şükela:  tümü | bugün
  • geçen gün tarlabaşı'nda gezerken yerde bir kredi kartlarını buldum. soyadı başarır olan birisine aitti. anında kartı alıp hsbc'nin 444 0 111 numaralı telefonunu aradım. çıkan ince sesli adama dedim ki "kanka bi kart buldum yerde iptal ediyosan et etmiyosan ben tekel bayiye girip bi kasa bira alıyorum". neyse bu adam hemen kart numarasını aldı benden, ismini cismini söyledim, kapattım, dedi.

    yalnız telefondaki müşteri temsilcisi çok mutlu oldu. kart sahibi adına defalarca bu duyarlılığımdan dolayı teşekkür etti. o kadar duygulandı ki eminim dudakları da titremiştir konuşurken çünkü sesi de çatallaştı 1-2 yerde.

    sonra da benden adımı ve telefon bilgimi istedi ve verdim. kartı kırıp atmamı söyledi, kırdım, 7 parçaya böldüm ve her bir parçasını taksim alt geçit inşaatının farklı bir köşesine attım.

    ben de sanıyorum ki bana maddi değeri yüksek, teşekkür babında hediyeler, parfümler filan gönderecekler. beklediğim gibi çıkmadı. sesi titreyen müşteri temsilcisinin de sesi dürüstlüğümden duygulandığı için değil kerizliğimden umutlandığı için heyecandan çatallaşmış.

    3 günde bir kredi vermek için arıyorlar.

    bu ara krediye ihtiyacı olan olursa mesaj ışığımı yaksın.

    bana düşük faizli kredi veriyorlarmış. çeker veririm size.
  • "bankamız kayıtlarında bu numara, telefon numaranız olarak bulunmaktadır. eğer doğruysa xxx numaraya evet yazıp mesaj atmanızı rica ederiz." diye çılgın mesajlar atan banka. canım sıkılıyordu zaten "hangi" diye cevapladım. karşıdan "nasıl hangi?" diye mesaj geldi. "bu numara benim ilkokul numaram lan. hey gidi günler, çocuktuk be ya" diye trakyalı kızanlar gibi melankoli yüklemesi yaptım. sınırsız mesaj hakkım vardı, birisi arayana kadar mesaj atabilir ve telefonun diğer ucundaki şahısla "kim kimle nerede nasıl" bile oynayabilirdim. çok geçmeden bir kadın aradı ve "beyefendi oyun mu oynuyorsunuz, bu sizin telefonunuz mu değil mi?" diye bağırdı, ben de "kiminle" dedim. "bizimle" diye cevaplar cevaplamaz "nasıl"ı yapıştırdım. hıçkırmaya başladı, benden nefret ettiğini söyleyip hızla telefonu kapattı.

    elimde telefon varken, gelen mesajı "hangi" diye cevaplarsam neler olacağını hayal etmek güzeldi ama yemek yerken bunlarla uğraşamazdım. bolu et lokantası'nın sadece perşembeleri çıkan efsanevi tavuklu pilavıyla meşguldüm, ne bankası ne onay mesajı?

    ne zaman hsbc ile ilgili bi entry yazsam, dakikasında bankacılığın kalbindeki adam şeytanın aklına gelmeyen küfürlerle mesaj ışığımı yaktığından, banka hakkında bir şey söylemek istemiyorum. küfürü serbest bırakırsanız mesaj fasilitesinde, adam gang bang'e meze yapar, ofisin önüne ibret-i alem olsun diye dikeceğini de söyler. uzun entrylerime bile küfrediyor adam, kısa yazmam gerektiğini savunuyor.

    mesajların çıktısını alıp adamı 5 sene ağır hücre, 2 sene de kürek cezasına çarptırdım. hukuk benim tarafımı tuttu ama bu manyak 7 sene sonra bile akıllanmadı. bankasına laf geldi mi yine deliriyor, evimin camına horoz kafası fırlatıp gözdağı veriyor. neyse toparlayayım, tansiyonu yükseltmeyeyim.

