak gelmiyordu. gerçekten çok üzülmüştüm. benim için çok büyük bir kalp kırıklığıydı.

    sonra bir gün artık buna son vermek istedim. çünkü yoksa zalimlerden olacaktım.
    gittim bakkala istedim sigarayı. ben sigara der demez bakkal öyle bir 'çok şükür' dedi ki, inancımın yokluğunda benim adıma da inanmış gibiydi.