şükela:  tümü | bugün
  • temmuz ayında bir hafta kaldım, ilk defa gidecekler için tecrübelerimi yazayım istedim:

    gezmek için gidiyorsanız temmuz ayında sakın gitmeyin. boğucu bir yaz iklimi var. gündüz dışarıda zaman geçirmek çok zor. arada sırada yağmur yağsa da sizi ve yerleri ıslatamadan buharlaşıyor. nispeten yeni bir şehir olmasından dolayı düzenli gözüküyor. gökdelenlerin, plazaların olduğu downtown’da 4 şeritli kocaman yollarına rağmen 25 metrede bir olan trafik ışıkları yüzünden otomobil ile makul bir hızda ilerlemek mümkün değil. muhtemelen yeşil dalga projesi ile belediye başkanlığında ciddi bir şansınız olabilir.

    türkiye-houston arası hemen her gün gidiş/dönüş bir thy uçağı var. 13 saatlik yolculuk, uçak kuzeye doğru eğri bir rota izlediğinden gronland’ın güneyinden geçiyor. yolculuğun ortalarında altınızdaki buz denizini görebilirsiniz. uçakta business class uçmuyorsanız kesinlikle koridor tarafındaki koltuğu tercih edin. istediğiniz zaman rahatça kalkıp, gerinip, yürüyüp, büfeden bir şeyler alıp rahatlayabilirsiniz.

    inince 2-3 gün epey bir jet-lag yaşanıyor. gece 02-03 gibi uyanıyorsunuz mutlaka (türkiye'de sabah). hayalet gibi dolaşıyorsunuz ilk günler.

    houston hesapta okyanus kıyısında (meksika körfezi) ancak girilecek temizlikte bir suyu olmadığı için plaj/kum/deniz olayları yok.

    etrafta göze batacak kadar çok evsiz vatandaş gözüküyor. insanlar ise genel olarak birbirlerine saygılı. rahat ve kaygısızlar. trafikte ihtiras gösterip delirene rastlamadık bir hafta boyunca. sadece bir otomobil şoförü sinyal verip önüne geçtiğimizde kızıp, bizi sollayıp önümüze kırıp, frene basıp gazlayıp enteresan atraksiyonlar yaptı. arabada 5 erkek olarak tek başına celallenen kovboya güldük epey. otoyoldaki 65 mil, 75 mil sınırını ırgalayan bir tek biz olduk. muhtemelen bu sınırın %10 ya da 20 üzerinde seyredilebilir şeklinde bir kural var. çünkü bunun dışında aşırı hızlı bir araca rastlayamadım. trafik gayet güzel akıyor. ancak şehir içindeki trafik ışıkları fena.

    yemek konusunda övünülerek anlatılacak bir hikaye yok. et ağırlıklı bir yeme kültürleri var. biftekleri, hamburgerleri güzel. vıcık vıcık soslu kızarmış tavukları berbat. filmlerde görüp anlam veremediğim koçanla mısır yeme mevzusunu çözdüm. kızarmış mısırı ne olduğunu bilmediğim bir sosa buluyorlar ve koçanı ile birlikte satıyorlar. müthiş bir tat. bir ara ne sosu ile yaptıklarını araştıracağım.

    neredeyse tüm hizmet sektörünü siyahi amerikalar sırtlanmış durumda. beyaz bir garsona, beyaz bir hizmetliye rastlayamadık.

    nba maçları da düzenlenen houston toyoto center’da geçirdik birkaç günümüzü. şahane bir atmosferdi. benzer olarak beyzbol sahasında tertiplenen bir lenny kravitz konserine gittik. hiç de sevmem kendisini ama beyzbol sahasının tümünü gezmek daha eğlenceli oldu. show business adamların tüm damarlarına işlemiş. ister küçük bir cafe’ye ister koca bir stadyuma bak, hepsi show business prensiplerine göre kurulmuş. maksimum keyif almak için tüm şartlar zorlanmış. ye, iç, seyret ve eğlen diyorlar.

