şükela:  tümü | bugün
  • süre: 1 sa. 42 dk.
    yönetmen: william francesco allen
    senaryo: william francesco allen
    oyuncular: phillipe coquet, julian goldstein, dimitrius pulido,
    türler: belgeseller, biyografik belgeseller, sosyal ve kültürel belgeseller
    özet:

    buddhafield "michel" adıyla bilinen bir adam tarafından yönetiliyordu. buddhafield, los angeles'ta bulunan 'alternatif bir cemaat ve meditasyon grubu'. yakın zamanda, üyeleri tarikatta sürekli olarak karşılaştıkları cinsel istismar ve etiğe aykırı davranışlar hakkında açılmaya karar verdi. 2016 yılında tarikatı araştıran ekip bir belgesel yayınladı. birçok üyenin yaşadığı korkunç deneyimleri gözler önüne serdi.
    kaliforniya tarikatının üyesi, liderleri hakkındaki ürpertici gerçekler ortaya çıktıkça, ona ve tarikata karşı duyduğu idealizm yerini hayal kırıklığına bırakır.

    filmden

    böylesine uzun bir yolculuktan sonra artık gidilecek bir yer kalmamış sevdiklerinize kavuşmak için kayıttayız.
    benim adım will.
    neden burada olduğumu hep merak ettim.
    amacım ne?
    anlamlı bir hayat sürmenin yolu ne?
    her şeyi öğrenmek isterdim.
    herkes kendine bu soruları sormaz mı?
    şanslı bir çocuktum.
    ama insanlar bana memnun veya mutlu gelmiyordu.
    ben de daha derin bir şey olduğuna karar verdim.
    kimsenin bilmediği bir sır.
    sonra üniversiteye başladım ve kamerayla hayatın anlamını aramaya başladım.
    ve dünyamı tanımaya.
    sinema bölümünü bitirdiğimde, kim olduğumu, ne istediğimi, nereye gittiğimi ve en önemlisi, bunların nedenini anlamaya hiç yaklaşmamıştım.
    üniversiteden sonra eve döndüm.
    annem eşcinsel olduğumu öğrenmekten hiç hoşlanmadı.
    evden def olmamı ve kendi hayatımı kazanmamı söyledi.
    büyük macerama bu şekilde atıldım.
    bu, gerçeği aradığım 22 yıl içinde başıma gelenlerin hikayesi.
    https://img.wennermedia.com/…22-holyhell_still0.jpg
    birinci yıl
    yuppi kuşağının ve '80'lerin ortasındaydık.
    hepimiz farklı bir şeyin peşindeydik.
    o yol bana göre değildi.
    lisans üstüne kabul edilmiştim çocuk psikolojisi üstüne doktora yapacaktım.
    bütün hayatım planlanmıştı ve sonra bu insanlarla tanıştım.
    hayat dolulardı.
    gönüllerine göre yaşıyor, oynuyor, buz gibi sulara atlayıp gece ormanda yürüyüşe çıkıyorlardı.
    tanrım, ben de denemek istiyordum.
    bazıları tanıdığım en zeki en güzel insanlardı.
    bunu biz başlattık.
    istediğimiz buydu.
    o koca şehrin ortasındaki küçük ütopyamızdı bu.
    her an besleniyorduk.
    ruhumuz sevgiyle, ilhamla ve huşuyla besleniyordu.
    dünyadaki herkesin ama herkesin bunu tatmasını istiyordum.
    kendimi tatmin olmuş hissediyordum.
    ilk uçakla yanıma geldi beni götürmek için.
    oradaki insanlar maneviyat peşindeydi.
    ama birden bire bir aileye dahil oluyordunuz.
    şu an neyden vaz geçmek istersin?
    ortadaki kişi diyecek ki, onların vaz geçtiği şeyden.
    ihtiyaçlarımdan.
    isteklerimden.
    para bağlılığımdan ve seks.
    bağlılığınızı sizden alıyoruz.
    göğe fırlatıyoruz.
    havaya fırlatın.
    tanıdığım en muhteşem insanlarla bir gruba düştüm.
    bana arkadaşlarından ilk bahseden kardeşim amy'di.
    kendilerine buddhafield diyorlardı.
    insanlar bana sık sık, "oraya nasıl düştün?”
    **
    17 yıl sonra bilgelik seansı yapmaya karar verdi.
    birkaç sadık üye teklifi kabul etti, kardeşim amy de onlardandı, bana olanlardan hala haberi yoktu.
    çaresiz bir şekilde, hala ona güvenen bizlere tutunmaya çalışıyordu.
    bilgelik'i sundu, ve inanılmaz başarısızdı.
    benle bağlantı kuramamıştı bile.
    sonraki gün yürüyüşe çıktık, gelip elini bileğime koydu, ve dedi ki, emiliana, bu insanlar senin ustanı yok etmeye çalışıyor, acaba onlardan kurtulmak için tanıdığın biri veya yapabileceğin bir şey var mı?
    ortadan kaldırmak için.
    **
    birçok müridin var galiba, öyle mi?
    hayır.
    insanlar gelip gidiyor.
    geçip gidiyor gibiler.
    **
  • insanın ne kadar basit ve güçsüz bir varlık olduğunu gösteriyor bu belgesel, ve en önemli özelliğimiz olan sorgulayabilme yetisinin bile ne kadar değersiz olduğunu. eğer gerçekten "bir şey" varsa doğru olan, ya biz onu göremeyecek kadar aciziz ya da bulamayacak kadar aciziz. her türlü aciziz.