    hsbc: dünya'nın yerel bankası. organik. köy.
  • son 4 aydır düzenli aralıklarla ev telefonumu arayan, süleyman s. adlı bir abimizin kredi kartı borcunun neden ödenmediğini sorgulayan güzide bankamız. en sonunda bugün delirdim, savcılığa vereceğim sizi dedim. buradan da söylüyorum. aramayın canım kardeşlerim, süleyman s. diye birisi oturmuyor burada.
    süleyman abi allaşkına, sen de öde şu borcunu bak sinirden erken doğurucam.
  • (bkz: ölü faydalanıcısı)

    diyelim bir yakınınızı kaybettiniz, mirasçılar olarak yakınınızın bu bankada hesabı olup olmadığını öğrenmeniz için talep edilen tutar 750tl, sadece bir şube için sorayım derseniz 250tl ödemeniz gerekiyormuş.

    vay paşam vay, ölüsünden dirisinden her türlü yararlanın, aman bir tuşa da beleşe basmayın.

    (bkz: yuh)
  • zorla sattığı sigortadan faydalandırmak için müşterilerini kanser etme politikası yürüten banka.
    bana da satmıştı sigortayı, az önce güç bela iptal ettirdim ama sanırım iyi bişey yapmadım. zira hala bir hsbc müşterisiyim, yani risk grubundayım.

    aşağıdaki telefon konuşması herhalde bir 15 dakika filan sürmüştür. hsbc personeli, bana aynı şeyleri döne döne anlattı fakat burada tekrarlamayacağım.

    - iyi günler, bana bir kanser sigortası satılmıştı zorla, şimdi ben bunu iptal ettirmek istiyorum
    - neden iptal ettirmek istiyorsunuz?
    - çünkü zaten telefondaki ısrar üzerine almıştım. yoksa ayda 20 lira vermek istemiyorum.
    - güvencemizi okudunuz mu?
    - evet okudum, fakat ben yaşım, yaşantım ve genetik faktörler itibariyle düşük risk grubunda olduğumu düşünüyorum ve şu an her ay bunun için para vereceğime gider evimin bir eksiğini alırım.
    - o zaman neden bunu ilk arandığınızda söylemediniz?
    - bakın hanımefendi ben bunları ilk arandığımda da aynen söyledim. fakat arayan arkadaşınız o kadar çok anlattı ve ısrar etti ki "yeter, ne oalcaksa olsun tamam" noktasına geldim ev kabul ettim.
    - kabul etmek zorunda değildiniz, biz sizi aradığımızda her şeyi anlatıyoruz, isterseniz reddedebilirdiniz.
    - hanımefendi, insanları mesai saatinde dakikalarca meşgul edip, istemediklerini duyunca iyice ısrar edip, insanları "yeter tamam kabul" noktasına zorla getirdikten sonra kalkıp böyle şeyler diyemezsiniz.
    - ama biz mesai saatleri içinde çalışıyoruz başka zaman arayamayız. istemiyorum diyebilirdiniz.
    - istemiyorum diyince ne olduğunu şu an görüyorsunuz. zaten konuşmalar sizin bu ısrarınız yüzünden uzuyor. o konuşmada da öyle olmuştu, ben istemiyorum dedikçe siz ısrar edip uzatıyorsunuz.
    - dinlemek istemiyorum diyerek telefonu kapatabilirdiniz.
    - bakın ben bu telefon da dahil, sizin gibi yerlerden gelen telefonları çat diye kapatmıyorsam, bu tamamen size olan saygımla alakalı. bu sizin işiniz, kimse işini yaparken telefonun yüzüne kapatılmasından hoşlanmaz. ben size insan gibi davranıyorum diye bunun karşılığı bu mu, açıkça o zaman "bize insan gibi davranmayın" diyin olsun bitsin.
    - son söylediğiniz sözü kabul etmiyorum çok kabaydı.
    - tamam da hem telefonda satış yapmak için o kadar zorluyorsunuz, sonra ben bunu iptal etmek isteyince de sizden fırça yiyorum.
    - estağfurullah.
    - e öyle ama. lütfen beni başkasına bağlar mısınız, ya da ben tekrar arayıp başkasına denk geleyim.
    - yok hayır işleminizi yapalım. neden risk grubunda olmadığınızı düşünüyorsunuz?
    (burada bir ton anlattı yine bir şeyler)
    - istemiyorum.
    - bizi de anlamaya çalışın, biz bankaya ve sigorta şirketine bilgi veriyoruz, kart bastırtıyoruz, sonra siz iptal ediyorsunuz.
    - o zaman tamamen iadeli iptal prosedürü koymayın.
    - biz koymuyoruz sigorta şirketi koyuyor.
    - bakın siz insanlara böyle şeyleri telefonda anında cevap isteyerek satamazsınız. bu böyle olmaz. beni arayıp bilgilendirin, sonra tekrar arayın, ben size kesin cevap vereyim. bu yaptığınız şey kapıdan satıştır ve iptale tabidir. kusura bakmayın ama kişilerden anında cevap isterseniz olacağı da budur.
    - risk grubunda değilim diyorsunuz ama sizin gibi çok kişiye ödeme yaptık, her an her şey olabilir.
    - ona bakarsanız her an trafik kazasınad binlerce insan ölüyor. bu kanser değil de ferdi kaza sigortası olsaydı tamamdı, çünkü orada risk herkes için aynı. hadi hırsızlık da olur. ama kanser, tamam herkesin başına gelebilir, ama ayrıca özel bir risk unsuru da var. ki o unsurlar bende şimdilik yok. tabii ki her an her şey olabilir, ama tekrar söylüyorum bu bir kaza sigortası olsaydı şu an bunları konuşmuyor olurduk.

