şükela:  tümü | bugün
  • tünel meydanı cafe gramafonda salı akşamları fazladan 10 milyon lira ödeyerek dinlenebilen, beş kişiden oluşan, çok tatlı bir bayan vokale ve geniş bir cover repertuvarına sahip, dinlemesi çok keyifli müzik grubu.
  • cumartesileri azizada sahne alan basarili grup.
  • [ http://www.bgmnyn.com/ sitesinden demolarını dinlemek mümkün.]

    lise sıralarında tabi belli olmaz genelde, kim büyüyecek, serpilecek, adam olacak, yeri ayrı göğü ayrı sarsacak, marcus antoniusvari bir bacağı doğuda diğeri batıda olacak. ancak hollymood grubunun iki neferi (daha çok dux kabilinden) noyan coşarer ve begüm sürek sürekli tırnaklarıyla eşeleyerek doruğa varmak istediklerinden, tırnaklarını yitirmişler, daha o zamanlarda tahta sıralar üzerindeki müzikal performanslarıyla kadıköy ve çevresini sarsmışlardı. (ben ise daha kötü bir gitarist olduğumdan başka bir yöne kaydım, eğer devam etseydim eurovision 2009'a ben katılabilirdim.) belki bacakları doğuya ve batıya uzanabilecek kadar ergonomik bir tasarıma sahip olmayabilir, ancak bu karındaşlarımız en azından ülkemizdeki müzik camiasına en aşağılardan, liselerarası ses ve müzik yarışmalarından da evvel okul sıralarında gelecekte ne olacaklarını belli ediyorlardı. hala daha kabuklarını kıramamış, zincirlerinden kurtulamamış görünebilirler, ancak müzik duyuşlarının tez zamanda ödüllendirileceğini düşünüyorum.

    ancak şu da var elbette, ödüllendirilmek kimin umurunda değil mi? belki liseler arası müzik yarışmalarında ödülleri toplamak çok mühimdir, şımartıcı bir etki sunar, insanı terbiyesiz, şımarık, ukala biri haline bile getirebilir, ancak bir zaman sonra "yetti gayrı tırnak kalmadı şerefsizim kazıya kazıya..." dedirtebilir uğraşlarımızın havada kalıyor gibi görünüşü. o vakit ödül alındığında bile ciddiyetle memnun kalınacak bir başarı bile gözükmeyebilir. nedir yani kurt cobain'den, jimi hendrix'ten, jim morrison'dan daha tepeye çıkmış olan mı var bu alanda, adamlar iç huzuru yakalayamadan, tazecikken göçtü gitti. lise zamanımda felaket jim morrison'a özenmiş "bir gün gelecek, ayda rakı içeceğim" diye ortalıkta dolaşan salak bir eleman tanıyordum, şimdi nerede, hangi sıradan yaşamın köpeği oldu belli değil. (en azından aya çıkarak rakı içmiş olsaydı, bunu duyardım) her şey lise sıralarının o naif fakat cezbedici hayal dünyasıyla sınırlı gibi görünüyor, noyan da begüm de o şartlarda olması gerekenin en iyisiydiler. ancak seneler geçmiş olmasına rağmen hala zincirler yerli yerinde; bileklerde zincir, bileklerde pranga... galiba önemli olan o "amatör ruhu" diye öve öve bitirilemeyen, ama ne gariptir ki, aşılmadığında da salya sümük çocuk gibi kaldığınız, saçmaladığınız (volkan demirelvari bir amatör ruhtan bahsediyorum!) o halin kendisiyle iyi bir mutabakat içinde olmak. yeri geldiğinde ona sahip çıkmak, sarılmak; yeri geldiğinde onu elinin tersiyle itebilmek... hollymood namlı grubun da tez zamanda bunu aşacağını düşünüyorum, aslında düşünmüyorum sadece olmalı diyorum. ayda rakı içmek belki çok zor (önümüzdeki en az 50 yıl içinde) ancak belli bir bar camiasıyla, facebookçuların arenasında sınırlı kalmayıp şanı şöhreti tüm ülke sathına ve hatta dünyaya yaymak hiç de zor değil. bıkmadan, usanmadan eşelemeye devam edenlerin mükafatı iç huzur değil belki, ancak lise hayallerinin gerçekleşmesidir. iç huzurunuzu da yitirmeyin derim, hatta ona kavuşun.

    yalnız grubun adı beyan [begüm+noyan şeyi] olsaymış daha otantik olurmuş.
  • 23. gezici festival ile ankara'da da sergilenmiş olan "canlı sinema" performans gösterisi:

    https://www.youtube.com/watch?v=oipqieqrnse