    çok sayıda 100 kiloluk siyahi kadın belediye otobüsü şoförü gördük. hatta birine otobüs parası için 100 $ uzatınca bize kızıp bizi arkaya göndermesine rağmen inerken para almadı. belediye otobüsü yolculuğu halkı tanımak için birebir. çok çılgın marjinal tipler görebilirsiniz. epey cesur dekolteli, minili bir hatun, kucağında çocuğu ile belediye otobüsüne binebiliyor. hamile ve tişörtünü sıyırıp göbeği komple dışarıda kadınlar görebiliyorsunuz. özgürlük güzel şey.

    tabi ki türkiye ve benzer üçüncü dünya ülkeleri dışında hemen her ülkede default olan yayalara saygı burada da mevcut. kırmızı ışıkta bile geçseniz sabırla durup geçmenizi bekliyorlar.

    gezilecek görülecek yerler yok denecek kadar az. nasa müzesine giden bir arkadaşımız, kendilerini bir binaya götürüp, bakın burası eskiden füzelerin kontrol edildiği yerdi deyip, bir salonda, history channel’in videolarını seyrettirdiklerini anlattı. midtown bölgesinde çok sayıda cafe/bar var. bu sıcak havada içilebilecek en iyi alternatiflerden mojito’yu bilmiyor maalesef hiçbiri. neredeyse tüm cafe/barlarda minili, göğüs dekolteli genç hatunlar garsonluk yapıyor. içinde müdavimlerinin stand-up benzeri performanslarını gösteren bir tane bara gittik. daha 5 dakika olmadan müşterilerden biri sahnedeki adam direkt daldı, ortalık karıştı. mikrofondan feryat seslerini duyduk. hemen taraflar ayrıldı, uzaklaştırıldı. 1 dakika içinde hiçbir şey olmamışcasına alkışlar ile coşmaya devam etti millet.

    fast-food zinciri subway’de bizdeki gibi 3 çeşit değil 6 çeşit ekmekleri var. heleki jalapenolu cheddar’lı bir ekmekleri vardı ki, keşfedince başka bir şey yiyemedik.

    sağı solu gezmek için araç kiralamak en iyi alternatif. şehir içi tüm taksiler mesafe bağımsız 6$ alıyor ancak, town dışına çıkıyorsanız taksimetre çalışıyor, bu durumda 50-60 $’ları görebilirsiniz. bu sebeple 40 $-100 $ arası bir günlük fiyat ile araç kiralamak en iyisi oluyor.

    benzinin galonu 3,5 $. bir galon 3,7 litre ise. bir lt benzin 0,91 $ yapıyor. enerjisi ile ünlü houston’a da bu yakışır. tayyibi ile ünlü türkiye ise zengin amerika’dan üç kat pahalı benzin kullanıyor.

    bir taksici, taksinin başkasına ait olduğunu, kiralık olarak kullandığını, bu durumda aylık 3-4 bin doları doğrulttuğunu ama memnun olmadığını söylemiş bir arkadaşa. ki taksiciliğin bizdeki gibi değil, çok steril ve rahat bir meslek olduğunu söyleyebilirim. zaten taksi bulunmuyor, çağırıp yarım saat beklediğimiz olabiliyor. yollarda yolcu avlamalarına da gerek yok.

    dışı metal kaplı, bahçeli, iki katlı amerikan evleri gördük. kasırgadan korunmak için yapmışlar. ayrıca yollarda tabelalarda “kasırga’ya dikkat” uyarıları vardı hep.

    alışveriş için premium outlet diye, içinde 145 mağazanın olduğu bizdeki izmit outlet’den hallice bir alışveriş merkezleri var. şehrin kuzeybatısında ve epey uzak bir noktasında. marka bilincim olmadığından beni cezbetmedi ama “abi fossil saat bu 50$, sudan ucuz”, “nine west çanta bu 35 $, istanbul’da 100 $’dan ucuza alamazsın” diye epey alışveriş yapanı gördüm. “hala saat kullanan adam var lan ne acayip” diye şaşırmak ile yetindim sadece. premium outlet’deki az sayıda sokakların birindeki seyyar hot dogçuda hayatımda yediğim en iyi sosisliyi yedim. yanında kızarmış soğanla servis edilen, kalın bir dış kabuğu olan, büyük ve şahane bir sosisli idi, unutamıyorum.

    otomatlarda suyu 2$’a satıyorlar hemen yanındaki 2$’lık 801 ml’lik kola ile birlikte.

    international havaalanındaki freeshop bizdeki freeshoptan ucuz. örneğin 1. lt’lik bacardi amerika’da 14 $ iken bizde 14 €. freeshop’tan içki aldığınızda size vermeyip, torbalayıp uçağa bindiğiniz koridorda size teslim ediyorlar. içine restorandan deterjan, gliserin, benzin koyup bomba yapmayalım diye sanırım. el bagajınızı içki ile doldurabilirsiniz. türkiye’de hiçbir kontrol olmadı rahatlıkla geçtim.

