şükela:  tümü | bugün
  • 2012 nobel edebiyat ödülü alan mo yan'ın kitabı. dilimize erdem kurtuldu tarafından çevirilen kitap can yayınları'ndan çıkmış. arka kapak yazısı:
    ''çin’in nobel ödüllü yazarı mo yan’ın kızıl darı tarlaları, shandong ailesinden üç kuşağın, 1923-1976 yılları arasındaki öyküsünü aktaran bir roman. yazar, bir mücevher güzelliğindeki doğa manzaraları fonuna yerleştirdiği ve kronolojik sıra gütmeden kurguladığı romanda, japon istilasına karşı verilen direniş savaşı, çinlilerin birbirleriyle çatışmaları, komünist devrim, kültür devrimi gibi çin tarihindeki önemli halk hareketlerini ve bütün bu yıllar içindeki tutkulu aşkları anlatıyor.
    çin sinemasının önde gelen yönetmenlerinden yimou zhang’ın beyaz perdeye aktardığı kızıl darı tarlaları, tarihsel bir anlatımla kara mizahı ustalıkla kaynaştırıyor. roman, geçmişle bugün, ölüyle diri, iyiyle kötü arasında belirgin bir ayrım yapılmadan sürüyor.
    nobel ödül töreninde konuşan per wästberg’in dediği gibi, mo yan, bireyi kimliksiz insan yığınlarından çekip ortaya çıkaran; alaycı ve iğneleyici bir üslupla tarihe, tarihî çarpıtmalara, yoksunluklara ve siyasal riyakârlıklara karşı çıkan bir yazar. ''
  • hakkında radikal kitap'ta çıkan bir eleştiri yazısı:

    http://kitap.radikal.com.tr/…le-bas-edememek-365084
  • çinli yönetmen zhang yimou tarafından hong gao liang (red sorghum) ismi ile sinemaya uyarlanmıştır. film 1988 yılında berlin film festivali'nde altın ayı ödülünü almıştır.

    filmin zamanında "kızıl mısır tarlaları" ismi ile gösterildiğini hatırlıyorum.
  • okumadım kardeş, durumumuz da vardı ama canım istemedi.

    mo yan, 2012 nobel edebiyat ödülü sahibi çinli yazar.

    haziran 2013'e kadar yazarın türkçe'ye çevrilmiş bir kitabı yoktu. can yayınları ilk çeviriyi yaptı. kızıl darı tarlaları. hayırlı uğurlu olsun.

    okumaya başladım. başlarda güzel gidiyordu.

    çin- japonya savaşı ana tema.

    yazar, bu savaşı dedesi, ninesi, babası, dostları ve köyleri ekseninde anlatıyor.

    bu anlatımı mış'lı geçmiş zaman'la yapıyor. "ninem içkinin kokusunu alınca dili kaşınmış, bu sırada babam karnında tekrar hareket etmiş. babam da içki içmek istemiş. ninem kepçeyi almış..."

    yapmış, etmiş, gitmiş, gelmiş... bu dil baştan yadırgatıcı geldi ama sonra kanıksadım.

    işte başta herşey iyiydi. olağanüstü ninesi, dedesi, tanışmaları, zenginlik, içki yapımı...

    derken sonlara doğru ben bir gevşedim, ne okuduğumu anlamaz hale geldim, bitse de gitsek moduna girdim. sonra da bıraktım gitti.

    okuyan sonra bir zahmet anlatsa ne mutlu olurum.

    beni açmadı.