    ama iptal ettirdim sonunda.
    bir sene içinde allah muhafaza kanser olursam, işte buradan söylüyorum, ilk şüpheleneceğim hsbc'dir.
  • hong kong shangai banking corporationin kısaltılmışı...
  • vaktiyle bünyesinde çalışmışlığım mevcut..
    insan kaynakları politikası olsun, hakkaten köy yerelliğinde zihniyeti olsun, genel çalışan profili olsun...
    günahım kadar hazetmediğim bir kurum burası..

    bir müşteri olarak da, asla tercih etmezdim bu bankayı..
    zira verdiklerinin oranı az, aldıklarının oranı fazladır..
    yatırımlarınıza piyasa ortalamasının altında kazanım sunup, sizi fonlamaya kalktığında ise, yine piyasanın epeyce üzerinde bir oranla size verdiği kaşık dolusunu, kepçe dolusu ile çıkarır..
    masrafları, ücretleri hep piyasa ortalamasının üzerindedir..
    çalışanları genelde, tikicanlığa meraklı orta düzey eğitim ve görgü sahibi kimselerden oluşur..
    banka genelinde çalışma süreleri ve emek sömürüsü de had safhadadır lakin..

    ha görgü ve eğitim düzeyindeki düşüklüğe karşın, özellikle şubelerinde, fıstık gibi kızları (söylemesi ayıp), janti görünüşlü metroseksüel erkekleri istihdam eder..

    şube müdürleri ekseriyetle lise mezunu kimselerden oluşur.. (bunu asla yadırganacak bir şey olarak görmemekteyim aslına bakarsanız.. zira, lisans ve üstü mezunu kimselerin meslek tecrübeleri henüz lise mezunu bankacıların tecrübe sürelerine erişmiş değil tam olarak.. ve tecrübe başarı ortalamasının lisans+üzeri mezunları tarafından da sağlanabilir hale gelmesi son beş yıla falan ancak tekabül ediyor... ben de bir insan kaynakçısı olsam yahut bölge müdürü falan, ben de tecrübeye ağırlık verip lise mezunu kadını şube müdürü yapardım.. lakin ortada yazık ki genelde, bu yöneticilerin çoğunda mevcut bir kompleks gerçeği, nice güzide zavallı yeni mezun lisanslıyı yüksek lisanslıyı canından bezdirmekte..)

    hsbc group, çok acaip güvendiği bir ülke olmadığı müddetçe, piyasasına girdiği ülkedeki kuruluşunda ne argeye ne teknolojiye ne de başka bişeye yatırım yapmayı tercih etmekte...