    tüm hafta tüm televizyonlarda george zimmerman davası vardı. tam bir reality show edasında tüm millet dava ile ilgili tüm detayları televizyondan izledi. türkiye’ye döndük, adam beraat etti, millet isyan etti. tüküreyim sizin eyalet yasalarınıza dedim.

    diğer çoğu amerika eyaletinde olduğu gibi burada da dışarıda içki içmek yasak. bir restoranda sigara arası verdiğinizde elinizdeki şarap kadehi ya da bira şişesi ile kapı önüne çıkmanızı bile engelliyorlar.

    televizyonlar genel olarak muhafazakar. gece 02’de, yayınlanan mavi göl filminde brooke shields’in elbisesini buzlayacak kadar türkleşmişler derken başka bir kanalda tokuşmalı bir filme denk gelince daha fazla genelleme yapmamayı daha doğru buldum.

    türkiye ile 8 saat fark olduğundan türkiye’dekiler ile senkronize olmakta problem yaşanıyor. özellikle iş hayatı için çalışabilecek ortak 2-3 saatiniz oluyor sadece.

    sağda solda bol bol free wi-fi bulunabiliyor. zaten operatörlerin yurtdışı paketleri eskisi gibi insafsız değil. yurtdışında 3g’yi de rahatlıkla kullanabilirsiniz.

    genel olarak, turist iseniz, gidilecek bir şehir değil houston.

    son olarak, biliyorsunuzdur ama unutmayın: tuvaletlerde taharet musluğu yok, çare ıslak mendil. prizler amerikan model. dönüştürücüyle ve hatta buna takılacak bir üçlü prizle gidin mutlaka. bir priz yetmiyor bir sürü elektronik cihaza. burada 2 tl’ye satılan dönüştürücüye, otelde ya da marketlerde 10-15 $ vermekten kurtulmuş olursunuz.

    ekleme:

    muhtemelen houston’ı çok iyi bilen bir sözlükçüden bir kınama mesajı aldım. aslında yemeklerine bok atmamama rağmen, “yemeklerine bok atmışsın, taharet musluğu muhabbeti yapmışsın, ortalama türk olduğun hemen anlaşılıyor” diye. tipimi bile tahmin etmiş arkadaş.

    bu modelden bir tane daha çıkmasın, efendi gibi cevap verme huyum yüzünden zamanım zayi olmasın diye, entry’de cümle aralarında yazmasına rağmen, şunları tekrar belirteyim:

    entry benim gibi houston’a ilk defa gidecekler için yol gösterici olması amacı ile yazılmıştır. yüzeyseldir. houston’da ve amerika’da yıllarca kalmış, bilinmeyen bir sürü manyak yönünü bilen okuyucular için uygun olmayabilir. örneğin taharet musluğunun olmadığı gibi çocukların bile bildiği bir konuyu yazmak bu okuyucular için hakaret gibi geliyor olabilir, onları anlıyor ve üzüntülerini paylaşıyorum ancak metin olmalılar. bence onların bu üstün bilgileri birgün mutlaka anlaşılacaktır. entry, ilgili yazarın (yani benim) gözünden yazılmış houston notlarıdır. subjektiftir. yazılış amacı zaten benim gözümden nasıl gözüktüğünün anlaşılması içindir. bu yüzden ana britannica ya da wiki’de değil, ekşi sözlükte yayınlanmıştır. başka gözlerden daha doğru, şahane, muhteşem, objektif tespitler yapılabilir. (bkz: #11310002)
  • sorun olunca oraya söölenir...
  • amerika'nin en buyuk 4. sehri olup, guneyin harvard universitesi olarak adlandirilan rice university buradadir. nasa nin kontrol merkezide burada kurulmustur. 3 adet bilindik turk lokantasi vardir, ama hepside 1. sinif olma bahanesiyle gereksiz pahali oldugundan cok sik gidilmemesi uygundur. en unlu caddesi westheimer dir ve dunyaca unlu alisveris merkezi galleria bu cadde uzerindedir. hava durumu cok salak seyreder. bu sehirde ya yagmur yagar, yada gunesin sicagindan yanarsiniz. hava sadece kis mevsiminde sabah ve gece vakitleri soguk olur. bu memlekette hava bazen o kadar sicaktirki, yagmur yagdigi zaman bile terlemis gibi hisseder insan kendini. bi ilginc ayrintida, hava durumu bu sekildeyken bile insalarin yaz mevsiminin ortasinda gidicekleri mekana ceketleriyle gittikleri gozlemlenebilir. bunun nedeni ise kapali alanlarda sonuna kadar acilan klimalardir. disarda yanarsin, icerde donarsin, ne bu ya.
  • dumduz bir sehir.
    her seyiyle.
    yollari duz, insanlari duz, havasi - suyu duz..

