şükela:  tümü | bugün
  • yeni bir insan türü daha doğrusu insanların atalarından olduğu düşünülen yeni bir tür.
    buluşu yapan ekibin başındaki paleoantropolog prof. lee berger'e göre insanların kökeniyle ilgili teorileri kökünden değiştirebilir.

    şöyle bir mağarada johannesburg'un biraz dışında bulunmuş fosiller. sotho dilinde yıldız anlamına gelen dinaledi chamber (gerçi ingilizcesi rising star chamber) ismindeki mağarada bulunduğu için fosiller, türe de homo naledi demişler. mezar olarak kullanılan bu alanda 15 kişiye ait 1500'ün üzerinde fosil parçası bulunmuş. daha kesin olmamakla beraber fosillerin en az 2 (hatta 3'e yakın bile olabilir) milyon yıllık olduğu düşünülüyor.

    - avuçları küçük, parmakları uzun ve kavisli (ama yine bizimkilerden küçük). bu da tırmandıklarını gösteriyor. ancak ağaca tırmanan türlerden farklı.
    - beyinleri en fazla portakal büyüklüğünde
    - bacakları vücuduna göre uzun, ama ayakları bizimkine çok benziyor.
    - boyu 1,5m civarında, ağırlığı da 45 kilo gibi, vücuduna göre kafası küçük
    - omuzları bizimkilerden daha çok dönebiliyor, yine tırmanmayla ilişkillendiriyorlar.
    - uzun mesafeleri yürüyerek katediyorlar (insanlara atfedilen bir özellik)

    bu mağaranın içinde bu bölümlere girmek çok zor. yukardaki videoda da görülebileceği gibi çok dar yerlerden geçerek oralara ulaşabiliyorsunuz. geçilmesi gereken yerlerden biri de 17 cm genişliğinde (hatta proje için sosyal medyada zayıf bilim insanı aramış). peki böyle bir yeri sadece mezarlık ve ölü ritüelleri için bu zahmete girmenin anlamı ne? berger bunu ilginç bulmakla beraber davranışı insana ait olarak tanımlıyor. insanlara ait bilinen ilk mezarların 100 bin yıl öncesinden oldugunu söylemişler.

    tabii ki bulunan yeni tür modern anlamında bir insan değil. insan türünün en ilkel hallerinden biri, ama aynı zamanda modern insanın da özelliklerini taşıyor.

    bu türe ait yüzlerce kalıntının daha oradaki mağaralarda olduğu düşünülüyor.

    trivia: fosiller, birçok büyük buluşta olduğu gibi şans eseri ortaya çıkmış. bir jeolog ve arkadaşları rising star mağara sisteminde gezerken bir parçaya denk gelmişler ve fosili berger'e göstermişler. o da national geographic'i arayıp çalışmalara başlamış. derginin ekim nüshasında detaylı bir yazı yayınlayacaklarmış.

    kaynak:
    [http://elifesciences.org/content/4/e09561 http://elifesciences.org/content/4/e09561]
    [http://edition.cnn.com/…edi-human-relative-species/ http://edition.cnn.com/…edi-human-relative-species/]
    [http://www.iflscience.com/…ically-disposed-its-dead http://www.iflscience.com/…ically-disposed-its-dead]

    edit: ulan yazmaya başladığımda hiçbir şey yoktu buralarda. ben yazana kadar 5 entry girilmiş. helal. ama silmeyeceğim.

    cilgin fantezilerin adami'nın sorusu üzerine edit:

    cilgin fantezilerin adami mantıklı bir soru sordu. mağaralara 3 milyon yıl önce de şimdiki kadar zor ulaşıma mı sahipti, çökme vs. olamaz mı 3 milyon yılda? diye. verdiğim linklerden biri bunu, yani bölgenin coğrafi değişimini incelemiş.

    eğer mağaraya şimdiki gibi 3 milyon önce doğrudan bir giriş hiç olmadıysa, bu buluşun başka bir önemi de homo erectus'lara atfedilen ateşi kontrol etme özelliği muhtemelen homo naledi'lerde de vardı. ama buna karşı çıkanlar da var. national geographic'in konuyla ilgili yazısında danışılan uzmanlardan biri beyni bu kadar küçük olan bir türün ateşi kontrol ettiğine inanmıyor. basitçe "o zamanlar mağaraya daha kolay bir ulaşım vardı, ancak daha bulunamadı muhtemelen" diyor.

    aynı yazıda bahsedilen benim yazmadığım başka bir şey de yapılan kafatası-diş analizlerine göre homo haledi homo erectus ve homo habilis'le aynı gruba ait. hatta homo erectus'a daha yakın özellikler taşıyor.
  • büyük büyük büyük dedelerimiz değil, büyük büyük büyük amcalarımızdır.

    ayrı türdür, neanderthaller gibi.

    ama kimbilir kaç bin yıl içiçe yaşamışız, kız alıp vermişiz... değil mi?
  • antropolojiyle yakından ilgilenen bir sanat tarihçisi olarak, keşfi beni epey heyecanlandıran insanımsı tür.
    her şeyden öte, bu iki açıdan çok büyük bir keşif. şu ana kadar bilinen her şeyi değiştirebilir, yeni bir ışık olup tarihin karanlıkta kalmış kısımlarını kökten değiştirebilir.

