şükela:  tümü | bugün
  • yıllardır insanlar bana "çok hızlı konuşuyosun olm bi bok anlamıyorum" dedi ve bende "ben hızlı değilim siz yavaş kalıyorsunuz" diye ezdim onları. ta ki kendi video kayıtlarımı oturup izleyene dek..
    (bkz: kendi dediğini anlamamak)
  • günlük hayatımda aldığım ''tane tane konuş'' uyarılarının sebebi. ailemdekiler bile alışmakta inat ederken bu duruma, tanımadıklarım ya da tanımakta olduklarım ne yapsın? en sonki ofis maceramda ofistekilerden birinin ''telefonda ne dediğin hiç anlaşılmaz, biraz daha ağır konuşmayı dene.'' demesi üzerine kendimi durdurmaya başladım. aralarında nokta varmış gibi tek tek söylerken kelimeleri, zaman yavaşlamış gibi geliyor. kulaklarıma sesim o kadar ağır ulaşıyor ki, ışık hızıyla yarıştığım günler geliyor aklıma. şimdi ise, kelimeler teker teker giriyorlar hayatıma. eski heyecanlı, kıpır kıpır halim de gitti, 10 yaş yaşlanmış biri geldi. konuşmamdaki yavaşlık hareketlerime de yansıdı sanki. her hareketimi düşünerek yapmaya başladığımdan beri, sakarlık anılarım da sıfırlandı. sözcüklerin kıymetini biliyorum artık ama arada eski canlı konuşmamdan da kurtulmamakta inat ediyorum. kimse birbirini dinlemiyor ki, ben yavaş konuşsam ne yazar? kekemelere gülmemek için kendilerini kastıklarından dem vuruyor insanlar.. hızlı konuşmuşsun, duraklamışsın ne fark eder arkadaş? anlamak isteyene her türlüsü mübah. önemli olan dinlemek istemek değil mi?
  • hızlı konuşan insan; hızlı yürür, hızlı hareket eder, hızlı yemek yer, hızlı öpüşür, hızlı araba kullanır. bu böyle gider. o çoktan yemeğini bitirmişken yanında bir lokmayı iki saatte çiğneyen insana, karşısında yavaş konuşan birinin sözünü tamamlaması için beklemeye, yolda yürürken birilerinin arkasından gitmeye tahammülü yoktur. bilmem ben mi abartıyorum ama genelde böyle sanırım.
  • salih adında bir arkadaşımla ortak yaşadığımız hastalık.(şimdi demeyin ki salak salihin konumuzla alakası ne.açıklıyorum:)
    kendisiyle bir araya geldiğimizde etrafta sanki japonca konuşuyormuşuz da kimse ne dediğimizi anlamıyormuş gibi(aslında türkçe konuştuğumuzu da anlamıyorlar ama) bakan bir güruh oluşuyor....
  • düşünceleri kafadan geçtiği anda eşzamanlı olarak söyleme hırsı ve bazen ihtiyacı, tedavi edilmemiş hiperaktivite, nasıl olsa anlarlar yanılsaması, dizginlenemeyen enerji, onu da anlatayım, bu da eksik kalmasın düşüncesi ile vuku bulan eylem ama anlayan anlıyor. anlamadıkları takdirde de efendim soruları eşliğinde diyalog daha bir şenlenir, bu aşamada konuşana azap verir*
  • national geographic dendiğinde yaşlı cin refik anlaşılıyorsa ameliyatla ses tellerini aldırıp sonsuz sukünete yatmak ister bu illetin kurbanları.
  • dogu karadenizli olmanin dogal bir sonucu.
  • en cok bilinen sebebi (ve varolan) beyin ile dilin senkronize calismamasidir. beyin hizli dusunur, dil ona yetisemez ve kekelemeye baslarsiniz. kekelememek icin ise hizli konusmak kafidir. bu sefer de karsinizdaki sizin ne dediginizi anlamaz.

    tam tersine, yavas konusayim da anlasilsin derseniz de beynin on kelimede anlatmak istedigi dusunceyi siz yavas konusarak, gene ayn surede 3 kelime ile aciklarsiniz, bu durumda da karsi taraf gene birsey anlamaz, kopuk kopuk cumleler sarfedilir.

    tedavisi, bu durumdan dolayi hizli konusan insanlar icin, bilhassa kucuk yaslarda bol bol kitap okumaktir. sakin dusunmeyi (yavas degil ama!) ogrenmektir. siz ne kadar hizli konusursaniz, hizi dusunurseniz dusunun karsi taraf birsey anlamayacagi icin sakin sakin derdinizi anlatmaya bakin.

    ha bir de bu tip insanlarin bazilarinda, kelime baslarindaki "h" harfi cikmaz, kelimeyi eksiksiz soylemek icin kendilerini zorlarlar, ya cok hizli konusarak kendisini karsisindakinin kekeme oldugunu sanmasini saglarlar veya baktilar cikmayacak "hayir" kelimesi agizdan, durup derin bir nefes alip, cumleye bastan baslayarak bunun ustesinden gelebilirler. *
  • karşınızdaki insanlardan çok sık, "ne, efendim, anlamadım, yavaş konuşsana, anlamıyorum vb kelimeleri duymanıza neden olan, söylediklerinizin büyük çoğunluğunu tekrar en başından anlatmanızı gerektiren durum.
  • rahmetli barış mançonun en güzel örneği olduğu acelecilik. işin tuhaf tarafı hızlı konuşan insanlar, şarkı söylerken ağırdan ağırdan giderler. bu konuda müzeyyen senar hanımefendinin de bir yadedilmesi gerekmektedir. zira bir müddet kekeme olarak hayatını idame ettiren san'atımızın solmayan ve solmayacak güneşi, şarkı söyledikçe açılmış, açılmış, açılmadık deniz bırakmamıştır.
    saygı ve hörmetle anarız ikisini de efendim.