    dunyanin enerji baskenti olmasi, amerikanin yuzolcumu buyuklugu olarak ilk 5 eyaletinden birinin sehri olmasi, bunyesinde nasa'yi barindirmasi bile kendisini cekici yapmiyor.
    enteresan tarafi; marketlerinde alisveris yapan bornozlu adamlar, kafasinda bigudi olan kadinlar gorebiliyor olmak.
    bu durum en azindan houston'a gelinen andan itibaren unutulmus insani tepkileri harekete gecirebiliyor: "allam ben nereden dustum buraya???!?!!"

    gene de,

    karayoluyla 4.5 saat kadar suren new orleans'a gidip jazz orgazmi yasayip beklemeye alinmis tum duygular hayata dondurulebilir.

    duygular demisken..
    annemi cok ozledim.
  • - aloo, aloo, abi ben kamil koc istanbul-ankara otobüsünden arıyorum.
    kaptan molada içkiyi fazla kaçırdı herhalde, uyuyor şimdi.

    + evlat sakin ol, muavin orda mı?
    - hayır, otobüste değil, tanrım ona ne olduğu konusunda hiçbir fikrim
    yok!
    + tamam evlat, hiç korkma, sizi kurtaracağız. şimdi şoförü yavaşça
    koltuktan yana çek, sen oturacaksın onun yerine.
    - ama onu yana çekersem düşer, kendinde değil!
    + düşsün pezevenk! oraya senin oturman lazım.
    - tamam, oturdum. şimdi ne yapmalıyım?
    + direksiyonu tut, ne çok sıkı ne çok gevşek.
    - tuttum. çok eğlenceli görünüyor ehu
    + evlat, ciddi ol, 40 yolcunun hayatı senin elinde. şimdi; önündeki
    + panelde
    bir çok gösterge var değil mi? tam ortadaki büyük olana bak, ne
    yazıyor orda?
    - bismillahirrahmanirrahim.
    + hayır göstergenin üstündeki yazıya değil göstergeye bak! hız
    + göstergesine
    bak, kaçla gittiğinizi görebiliyor musun?
    - sıfır.
    + nasıl sıfır? dikkatli bak.
    - sıfır, gerçekten sıfır. ölecek miyiz?
    + otobüs duruyor mu gidiyor mu bunu söyle bana seni kuş beyinli!
    - duruyooor
    + kalk sit tir git eşşoğlueşşek! bize de panik yaptırdın. şoför
    uyanınca
    devam edersiniz.
  • yilin 7 ayi havasi gayet guzel olan, 3 ayi dayanilmaz sicak olan, 2 ayi da hurricane stresi yasatan sehir.
    kasim ayindan haziran ayinin ortasina kadar gayet guzeldir havasi. ozellikle subat- mart aylarinda uzerinizde bir hirka ile disarida oturup yemek yiyebileceginiz gunlerin sayisi oldukca fazladir. haziran sonu agustos sonu, hatta belki eylul'un ilk yarisi inanilmaz sicak olur. sokakta bulunmak iskenceye donusur. sicaklik 40 derecenin uzerinde nem 80% ustunde, yapis yapis bir hava vardir. ziayert etmeyi planliyorsaniz bu donemde gelmemenizi tavsiye ederim. kapali yerlerin disina cikmak iskence haline gelebilir. her ne kadar "hurricane season" haziran'da baslasa da esas siddetli hurricane'ler genelde eylul- ekim doneminde gerceklesir. onun icin o donemde hava durumu her daim izlenmelidir.
    genelde sikici bir sehirdir. tam bir amerikan sehri. insanlarin sosyal hayatlari ya programli aktiviteler, ya kilise ya da malllarla sinirlidir. avrupa sehirlerindeki gibi "kendimi sokaklara atayim, vitrinlere bakayim, cafe'de oturayim, canim cok sikilirsa insanlari seyredeyim" mentalitesi yoktur pek.
    biraz kalabaliktan enerji alayim istiyorsaniz yapilacbilecek seyler ya bir mall'a gitmektir (galleria en populer ve en pahali mall'dur), ya bir sinemaya filan gitmektir, ya rice village'a gitmektir, ya westheimer - montrose bolgesinde kafelere gitmektir ya da west gray uzerinde yurunebilecek yerler vardir.
    kisa bir ziyaret icin houston'a gelenlere tavsiyelerim:
    1- paraniz varsa ve alisveris yapmak istiyorsaniz: galleria
    2- rice village: texas'in harvard'i rice universitesinin yakinindaki bi ufak bolgede bir kac sokak boyunca dukkanlar, lokantalar, kafeler filan vardir. turk yemegi icin istanbul cafe ve pasha (bu daha bir lukstur) burada bulunur.
    3- westheimer ave ve montrose'un kesistigi koseye yakin bolge. burasi houston'un gayve artist- hippi komunitesinin yogunlukta oldugu bolgedir. ikinci el kiyafet, antika vs bulunabilir. guzel kafeler vardir. westheimer ve dunlavy kosesindeki brasil, agora ve empire cafe hem ortam olarak hem urun olarak gayet guzel olanaklar sunar.
    4- west gray ave uzerinde iki bolge tavsiye ederim: birincisi west gray ve shephard ave'in kesistigi nokta. buraya river oaks'da denir. komik bir ayrinti tam bu kosede uc tane starbucks'in bulunmasidir. iki starbucks yolun iki kenarindadir, bir tane de buyuk barnes & noble'in icindedir. bir de benim sevdigim la madeleine isimli cafe var. bir de epicurian cafe var, onun da yemekleri fena degil. burasi houston'un en zengin bolgelerinden biri, sayet westgray'den shaphard'in obur tarafina gecerseniz dev malikanelerin bulundugu bir sokaga girersiniz. burada muhtemelen oil & gas sirketlerinin ceo'lari filan yasar.
    bir de west gray'in midtown'a yakin ucu fena degildir. west gray ve smith'in kesistigi nokta ve cevresinde guzel cafe'ler ve barlar bulabilirsiniz. (bkz: cocos) isimli cafe'de cok guzel panini ve krep yaparlar. yolunuz duserse tavsiye ederim.
    onun disinda houston icinde (i-610'un icinde kalan loop tabir edilen bolgede) benim aklima pek bir sey gelmiyor. sehrin banliyolerinde guzel yerler varmis ama ben henuz gidip gormedim.
    onu da oralarda yasayan, gidip gorenler yazsin.
  • meksika korfezi kiyisindaki genis, duz, cok kulturlu, devasa amerikan sehri.