    birincisi, ateş ve kullanımı.
    ateşin kontrollü olarak kullanımına dair kanıtlar 1.42 milyon yıl öncesine dayanıyor. ancak bu homo naledi'lerin 2-3 milyon yıl önce yaşadığı saptandığı ve fosillerin bulunduğu mağara yerin 90 metre altındaki bir zifiri mekan olduğu için ateşin kontrolünü sağlamış olabilirler. yoksa günümüz insanına veya eski primat familyalarına baktığımızda zifiri karanlıkta 90 metre ölü taşımanın mümkün olmadığı aşikardır.

    ikincisi, ölü gömme ritüelleri veya gelenekleri.
    bulundukları mağarada başka bir yaşam kalıntısına rastlanmamış. ne bir kap kacak, ne başka bir canlı, ne de başka herhangi bir alet. demek ki belirli bir amaç için oraya gelip ölülerini bırakıyorlardı. bu başka (biz sapiensler hariç) hiçbir türde gözlemlenmeyen bir gelenek.
    bazı teoriler de var tabi, başka hayvanlar tarafından öldürülüp oraya getirilmiş olmaları veya kuvvetli su akımının onları oraya taşımış olmaları. bu iki teoriyi de destekleyecek hiçbir kanıt bulunamamış mağarada.

    bu iki olgu kendilerini çok değerli yapıyor.
    ayrıca üst entarilerde bazı kişiler "neden dünyada şu an tek bir tür var?" demiş.
    dünyada tek bir tür insanın olduğunu sanmıyorum. karanlık ve derin ormanların bir yerlerinde, insanlıktan uzaktaki hâlâ ayak basılmamış yerlerde bu eski dünya insanımsılarının soylarının devam ettiğini düşünüyorum ben.
    kocaayak efsanesi gibi gözlemler bunu doğrular nitelikte. homo sapienslerin keskin zekası ve açgözlülüğü diğer türleri zamanla yok etmiş olabilir, ama hâlâ bir yerlerde bikaç kişi de olsalar yaşamlarını sürdürüyorlar bence.
    ki yakında, her ağacı kesip betonlarla şehirleştiren insanoğlu onları ortaya çıkmaya zorlayacak gibi görünüyor. şu an rahatça gözden uzak yaşıyor olabilirler, ama bir gün onların oralara da gidilecek ve ortaya çıkacaklar.
    tıpkı okyanusların en derinlerinde hâlâ godzilla gibi dev eski dünya yaratıklarının ve canlılarının yaşıyor olabilme olasılığı gibi. bu görüşte bir çok bilim adamı var. zamanla neyin ne olduğunu görücez.

    tüm bu dünyanın gizemi ve tarihin görkemli karanlık cazibesi açığa çıkarılmayı beklerken, insanların hâlâ "türban, fes, takke, emekli albay niye oraya park etti, sen bana nasıl yan bakarsın lan, benim babam senin babanı döver, din, dil, ırk" gibi şeylerle birbirini katletmesi, düşman olması ve çeşitli yaptırımlar uygulaması ne kadar acı lan!

    bu arada yabancı bilim adamlarının niye başarılı olduklarını bir kez daha anladık bu araştırmayla. fosiller 1.5-2 yıl önce keşfedilmiş. adamlar hemen duyurmak yerine gidip araştırıp, üzerinde çalışıp, örneklerini çıkarıp, tez ve teorileri geliştirip belgeli kanıtlı hale getirip, bir de hepsini anlatan belgesel hazırlayıp öyle duyurdular insanlığa bu buluşu.

    bizimkiler olsa haberlerde daha bulunduğu ilk gün "bulduuuk, bulduuuk, dünya ararken tokat'ta çıktıı yeni tür" diye bas bas bağırırlardı.
  • evrim karşıtlarını yine kudurtacak tür.

    beyinleri yumruk büyüklüğündeymiş, bu da demektir ki evrim karşıtlarının en az 2 katı büyüklüğünde beyne sahipler.
  • defolsunlar ülkemizden , türkiye müslüman bir ülke,kapıkuleden çıksınlar ne arıyorlarsa arasınlar .müslümanız biz.

    @tezcanyobaz2023
  • naletlenmiş tür.
  • büyük büyük büyük dedelerimiz.

    http://www.bbc.co.uk/…/science-environment-34192447
  • yetişkin bir erkek homo naledinin yaklaşık 150 cm boylarında olduğu düşünülüyor. ortalama 45 kiloluk küçük insanlar. haliyle beyinleri ve diğer uzuvları da mini boy. * beyinleri yaklaşık bir portakal hacminde, 450-550 cm^3. kemik hacimleri ise bizimkilerin yaklaşık yarısı kadar.

    onları ilginç yapan şey mezarlardaki ritüel davranışlar ve sembolik düşüncelere dair izler. ayrıca karmaşık, tamamen karanlık bir mağarada yollarını bulabilmeleri ve geri dönebilmeleri için meşale ya da benzer bir ışık kaynağına ihtiyaç duymuş olmalılar. iki milyon yıllık. neler neler dönmüş şu dünyada arkadaş diyor girdiyi bitiriyorum.
  • heyecanlandıran keşif.
    şu an kazıda olan arkeoloji öğrencisi samimi arkadaşıma bahsettim durumdan. hocaların ne düşünüyor bu konuda diye sordum.
    belki portakal kadar kafası olan canlının ateş yakması beklenemez diye absürt bir şey söyleyebilirler dedim.
    arkadaşımdan gelen cevap:
    ''taşı taşa vuruyor kanka, kafası olmayan da yapar bunu''
  • bugüne kadarki klasik söylem insansıgillerin tanzanya, kenya, etiyopya civarında ortaya çıktığı yönündeydi. güney afrika'da çok daha eski tarihli böyle buluntuların bulunması şaşırtıcı.