    http://www.birazkitap.blogspot.com/…-tarlalari.html
  • "darı kızıl olmaz, sarı olur. biz darının nasıl olacağını bu kitaptan öğrenecek değiliz, gayet iyi biliriz." şeklinde de karşılanabilecek kitaptır.
  • mo yan'ın miş'li kitabı.oldukça kısa cümleler,miş'li geçmiş zaman,aynı öznenin bir paragrafta çoğu kez tekrarlanması,akıcı olmayan bir anlatım ve sonuçta okunamayan bir kitap.okuyup bitirebilenleri tebrik ediyorum.
  • az önce bitirdiğim mo yan adlı çinli yazarın kitabı. kitap hakkındaki düşüncelerim arap saçı gibi. iyi miydi kötü müydü bilemedim. bazı tasvirler oldukça etkileyici olmasına rağmen genel anlamda betimlemelerin gereksiz kaçtığını ve can sıkıcı olduğunu söyleyebilirim. kitaptaki en yoğun his ise insanı bayıltan kan ve ekşi ter kokusu. hatta bir süre sonra o kokuyu hissedebiliyorsun bile, miden bulanıyor. anlatım -mış'lı, -miş'li, -muş'lu, -müş'lü geçmiş zaman ile yapılmakta ve kesinlikle kronolojik bir sıra gözetmemektedir. " noluyo ya ?" durumları kitabın başında çok fazla yaşanıyor ama sonra alışıyorsun.
    yazarın dedesi kahraman gibi gösterilmeye çalışılmış ama bence orospu çocuğunun teki. ( kişisel görüştür, vurmayın)
    hikayede bazı noktalar yarım kalmış gibi, savaş nasıl bitti, baba ile anne nasıl evlendi, ninenin tabutuna noldu, vb gibi.
    çinli olmadığım ve japon-çin savaşı hakkında zerre kadar bilgim olmamasına rağmen "japon şeytanları"na karşı yoğun bir nefret duygusuyla doldum taştım, hele ki 2. nineye olanlardan sonra.
    2. ninenin içine şeytan kaçma muhabbeti ve sarı gelincik olayı bana biraz zorlama gibi geldi. normalde mistik, mitolojik şeyleri severim ama bu pek oturmamış gibi.
    kızıl darıların ise zihnimde oluşturduğu resim çok cazip. yani kızıl darılar düşünsenize. o rüzgarda salınan, bombalarda havaya uçan, kesilen, ayaklar altında ezilen darılar, ölülerin dudaklarına konan kızıl taneler... fantastik.
    nobel ödüllü bir kitabı eleştirmek ne haddime, mo yan kalemi benim elime tutuştursa " sen neler yapabileceksin görelim bakalım. " dese en fazla yazacağım şey " ışık ılık süt iç." olur ama bana sorarsanız kitap okunabilir güzel bir eser ama nobel ödülü bu kitaba fazla. ya da nobel deyince benim aklımda daha farklı şeyler oluşuyor, tıpkı oscar ödüllerinin bana göre sikim gibi filmlere verilmesi gibi. burdan da kitabın "sikim"gibi olduğu anlamı da çıkmasın lütfen.

    gerçi ben her kitabı en az 2 kere okurum. atladığım noktalar, ilk okuyuşta hissedemediğim, tarihçeyi yakalayım derken gözden kaçırdığım duygular, resimler mutlaka vardır. bu yüzden bu yazdıklarımın iyi anlamda ve ya kötü anlamda tamamen tersini yazabilirim. tabii 2.yi ne zaman okurum orası bilinmez daha önümde khaled hosseini'nin üçlemesi var.
  • başarında olduğum kitap. lakin -mış -miş kalıbıyla bitiyor her cümle ve beni bayağı bayağı itti bu. yoksa 1 ayda 50 sf mı okunur amk.
  • kitap kötü diyemem hatta çine gitmiş kadar oluyor insan. çince okusan daha da karışık olucakmış bi de . çünkü çin dilinde ninem iki anlama gelirmiş, birisi "ninem", diğeri "ben, nine" anlamında. yani anlatıcı kendinden de bahsediyor olabilir anlatan ninesini de anlatıyor olabilir gibi bişeyler.

    iki lafın başında darıların kızıl olduğu gözlemi-yorumu-romantizmi çok gereksiz.(öte yandan adama nobel vermişler belki de gereksiz olan benim bu yorumumdur.)

    bi de yok ninem çok güzeldi, yok şu kız çirkindi de ayağı güzeldi vs kısımları ne yazık ki inandırıcılıktan çok uzak. zira o bağlanmış ayaklar güzel değil acıklı ve güzel bir çinli henüz görmüşlüğüm yok. kafamda ay yüzlü çinli canlanmıyor. kitabın pek çok yerinde köpek yemekten, başka bi yerinde köpek yiyip kötü kokan gaz çıkarmaktan bahsediliyor (ay allahım kusucam şimdi.)

    saldırgan köpekler ordusu ve insanların onlar karşısında verdiği mücadele konusu bişeye gönderme yapıyor sanırım ama anlayamadım. savaşı iyi anlatmış ama adam. hiç süslememiş, neyse o.

    bunun dışında aklımda kalanlar: çin'de herkes tutuğunu sexiyor. köpek yiyorlar. insan ölünce içine konduğu tabut ağır olursa daha havalı oluyor. bi de apağır tabutu eve koyup çıkarmaya çalışıyorlar mal gibi.