şükela:  tümü | bugün
  • asıl ismi kim dong wook olan güney koreli şarkıcıdır.
  • florence and the machine'nin en aşmış, en süper, en mükemmel şarkısıdır. canlı performansı daha da takdir edilesidir. hepsi tamam ama bir şarkı nasıl her şeyi bu kadar açık ve dokunaklı anlatır hala anlamış değilim.

    tapılası.

    edit: machine'nin ne hayvan demek isterim kendime bir de yabancı dil biliyor, püü.
  • şairliğin o kendine has havasını sindirip semirmiş bir vaziyette ortalığa saçtığı ahkamları dinlerken, sansüre karşı bir tavrı olan insandan ziyade, tipik amerikalı bir yaklaşım buluyorum.. filmin animasyonları enfes..
    (http://yucitek.blogspot.com/2011/10/howl.html)
  • film kendini izletiyor, gözlerinizi kapayıp sadece james franco nun sesini bile dinleseniz film geçer, ama animasyonları çok başarılı değil kanımca böyle mesela koji yamamura ya da masaaki yuasa ya da bunlar gibi japon adamlarla anlaşsalarmış keşke. bi de müzikleri de daha güzel olsa tadından yenmez bi film olurdu.
  • 6 45 yayıncılık tarafından 1 hafta içerisinde yeni basımı yapılacak allen ginsberg kitabı.
    edit: şubat 2012 miş.
    şu da link'i:http://altikirkbes.wordpress.com/…r-allen-ginsberg/
  • allen ginsberg röportajında ''moloch; whose eyes are thousand blind windows!'' dizesini nasıl yazdığını anlattığında esere saygım bir kat daha arttı. bu kadar uzun şiirin her kelimesi özel bir anlam taşıyor ve üzerine saatlerce düşünülerek yazılmış.
  • beat kuşağı hakkında işi sıkı tutmak isteyenlerin izlemesi gereken film.uzun,klasik bir öykü anlatmak yerine şiir içeriği ve mahkeme sürecini ele alıyor,iyi de yapıyor.zira bildiğimiz yoldan ilerlese şiirin ve beat kuşağının ruhuna aykırı olarak;klişe ve kolay hazmedilebilir olacaktı.

    bi de jack kerouac'ı fazla yakışıklı yapmışlar.
  • şiir gibi filmler derler ya hani, heh. gibisi fazla, şiir film. allen, jack, neal ve diğer beat'ler, çoğu burada. allen ginsberg'i canlandıran james franco howl'u feci okumuş, bambaşka. içerik ve dili sebebiyle sansürlenmeye çalışılan howl, bugün cayır cayır her yerde okunurken, filmi çekilirken, ilham verirken; onu yasaklamaya çalışanları ise sikleyen yok. solucan yemi oldu hepsi, ne güzel. ancak türevlerinin soyu devam ediyor. her yerde, her zaman da olacaklar. ne kötü. belki alışmak lazım denyoluklara, belki katlanmak lazım. duman sıtayla.

    çok fazla alıntı var ama parmaklarımın bir hızı ve zamanımın da bir sabrı var. şöyle tadımlık ortaya bişeyler yaptırayım size. buyrun afiyet olsun. buyrun buyrun:

    "ilham perinizle sanki bir arkadaşınızla konuşur gibi açık bir şekilde konuşmalısınız. bu şekilde kendiniz neyseniz yazılarınızda da onu bulursunuz". (bu cümle, benim şu anki şiir anlayışımı açıklıyor mis gibi. ağdalı ve yaşangaçlıktan uzak olmasa daha iyi olur şiir. kofti şiirselliğe hayır diyorum. tabii "aşkım da değişebilir gerçeklerim de". yarını bilemem.)

    "jack kerouac yazıların, yazarın şahsiyetinden gelen kişisel bir şey olduğunu öğretti bana. bedeninden, nefes alışverişinden günlük konuşmasından gelen".

    "kehanet 100 yıl sonra birilerinin bileceği, hissedeceği şeyleri şimdiden bilip hissetmektir. veya insanların bir yüzyıl sonra kavrayabileceği şeyleri üstü kapalı şekilde aktarmaktır".

    şiirseverler ve sansürseverler bu filmi kaçırmayın.
  • pazartesi gününün ilk saatlerinde, saat 2:20'de de olsa, moviemax festival'de kendini hatırlatan, zevkle izlediğim filme adını veren bulutlar üstü şiir.. akıl hastanesindeyken ( o da ne? akıl dağıtılan yer!) psikiyatrına "heteroseksüel" olacağına dair söz verip şok tedavisinden muaf tutulan bulut üstü şair.. iyi gelirsin herkese; "with dreams, with drugs, with waking nightmares, alcohol and cock and endless balls" ve .. moloch.. moloch..
  • miyazaki'nin bizlere armağanı olan karakter.
    çocukluğunda terry grandchester'a aşık olanların aynı havayı görebilecekleri bir karakter.