    guzeldir houston, yukarida okudugunuz tum sikayetlere ragmen hareketlidir; sinemasi, bari, restorani, tiyatrosu, parki bol bir sehirdir. refah seviyesi yuksek, yasam maliyeti -diger buyuk sehirlere- gore dusuk bir sehirdir. dogru arkadas grubunu bulursaniz yapacak coook is vardir houston'da. tip merkezi ve onlarca cok uluslu sirketin ofisleri/merkezleri sayesinde krizden az etkilendigi gibi bu kaynaklar sehrin insan yapisinin daha karma, daha cok kulturlu olmasina imkan tanir.

    boktan yanlari da var elbette, mimarisi suni geliyor mesela bana, sanki bir suru kucuk kasabayi bir araya getirip hadi siz sehir olun demissiniz gibi, san francisco ya da new york city'de hissedeceginiz o sehrin bir parcasi olma duygusu houston'da kolay kolay gelismez. mesela ben hala sokaklarda yer ustunde duran elektrik direklerine gicik oluyorum.

    yine bolgeye gore gorece yuksek olan gelir seviyesi bir suru suclunun da ilgisini cekip sehirde toplanmalarina sebep oluyor, ozellikle son bir kac kasirgadan sonra insan akimi cok hizli, ve son bir yilda duydugum hirsizlik/soygun olaylarinin sayisini hatirlamiyorum, ki kurbanlardan birisi de benim.

    sonra denizi yok bu sehrin, 45 dakika mesafedeki galveston sayilmazsa eger, ki o suda ben yuzmem. yine de 6 8 saat mesafede south padre ya da panama city, destin gibi kasabalar deniz ihtiyacinizi karsilayacaktir. bunlarin her ikisine de 45 dakikalik continental express ucuslari ile ulasabilirsiniz.

