şükela:  tümü | bugün
  • insanı tecavüz edilip 48 yerinden bıçaklanıp bir dere kenarına atılmış hissi veren olaydır.

    http://galeri.uludagsozluk.com/…-capsleri_17090.jpg
  • bir arkadaşımın lafını aklıma getiren olaydır.

    (bkz: üzüm de sapıyla yenilir kardeş)
  • aşk hayatımın bir özetini oluşturan durum.
  • ne kadar hoşlandığınıza bağlı olarak, öğrendiğiniz an bünyede farklı etkiler yapar. "erkek arkadaşım" kısmından sonraki beş dakikayı hatırlamayabilir insan.

    kimisi "siktir et" der, kimisi dağılır toparlanamaz. ben "siktir et" diyenlerdenim, o yüzden şu anda gözlerim dolu, dünya küçük geliyor gözüme; hiçbir yer yeterince uzak değil gibi ve akşam beraber içecek adam arıyorum.
  • ona beğendiğin kızın sevgilisi olduğunu öğrenmek desek daha doğru olur kanaatimce. uzaktan beğenmek. hani götü güzeldir. memeleri güzeldir. gözleri ya da ne bileyim belki gülüşü çok güzeldir. bunlar hep beğeni belirtisidir sevgili dostlar. hoşlanmak sanki biraz daha tanıdıkça gerçekleşen kişilik özellikleri ile alakalı değil midir?

    haa sen kızla epey vakit geçirdin kafa yapısını , fikirlerini , tarzını sevdin hoşlanmaya başladın kız o zamana kadar sevgilisini senden sakladıysa sen kafanı yorma biraderim o kızda sana meyillidir zaten.

    (bkz: beğenmek)
    (bkz: hoşlanmak)
    (bkz: sevmek)
    (bkz: aşık olmak)

    bunlar hep ayrı kavramlar.
  • gayet önemsiz bir olay.
    benimle tanışma şerefine nail olabilmiş türk kızları sevgililerinden ayrılıp kaslı kollarıma koşacakları için, şahsıma çok gereksiz gelen bir detay.
  • - ayşe senden hoşlanıyorum ben
    + faruk salak mısın sevgiliyiz zaten biz
    - haa hadi ya, iyiymiş.
  • oğlum var ya, nasıl bir malzemenin ürünüysem böyle ortalamanın üzerinde bir kız gördüğümde içimde kemanlar çalardı bir zaman. projektör görmüş tavşan gibi donup kalmam da cabası. bu şaşkaloz halimden midir nedir, hatun da şehla gözleriyle üstten bir bakış atardı. lisede aşık olmuştum bu vaziyete. kırılmış kolun yanlış kaynaması gibi yamulttu bu durum. çarpık aşka inandım böylece. kırılmış kol düzeltilirken çekilen acıların ödülü "doğru" olabilmektir. kırık bir kalbin yanlış bağlanması da ancak kalbin defalarca kırılması ile düzelir. çünkü acıya alışılır. sonra duyarsızlaşır, körelir, erir, biter. nihayetinde et yığınına dönüşür kalp. bu yüzden ki kadınları da artık "et yığını" olarak görmeye başlar.

    hikayem bu değildi amına koyim dur.

    bir hatun yakalayıp 3 sene esir etti beni. böyle çirkef, mendebur, baş kakıncı, kültürsüz, anlayışsız ama deli, tatlı gözlü, kadife sesli, mührü süleyman gibi güzel mi güzeldi. ömrüm boyunca bıçak sırtında yaşamaya alışmışım, kaçırır mıyım bu çelişkiyi. bağladım tabi. sözde evleneceğiz. ne vakit bir densizlik etse kendime "belki böyle oluyordur. her güzelin bir kusuru var derler. belki de ben daha önce tahammülsüzdüm" gazıyla dayandıkça dayandım.

    beni öyle bir ketenpereye alıyordu, öyle ümüğümü sıkıyordu ki çoğu vakit konuşmamak için uyuyor numarası yapardım. bu numara eskimeye yüz tutunca sözlükte takıldığımı bile itiraf ettim. iyice işkillenip sözlüğü de sorunca "ekşi sözlük müymüş neymiş, onun çaylağıyım." diye oldukça kallavi bir yalan söyledim. çavuş kalahan'la beraber yargıç cons'tan arama emri çıkartsa bulamayacaktı beni.

    bir gün, kendimle daha çok sözde sevgilimle daha az konuştuğum bir zaman, bir seminer için davet geldi. tıpkı hayatımın büyük bir kısmı gibi salondaki tek erkek benim. içeriye girer girmez göz gezdirmiş, puanlama yapmışım. bir iki fındık kasa hariç dereceye giren yok evelahhaülaziym derken beni liseye kadar götürüp inkılap tarihi dersinde cam yansımasından sevdiceğime baktığım haleti ruhiyeme götüren bir şey girdi atmosfere. bismillah böyle kasıktan dize kadar ürperdim. insan aslında yasak meyvesini hisseder. ne bileyim kız var kız var şimdi. kapıdan girer girmez kolonlara tırmanan sarmaşıklar çiçek açtı. yürümeye başlayınca bodrum kattaki salona güneş doğdu lan. önümde bir ceylan su içmeye indi dereye. yaşlı bir balıkçı denizkızı tuttu na şurada. ve ben içeriye girdiği anda kemanlar çalmaya başladım içimden.

    iş mi ki gelip yanıma otursun, merhabasını esirgemesin. tanıştık oracıkta. aklım kapağı açılmış kolonya gibi uçup gitmiş, bir hafta devam edecek seminer gülizara dönmüştü. esma.. oha oha insan bu kadar güzel olur mu? gözlerine bakarken komşumuzun eski siyah beyaz tüplü televizyonunu düşündüm. hafiften renk versin diye önüne mavi bir kaplama takmışlardı. işte o günden iş bu gün arasındaki kayıp bir zaman, mavi gözlü insanların dünyayı mavi gördüğünü zannetmiştim. evet 8 yaşımdaki halime gittim koşarak. geri gelememiş olabilme ihtimaliyle gülümsedim esma'ya mal mal. o kadar sıcakkanlı ve samimi biriydi ki, aha benim bunca tasvirim sinan akçıl şarkısı kadar şuncağız kalmıştı. yalnızca susup dinledim. sonra akşam oldu. yine esaretime gittim.

    biri varken başka birinden hoşlanmışsanız ikinciyi seçiniz diyor adam. zaten ilki fiilen var olsa, ikinciyi gözünüz görmez. nurtopu gibi yeni bir çelişki ile baş başa kalmıştım. sabaha kadar çok şeyi düşündüm, metro 2033 oynadım, sallama çay içtim, çoraplarımı katlayıp çekmeceye koydum, nubuk ayakkabılarımı sprey boyayla boyadım. yaşadım yani dışardan. o hafta her günüm ve gecem böyle geçti.

    sonunda kararımı verdim. beni esir eden 3 yıllık ilişkimden vazgeçiyordum, bu yolun dönüşü yoktu. ağzımdan kelebek çıka çıka, topuklarım götümü döve döve gittim yapay cennetime. artık esma salt gerçeklik; diğer şeyler, belki ben bile, bir dekor olabilecekti. romantik komedi filmlerine iman etmeseydim eğer oracıkta ağlardım, son gün, esma nişanlısıyla gelmeseydi.

    ***

    sonra yine akşam olmuş, eve gitmişim, ağzımı damacanaya dayayıp su içmişim. sonra yine esir olmuşum bu kez kendime, yine kuyulara düşmüşüm. kurtarabilen olmamış..