şükela:  tümü | bugün
  • yuval noah harari'nin 2016 basımı kitabının adıdır.
  • (bkz: insan tanrı)
  • başarılı kitaptır okuyun. kitabın yarattığı ilhamla meydana gelen naçizane fikirlerim: (bkz: #66644458)
  • herkese recete diye yazasım var oyle bir kitap
  • homo sapiens ile birlikte ilkokul, ortaokul, lise ve üniversitelerde zorunlu olarak okutulması gereken kitaptır.
  • sapiens'i bitirdikten sonra başlayıp başlamamakta tereddüt ettiğim kitaptır. sapiens öyle bir kitap ki, adam muazzam sade bir dille insanlık tarihi dersi veriyor ve okuduğun her şeyi de anlaman için beyaz önlüklü olmana gerek yok. anlattığı her şeyi de mantıklı dayanaklarıyla örnekleriyle ispatlarıyla kaynaklarıyla açıklıyor. daha ne yapsın?

    homo deus, bu kitabın üzerine eğer çitayı yukarıya taşıyamazsa vasat ve üzücü olmaktan öteye gidemeyecek. sapiens'ten sonra çita nasıl daha yükseğe taşınır emin olamıyorum. nasıl ki dan brown'ı keşke 2-3 kitabını okuyup bıraksaydım diye anıyorsam harari'yi de keşke sapiens'te bıraksaydım demekten korkuyorum aslında. bilemiyorum faruk.
  • 1/3'ünü okudum ve naçizane bir eleştirim var. yazarın aynı da önceki kitabında olduğu gibi * çok fazla rakam verdiğini düşünüyorum. paragraflar bazen şöyle bir hal alıyor; '2015'de çin'de 300000, uruguay'da 100000, malta'da 10000, etiyopya'da 25000 deniz atı kliniklerde tedavi görürken 2014 için bu rakamlar çin'de 298880, uruguay'da 98291, malta'da 7581, etiyopya'da 23912 olarak kalmıştır. deniz atlarının 2 yılda bir doğurganlıklarının 1000'de 3 oranda arttığını hesaba katarsak çin'de 1230, uruguay'da 292, malta'da 120, etiyopya'da 1401 deniz atının akraba evliliği yaptığını 2 gözümüzle görebiliriz.'

    bu tarzın okunurluğu azalttığını düşünüyorum. bazen sadece %3 azaldı demesi yeterli sanki.
  • bir günde okuyup bitirdim ve tek diyeceğim netten toparlanmış bir yazı okumuş gibi oldum fazlası değil. ufku açıyormuş bilmem ne hassiktir ya o kadar sinirliyim ki aldatılmış hissediyorum. bir daha ismini duyduğum ve son 10 sene içinde çıkmış bir kitap alırsam okursam siksinler beni.

    bunu okumaya niyetliyseniz insanı, insanlığı anlamaya meraklı biriyseniz önce sakin olun, schopenhauer ya da spinoza'nın ethica'sını okumadıysanız okuyun. büyük bir hayalkırıklığı.
  • kitap diyor ki haberler ne derse desin son 100 yıl dünyanın en iyi yılıdır. ortalama yaşam süresi iki katına çıktı, uluslararası ticaret nedeniyle en fakir ülkeler bile açlık sınırının üstünde çıkıyor. neredeyse 100 yıldır tüm dünyanın katıldığı bir savaş olmadı. evet haklı.

    kitap herkesin bildiği bilgilerin derlenmiş hali. uzman olduğunuz bir konuda bir gazeteci haber yaparken "ne diyorsun abi sen! mevzuyu anlamamışsın ki!" deriz ya, eğer teknoloji, yazılım gibi geleceği şekillendiren sektörlerde uzun yıllardır bulunuyorsanız belki sizi kesmeyebilir.

    ama güzel bilinçlendirici bir kitap. nelere değer verip neleri yaparak vakit kaybetmemiz gerektiği konusunda hatırlatıcı olabilir.

    tamam kitaptaki bilgierin çoğu internette olabilir ancak o dağınık bilgiyi bulmak kitabı okumaktan çok daha uzun sürecektir. adam araştırmış, toplamış, yorumlamış, bölümlere ayırmış. diğer yorumlardaki gibi bir hayal kırıklığı olmaz. okuma listenize alın derim.

