şükela:  tümü | bugün
  • reese witherspoon ve jack nicholson'un başrollerini paylaştığı, james l. brooks'un yönettiği, 2010'un aralık ayında amerikada yayınlanması planlanan film.
    http://www.imdb.com/title/tt1341188/
  • hayatımda izlediğim en sıkıcı filmlerden biri. klişe olmasını geçtim bari eğlenceli olsaydı.
  • reese whiterspoon'un şaşkınlıkla arkasına dönmelerinin fenalık geçirttiği film. owen wilson bütün filmi kurtarmış. romantik komedi gözüyle bakmazsanız kurgusunda bir enteresanlık var.
  • paul rudd ile owen wilson arasında seçim yapmak bir kadın için ne kadar zor olabilir ki? owen wilson bir romantik komeid filminde olabilecek en itici adam. paul bu durumda ilk sahneden kazanmış oluyor tabi... filme gelirsek, kafa yormayan laylay filmler kuşağında, pijamalarla evde izlenebilecek bir film.
  • romantik mi yoksa trajik mi olduğuna karar veremediğim film...o kadar sıkıldım ki yarısında uyuya kalmışım, uyuklamaya başladığımda otobüs bekliyorlardı,uyandım hala otobüs bekliyorlar zaten sonra film bitti. hani o kadar sıkılmışım ki filmden oturdum yüzüklerin efendisini bir daha izledim e tabii ilki ile yetinmeyip üçünü de izlemeye kalkınca hem de extended editionlarını, bütün gece ayakta kaldım...sonuç, bu film beni uykusuz bıraktı!!!
  • son zamanlarda izledigim en komik filmlerden biriydi. ozellikle diyaloglar ve karakterler acisindan oldukca basariliydi. paul rudd ve owen wilson'in oynadigi karakterler cok ilgincti ve gulmekten yerlere yatirdi acikcasi beni. su acidan da degisikti; konusuydu neydi diye sorsan ne ask derim ne iliskiler derim sadece insan dunyasinin karmasikligi ve kafa karisikligini anlatiyor bu film derim. insanin kafasindan gecen her dusuncenin boylesi diyalog ve karakterlerle birlestirilmesi cok dogal olmus ve komikligi bu saglamis.
  • görüp görülecek en sıkıcı film. film 2 saatten fazla sürdü, bi sorun konusu nedir diye? anlamadım. yani tabii bir eksen etrafında çekilmiş film ancak net bir konu yok. sanırson david lynch filmi yapmış abiler.

    sıkıcı, durağan, gereksiz replikler ve diyaloglar. jack nicholson için tek bir sahne var, gerisinde ise kayda değer hiçbir şey yok.

    ikinci bölümünde filmi ileri sardırdım, ona rağmen hiçbir şey kaçırmış gibi hissetmedim. pijamalarla evde izleneilecek film kalitesinde bile değil kanımca.
  • sikintidan nefes darligi cekme noktasina getiriyor, hani boyle bir cevap arar gibi tavana bakiyorsun, bir derin nefes almaya calisip tekrar ekrana donuyorsun ama yok yok...olmuyor. e inci cicegim, ne zorun var izliyorsun diye soran akli selim tarafima da bir cevab veremedim. sacma bir inatla filmi bitirecegim diye tutturdum. kendi aldigim bir filmin gercekten ama gercekten cok kotu olmasini sindiremiyordum sanirim... gelgelelim film ogretici bir filmdir, bu anlamda faidesi mevcuttur. mesela bir sey bu kadar daral getiriyorsa kasmayiniz, zaman kazaniniz demistir bana bagira bagira, hı-hım..

    --- spoylır ---

    maddy denen eblek adamin terkeden sevgilise telefon acip "yuzumu gorebilseydin ne kadar uzgun oldugumu anlardin.." demesi ve bunla beraber cark edip aptal aptal kendi fotografini cekmeye calismasi....

    --- spoylır ---
  • film bitmesin istedim, o iki saat yetmedi. durmadan ara verdim daha rahat nasil izlerim, daha fazla nasil zevk alirim filmden diye... akilli diyaloglar ve hayatlarinin karmasasinda hayatlarina yon vermeye calisan insanlar, hayattaki degisik varyasyondaki karakterlerden farkli ornekler... sonlarina dogru tek sahne olmamis*, onun disinda fazlasiyla olmus film. herkese gore de olmayan film, dogrudur. ne direkt komedi, ne direkt drama ne de direkt baska bir sey cunku. "slice of life" janrinda bir film.

    --- spoiler ---
    * "he sen de beni seviyorsun" demesiydi george'un. dur be evladim, hatun daha yeni karar vermis, sana gelmis. bos degil sana hatun da "sevmek" dedin; urkutucen insani. onca akilli ve/ya sirin diyalog ve akis icerisinde birden sivri kalmis diyalogun o parcasi. sanki film cekilirken otorite biri zorla o repligi koydurmus gibiydi; ait degil gibiydi filme.
    --- spoiler ---
    --- spoiler ---
    denebilir ki ulan bu ikisi arasinda karar vermek ne kadar zor olabilir diye. o veya baska bi sekilde hayatinda cok buyuk inis cikis hissetmeyen kisiler anlam veremeyebilir... birden hayatin alt ust oluyor hissediyorsun, karsina inanilmaz ariza, enteresan, kendi capinda komik ve esrarengiz biri cikiyor. zaten kafan ve hayatin bozuk. hatunun degisiyle bi "insensitivity" istiyorsun. bir sey dusunmeden, gercekleri akla getirmeden eglenebilmek, gerceklerle yuzlesmemek... ama bir yandan da hatun o gercek disi, dogal olmayan hayati da ozumseyemiyor. aslinda bir erkekte istedigi o deger verebilen ya da daha dogrusu o degeri fazlasiyla dogal ve hareketleriyle de "smooth" bir sekilde ifade edebilen, kendisini icten dinleyebilen sifatlarini da digerinde buluyor.
    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
    "it's the opposite of bus strike" nasil zeki bir replikti.
    --- spoiler ---
    ... helal diyorum. kendi kendime film izlerken oyle gulen bir insan degilim ama bu ve birkac replik beni kopardi. allah da seni koparsin james brooks.

    hatunun kararsizligina gelince; boyle olabiliyor karsi cins olayi. "variable"lari*/nitelikleri/sifatlari/neyse kiloyla alamiyorsun, bir yerden kaliteli bir degisken varken birinde, bir yandan o kiside les degiskenler de var. fonksiyonun degeri kac; en yuksek kimde, neyde cikicak diye tartmaya calisabiliyorsun arada kaldiysan. ha ya da mal mal f=ax+b'de bir "b" degeri var ki eger o "ask"sa sicarsin; onun disindaki degiskenler; artilar, eksiler n'olursa olsun sacma salak gidiyorsun o kisiye.
  • oyuncularina kanip izlenilen filmlerden.