şükela:  tümü | bugün
  • imdb gökkuşağı temalı filmlerden biri. tanım sıradan ancak film öyle değil. avustralyalı yönetmen görsellikle, sinematografyasıyla uğraştığı kadar timothy conigrave hayatını bütün gerçekliğiyle aktarmak için uğraşmış, belliydi.

    --- spoiler ---
    ne zaman, ne kadar yaşayacağımızı bilmesek de kimi istediğimizi biliyorduk. en azından tim böyleydi. uzun kirpikli çocuğa takılıp kaldı sonra kaseti tekrar tekrar bir ileri bir geri sardı. tim ne kadar hayat dolu, canlı, çapkın, haylaz olsa da john hep mağrurdu, duruydu, sadeydi. adam dengenin ortancası. yok böyle bir huzuru kimse vermez adama. ama çaresiz kaldığınız anlarda mutluluğu ve huzuru bir hastane odasında aids denen o düşmana nasıl kaptırdığınız anlar acı acı nefes alırken, ağrılarla inlerken diğer tarafta tüm dünya size karşıdır. alacak verecek derdine düşmüştür. sizin vicdanınız da eşinizin yaşadıklarının tüm sebebinin suçluluğunu ya kabul edecek ya da uyuşacaksınız. "ya ben onun ölümüne sebep olduysam?" diye diye tükenirsiniz.
    --- spoiler ---
  • timothy conigrave ve john caleo'nun 15 yıllık aşk hikayesini anlatan gey temalı avustralya filmi. filmin gerçek bir olaya ve gerçek hayatta yaşamış insanların hikayesine dayandığını filmi izlemeden hemen önce öğrendim.

    holding the man, çok etkileyici bir dram. aslında orijinal hali bir kitap, üstelik de hikayeyi yaşayan kişi, timothy conigrave, tarafından yazılmış. sonrasında sanırım oyun haline de getirilmiş, 2015'te de film adaptasyonu çekilmiş.

    film insanın ruhuna dokunuyor. asla lanse edildiği gibi bir brokeback mountain kalitesine ve samimiyetine sahip olmasa da kesinlikle birçok amatör lgbt temalı filmden çok daha iyi.

    tek kötü yanı, bir dönem filmi olduğu halde bunu hissettirememesi. ne sahneler, ne oyuncular, ne kostüm ne de atmosfer hissettirebiliyor bunu.

    --- spoiler ---

    john ve tim, lisedeyken âşık oluyorlar birbirlerine. ve ilişkileri 15 sene sürüyor, john 1992 senesinde aids'in neden olduğu bir kanserden ölene kadar. tim ise holding the man isimli sözünü ettiğim kitabı tamamladıktan on gün sonra ölüyor, tim'den iki sene sonra, yine aids sebebiyle.

    film ilk başlarda yeteri kadar samimi gelmedi bana ama sonradan öyle bir toparladı ki, her kilit sahnede tüylerim diken diken oldu. sadece kurguyla ilgili bir sorun vardı; yani ne ara sevgili oldular, ne ara bütün bu olanlar oldu, ne ara başkalarıyla birlikte olup da ikisi de hiv pozitif oldu; bunların yanıtı pek açık değil. bu anlamda kurgusu biraz zayıf kalmış sanki.

    oyunculuklar, bilhassa tim'i canlandıran ryan corr'un oyunculuğu, müthişti. insanın kalbine dokunuyor.

    john öldüğünde tim'in ağladığı sahne mesela. her zaman şahit olunamayacak cinsten bir oyunculuk performansıydı bana göre. insanın, dediğim gibi, kalbine ve ruhuna dokunan cinsten.

    elbette tabii, yüne hüzünlü biten gey temalı filmlerden. bu konuda lgbt sinemasına ben de kırgınım; yani tamam dram seviyoruz, drama queen olmak da bizim işimiz; ama azıcık da mutlu sonla biten lgbt temalı filmler izlemek istiyoruz.

    neyse cıvımadan tekrar söyleyeyim, mutlaka izleyin bu filmi.

    --- spoiler ---
  • 80lerin lanet trajedisini konu edinen, şahit olması epey yıpratan, yoğun bir hayat kesitini sahneleyen avusturalya filmi. gerçek hayattan uyarlama, şahsıma parmak uçlarıma kadar his yaşatan başlangıcı ve sonuyla yıllara ortak eden bir iş. ana karakterlerin mükemmele yakın performansları var dahası avustralyanın sinemaya güzide armağanları anthony lapaglia, guy pearce, geoffrey rush filmde yer alan isimler.

    --- spoiler ---

    uzun bir zaman aralığı izliyoruz ve her şeyin başladığı ana tanık olmak hikayeye kendinizi ait hissetme adına mükemmel bir yol. yaşadıkları şeyler o kadar tanıdık o kadar samimi geliyor ki amansız sona giderken güzel anı gibi üst üste izletiyor kendini. tim ve john farklı ama birbirine ait karakterler. tim'in john'unkine kıyasla ailesinde hissedilen "anlayış" karakterler üzerindeki farkı da özetliyor. tim'in sınırları aşmaya yatkınlığı biraz da bu yüzden belki de.