    insanı manipüle edebilmenin ne kadar kolay olduğunu gösteriyor bu belgesel. her şey illüzyon havasında. sen o fikrin en doğrusu olduğunu düşünüyorsun, bunun için hayatını adıyorsun, ama boşuna.

    bir şey uğruna hayatını adamanın çok değerli ve onurlu bir davranış olduğunu söyleyenler bu belgeseli izlediklerinde öyle düşünmeyecekler. belgeselde görüşülen insanlar da onurlu bir şeyler yaptıklarını düşünüyorlar-dı.

    hani onurlu bir davranıştı inandığın uğruna fedakarlık yapmak? sadece ama sadece efendisi(?) istedi diye eşcinsel ve grup sekse katılan insan tarikatından bahsediyoruz. sizce bu onurlu mu?

    peki bu durumda kendi inandıklarımıza ne kadar güvenebiliriz? bilincimizin yanlış düşünceler tarafından fethedilmediğinden ne kadar eminiz?

    uyanmanın formülü nedir? sorgulamanın bir faydası olsaydı binlerce yıldır da olsa biraz yol kat edebilmiş olmamız gerekirdi. 20. yüzyılın sonlarında gerçekleşen bu olay, insanın binlerce yıl öncesinden beri bir arpa boyu yol kat edemediğini gösteriyor.

    günümüzde öğrendiğimiz her şey, tüm bilim dalları (matematik-dil-fizik vs.), biz onları bulmadık. onlar zaten hep vardı ve onlar bizi buldu. biz fazladan hiçbir şey yapmadık. yapamadık.

    siz deyin bir simülasyonun içinde yaşıyoruz ve hepimiz birer deneğiz, ben diyeyim hepimiz allahın birer kuluyuz. yalnız çok fazla aciziz. bakın bu kesin ve ortak bir nokta...

    komik olan şu ki, hepimiz yeteneğimizin hayat kurtaracağını düşünüyoruz, uzayla ilgilenen marsa gitmenin, askeriyeyle ilgilenen kötüleri öldürmenin, dinle ilgilenenler imanlı olmanın, fizik-kimya-matematikle ilgilenenler bilim üretmenin hayatımızın amacı olması gerektiğini düşünüyorlar.

    kimisi zengin olup kendi türünden cinsinden olan insana üstünlük(?) gösterince, kimisi robot üretip buna yapay bir zeka sağlayınca tatmin oluyor. peki gerçekten neyden tatmin olmalıyız? ruhu beslemenin doğru yolu nedir?

    bana kalırsa iyi insan olmak. bana biri bunun dualite olduğunu ve sayılmayacağını söylemişti. bence değil. insan derisi bir parça çöpten ibaret, evet çöp. tıpta uzun uzun latince kelimeler kullanıyoruz ya hani, bence direk çöp. bir de bedenimizi kaplayan ve milimetrenin binde biri kadar bile dışımıza çıkmayan bize tam sığan ruh çok önemli. tüm gizemli şeyler onda saklı. başka bir boyut, bizim göremediğimiz. belki de onu çözsek yaşamımız birazcık da olsa anlam taşır, olamaz mı? bilemiyorum. ama bu entry çok uzadı ve ben thor izleyeceğim, iyi sabahlar bunu okuyacaklara.