    1000kitapta hakettiği puanı almış bir kitaptır.

    kitabı okumayıp özetiyle idare etmek isteyenlere ise şöyle bir güzellik yapmışlar.
  • homo deus yuval harari tarafından yazılan bir kitap. hayvanlardan tanrılara: sapiens 'in devamidir.2015 yilinda cikmistir. asagida bu kitap hakkinda yapmis oldugum minik bir denemem bulunmaktadir.

    savaşların çıkmasının en büyük nedenleri toplumların korkularıdır. peki insan neden korkar ? korku yeterli gelişmemişlikten kaynaklanır ve insanların önlem almasını sağlayan bir içgüdüdür ama 1945 yılından bu yana silahlar sadece süs eşyası olarak kullanılmaya başlandı(küçük çatışmaları görmezden gelirsek)silahlanma süreci insanlık tarihinin en büyük tutkularındandir.
    insanlar kullanmadıkları halde silahlanmaya niçin devam ediyorlar diye düşünebiliriz. neden mi ? cevap o kadar bariz ki herkes bunu biliyor yada diğer bir değişle aslında cevapların kendileri olduğunun farkındalar. sonuç olarak insan aç gözlü bir varlıktır. yazarın cümlesindeki alıştık sözü aslında en dikkat çekici kısmı oluşturmakta ki bu insanlığın giderek umursamazlaşması yani tanrılaşması olarak yorumlanabilir. peki tanrılaşma olarak bahsettiğimiz şey nedir ? teknolojinin gelişimi , açlık gibi konuların çözülmesi, kısacası insanoğlunun evrene karşı duyduğu korkuyu indirgemesidir. korktuğum nokta ise insanlığın teknolojik alandaki gelişimiyle zihinsel gelişiminin paralellik göstermemesidir. yaklaşık olarak iki bin yıldır insanlık ölümsüzlüğü arıyor ve su an buna gerçekten yakınız ama kimse sonsuz hayatın ne kadar korkutucu olabileceğiyle ilgilenmiyor sadece ölümden korkuyorlar. bunun en büyük örneğini dindarlarda görebiliriz çünkü ölümden en çok korkan onlardır. inançları( tanrılarının onlara vaat ettiği sonsuz yaşamı görmezden gelerek kısacık hayatlarını vazgeçilmez yapıyor) onlara gerekli özgüveni veremiyor.

    eski çağlarda insanlar sürekli olarak kendilerinden güçlü birilerini aradılar ve bunlar insanlar veya tanrılardı ancak günümüzde bunun giderek azaldığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz , çünkü insanlar artık yavaş yavaş doğaya hükmetmeye başlıyor ve bu düşünce insanları giderek dinlerden, güçlü insanlar veya topluluklardan soyutluyor çünkü onlar artık kendi ırkının yarattıklarıyla kendilerini yeterince güçlü görüyorlar. aslında şuana kadar yazdıklarım da sürekli iki ana konu etrafında döndü. içinde yaşadığımız süreç insanlık tarihi açısından hem en güçlü hem de en zayıf olduğumuz andır. örneklemek gerekirse kuzey kore lideri kim jong-un tek sözüyle insanlık tarihine nokta koyabilir yani bardağın taşma noktasındayız tek bir damla yeterli ama aynı zamanda daha büyük bir kaba taşınıyoruz. insanlığın en büyük sorunu ben merkezli olmasıdır. kısa vadede gelişmesine katkı sağlar ancak içten içe insanı çürüten bir şeydir. evrende küçücük bir nokta olduğumuzu farkına varabilmeliyiz veya çok gelişmiş bir uzaylı ırkının laboratuvarındaki bir deney tüpünün içinde yaşayan onlara göre mikroplardan farkı olmayan organizmalarız ve o gelişmiş uzaylılar da başka bir laboratuarda. bu fikir hep aklıma eski yunan'da kullandıkları öküzler paradoksunu getirmiştir. dünya'nın bir öküzün boynuzunun üzerinde durduğu ve o öküzün sonsuz sayıda başka öküz tarafından taşındığı fikri ortaya atılmıştı ki bu düşünce benim örneğimin başka bir versiyonudur. öyle bir süreçten geçiyoruz ki tüm yaşam tarzımız saniyeler içinde tamamen değişebilir. örneğin uzaylıların yarın dünyaya ayak basması ve bize bilgilerini aktarması veya yapay zekanın bulunması. bilinmezlik okyanusundaki küçük bir tekneden başka bir şey olmadığımızı anladığımız an, zihinsel gelişimimizin ciddi anlamda başladığı an olabilir ancak bunun için insanı duygularımızı (şehvet, doyumsuzluk vb.) bir köşeye bırakmalıyız. güce bağımlı olmaktan kurtulduğumuz şu günlerde farklılıklarımızla uğraşmak yerine gök kuşağındaki renklerin güzelliğini keşfetmeliyiz. uyum içinde yaşamalı, sadece insanlar olarak değil evreni bir bütün olarak görmeliyiz. sonuç olarak kitapta genel olarak insanların sorgulama başlangıcı anlatılıyor örnek vermek gerekirse eğer en güzel örneklerden birisi neden şimşek çakar? tanrı istedi diye yada mikail hapşırdı diye değil, elektrik birikiminden dolayı oldugunu anlamamızdaki süreç işleniyor.