    çok sahne var insanı vuran ama ilk john'un annesinden bahsedeceğim. üniversitede tim'i evlerine götürdüğünde john'un annesine "tim burda lütfen babama söyleme" dediği bir an var. anne hemen idare ediyor. yıllar sonra anne hastanede timle birlikte john'un başında sabahlıyor. filmde evlat anneye ne olursa olsun aynı kalıyor ama baba gelip miras konusunu açabiliyor vs. gerçi yine de her şeye rağmen aileler aileydi.

    bir diğer vurucu kısım aids olduklarını öğrendikleri an ve sonrası... o zamana ait her sahne. en çok da canlandırılan aidsli karakteri izlerken tim'in kız arkadaşı pepe'ye o kısa bakışı.

    sona doğru kahrolmaktan hakikaten kendimi kaybettim bir ara. o kadar drama uğruyorsunuz ki bir müddet sonra işin kurgusundan çıkıp gerçeğe endeksleniyorsunuz. kanser süreci, çaresizlik, sevdiğiniz birini kaybetme... hiç yaranız yoksa dahi; o dönem, kendileri yaşamıyormuşcasına muamele görmüş, görmezden gelinmiş aids hastaları... tüm bu gerçeklik bir süre sonra boğazda yutması zor bir düğüm yaratıyor.

    --- spoiler ---

    film mideme o kadar tok bir yumruk attı ki her duygu yoğunluğunda olduğum gibi bir süre nefes alamadım. sanki odadaki oksijen oranı düştü, tüm yaşananlar bana ait oldu. bir ton gözyaşını tutma çabası, dayanılmaz bir mide ağrısı...
  • tek amacı geyler ve seks hayatlarını konu almak olan 'gey' filmlerinin saçma konusunu bulundurmayan (bkz: weekend), muhteşem bir 'aşk' filmiydi. iki erkeğin birbirine olan aşkını ve aşklarının getirdiği tutkuyu, sadakati, güveni o kadar güzel anlattı ki bu film aşık olasım geldi birine. john'un o gözlerinde daldım gittim ben. gözlerim doldu arada, bu filmin gerçek olduğunu hatırladığım her an içim cız etti, bazen ekrana bakmak istemedim. olayların gidişatı aslında çok farklı değil gibi geylerin aşkını anlatan filmlere bakınca,
    spoiler ---
    filmin içinde elbette aids başrole geçmeye çalışıyor biraz ve geçiyor da. aids yüzünden hayatları değişen bur çift izlemeye başlıyorsunuz. zaten empati kurmayı düşünmek bile bu gibi bir olayda sizi yeterince üzüyor.
    --- spoiler ---

    kısaca çok güzel bir film. bu arada not bırakmak isterim. filmde seks sahneleri var birkaç tane ama konu seks olmuyor ya da aradaki tutkuyu hissedebiliyorsunuz o sahnede. bahsettiğim weekend filmindeki gibi saçma seks sahneleri yok, yani sadece azıp seks için seks yapan iki erkeğin seksini izlemiyorsunuz. birbirine aşık iki erkeğin sevişmesini izliyorsunuz. o yüzden sahneler çok rahatsız edici gelmedi bana.

    bir de filmde, yani kitapta, yani tim denilen gerçek kişinin john için söylediği bir iki cümle vardı beni derinden etkileyen. bu kadar güzel anlatılırdı bir aşkın ölümsüzlüğü:

    "you are a hole in my life, a black hole. anything i place there cannot be returned. i miss you terribly. ci vedremo lassu, angelo."
  • (bkz: that's right)
  • klişe dolu, sıkıcı ama yine de dokunaklı bir aşk filmi. şahsıma göre sadece bu. sürekli eşcinselleri alkışlamaya çalışmayan herkes bu yorumu yapar.

    iki insan aşk yaşıyor işte, cinsiyetleri de erkek. ötekiler, berikiler diye diye insan bırakmadınız ortada.
  • --- spoiler ---

    kocaman adamları liseli kılığına sokmaya çalışan film.
    --- spoiler ---
  • az önce bitirdiğim hala burnumun akıp gözlerimin yaşlı olmasına sebebiyet veren şahane film.
    benzer konuları işleyen filmler izledim lakin hiç biri bu kadar etkilemedi beni hele ki gerçek olma ihtimalini düşünmek mahvediyor insanı.
    filmin son 20 dakikasını ağlayarak izledim ey vicdansızlar.
  • içimi kasvetle dolduran aşk filmi.

    başarılı bir aşk filmi bu yüzden sanırım. ryan corr kalbimi kazandı oyunculuğuyla.
  • etkileyici film.

    --- spoiler ---

    benim için sevgi ya da aşktan çok aids'i anlatış şekli ile etkiledi.
    ayrıca burada da belirtilmiş, karakterlerin lise çağlarını oynayacak oyuncu bulamamışlar mı da herifleri liseli diye oynatmışlar. çok gözüme battı.

    --- spoiler ---