    yine de yasamak icin guzel yerdir houston, eger kariyer yapacaksaniz, ailenizden uzak kalacaksaniz burasi iyi bir baslangic olabilir.
  • çocukluk hayalim olan "nba maçı seyretme" eylemini hayatımda ilk kez gerçekleştirdiğim şehir.
    hem de müthiş bir maç oldu ve iki uzatmaya gitti. sonunda da rockets kazandı.
    ayrıca hayatımın en güzel burgerlerini ve quesadilla'larını bu şehirde yedim.
  • uzaydan ismi söylenen ilk yerdir tabii. hatta şöyle:
    houston can you hear me
  • orada daha önce çesitli ayarlamalarını yapmamış (ev, akraba eş dostta kalma) kişiler için ilk birkaç günün sıkıntılı geçeceğini düşündüğüm şehir.
    2-3 hafta kalmış bulunuyorum. thy direk uçuşu ile gittim, donüste yine ayni sekilde geldim. (ekbilgi: thy uçakları houstonda indiğinde motorlar tam kapanmiyor 2 saat içinde murettebat degisiyor ve tekrar havalaniyor. buradan 13.00 de kalkan ucak oranin yerel saati ile 18 gibi iniyor ama en az 2 saat gumrukten gecme ile ugrasiyorsunuz. nedense cok sira oluyor.)
    hemen araba kullanacaklara tavsiye, aksi belirtilmedigi halde saga donus tum kirmizi isiklarda serbest. otoyollarda bir cikis kacirdiginizda sictiniz. ayrica bazi otoyollarda metrobus yolu gibi ortadan bir yol geciyor. aracta 2 kisiden fazla sayida kisi varsa gidebiliyorsunuz. bu 5 seritli highway trafiklerinde size buyuk avantaj sagliyor. ayrica ehliyetimiz yetiyor ama buna ayrica kisisel bir şofor sigortasi yaptirmaniz gerekiyor. onun disinda yollar ve trafik gercekten cok farkli. kucuk yollarda isik yoksa kavsakdan yaya halinde gececekseniz arabalarin sizden onxe gecmesini beklemeyin. ben her kavsakta bekliyordum bana bakiyorlardi ve duruyorlardi. sirf benim gecmem icin trafik olusuyordu bu da benim utanmama sebep oluyordu.. adamlar karsiya gecmemi bekliyorlarmis megerse... ayrica otobuslerin onunde bisiklet koyma seysi var. ozellikle parklar ve kosuyollarinda buzz gibi su saglayan cesmeler mevcut.
    cemaatin sanirim tam bilmiyorum turkuaz center diye gecen biryer mevcut. guzel cim sahalari var. 2 kere mac yapma firsatim oldu guzeldi.
    ayrica istanbul grill, nazif, acacia gibi turk restaurant ve marketleri mevcut.
    avmlerde standlarda genelde azeriler ve bizimkiler duruyor yine.
    onun disinda ross gibi alisveris zincirleri guzel markali urunleri buyuk indirimlerle satmakta onlari tercih edebilirsiniz. pawn (rehine) dukkanlarina sakin gitmeyin sifirindan daha pahali bazi seyler.

    kindle ya da amazon tabletlerinden alacaksaniz havaalaninda amazon dolabi gibi birsey var. adamlar kola satar gibi ereader satiyor :)

    hava durumu oldukca sicak bunu soylemeye gerek yok ama klima cidden buyuk oranda unutturuyor size havayi.

    yollarda gordugunuz arabalarin cogu carpik tamponu kirilmis halde. cunku tamir cok pahali arabalar cok ucuz. adamlar bisiklete biner gibi araba kullaniyor. sehir merkezine yaklastikca etrafinizi ultraluks ve sifir cillop gibi arabalar sariyor bunu da soyleyelim. :)
    yollar beton oldugu icin gurultulu ve bazi yerlerde cok bozuk. ama kimsenin umrunda degil. 5 6 iphone parasina chrysler alabiliyorsun.
    dil konusuna gelince, biraz abartirsak sokakta ispanyolca ingilizceden fazla konusuluyor diyebiliriz. ıngilizce konusunda siyahiler ile konusmak zorunda degilseniz cok buyuk problem yasayacaginizi sanmiyorum. cunku ingilizcelerini anlamak orta seviye biri icin gercekten imkansiz. adama efendim dedikce ayni sekilde ayni seyi 4 kere soylemesi ve benim hicbirini anlamamam da farkli bir animdir.
    onun disinda genel sorulariniz icin yesillendirebilirsiniz. bu gozlemler ve sorulariniz icin soyluyorum. benim 2 haftalik bir turist oldugumu unutmayin.