    bundan mütevellit, hsbc, henüz hala değişmediyse, haaaalaaaaa devraldığı demirbank ın otomasyon sistemini kullanmakta olan bir banka...
    çünkü zihniyeti o ki, bir kriz anında, gerekli görülmesi halinde pılıyı pırtıyı toplayıp kapıya da kilidi rahatça asabilmek rahatlığını istemekte...

    bir müşteri olarak bakıyor ve rekabet koşullarını göz önünde bulundurarak diyorum ki, adındaki ecnebiliğe aldanılması tamamen büyük bir hata olacak olan hsbc turkey, seçilebilecek en mantıksız tercihlerdendir..

    yerelliği bu derece yaşatmasına karşın, dahili olduğu ülkenin teamüllerine ayak uyduramayacak kadar da snob olması ayrı bir handikapı..
    ideal olan, kayıtlı ekonominin ingilterede şurda burda varlığını baz alıp, yüzdebilmemkaçı kayıtdışı olan türk ekonomisinin gerçekleriyle bağdaşamayan uygulamaları ve hukukunu türk hukukuna entegre etmekteki handikapları, sayılabilecek diğer saçmalıkları...

    üstelik sözleşme sürem bitmeden çıktığım için benden vaktiyle almış oldukları 2000 küsur ytl tazminatı da boğazlarına ilmek ilmek dizmet isterim orası da apayrı bir mevzu...

    ancak bunlardan hiç ama hiçbiri, orda çalışan bir insana, kuruma ve kurum uygulamalarına olan tepki nedeniyle, mini eteğinden tutup, aldığın maaşı ben ödüyorum demeye varacak kadar terbiyesizce yaklaşmaya mazeret olamaz..

    bunu ortayaş üstü kaprisli görgüsüz sonradan görme ahmet efendi yapınca bişey demiyoruz.. kabullendik ve o neslin doğal seleksiyon içerisinde yoıkolmasını bekliyoruz..
    ancak, muhtemelen yaşı 30 altında, internetten faydalanmayı becerip, sözlük ortamına dahi dahil olabilmiş ve yine muhtemelen en az lisans devam halinde olan bir adam yapınca..
    yuh ulan öküzoğlu öküz dememek için kendimizi zor tutuyoruz...

    gidip hizmet aldığınız hiçbir kurumun çalışanının parası sizin cebinizden ödenmiyor..
    öyle hayalleri unutun artık...
    ağa da değilsiniz, derebeyi de değilsiniz..
    tarlanızı sürdürdüğünüz marabanız da değil karşınızdaki..

    efendi efendi sıranı bekleyecek, hizmetini alacak, hizmete dair şikayetin varsa bunu gelişmiş insandan beklediğimiz üzre, makul yollarla ileteceksin makul kişilere..

    halihazırda başka bir bankada orta kademe yönetici sıfatıyla çalışmakta olan ben, ekibimden herhangi birine "yapacaksın lan! senin maaşın benim paramdan ödeniyor!" diyen dangalağın işini bilhassa yaptırtmıyorum.

    bu öküzlüğün işe yaradığını düşünmesi insanların, en korkunç sonuçlara gebe.. çünkü öküzlüğü sürdürülebilir hale sokuyor..

    ancak insan istiyor ki, öküzlük düzeyinizde gün geçtikçe azalma gözlemleyebilelim...
    halen vehametinizi koruyorsunuz, halen en az bikaç günde bir beni hayal kırıklığına uğratıp, bir de üstüne en büyük terbiyesizlikle, "ben senin 5 katın kazanıyorum.. 500-600 maaşla karşıma geçip şunu bunu yapamazsın.. hadi neyse 1000 olsun.. yine yapamazsın.. 2500 e kadar yolu var!" diyebiliyorsunuz..

    sizden yaklaşık 4 kat fazla kazanan bir milletvekilinden hesap sorma hakkınızı resetlediğinizin de farkında olmaksızın üstelik..

    allah sizi ve sizin gibileri ıslah etsin.
    amen.
  • üşengeçlik, parasızlık, unutkanlık ya da zamansızlık gibi her ne sebeple olursa olsun kredi kartı borcunun son gün ödenmemesi durumunda telefonla taciz eden banka.

    based on a true story

    1. arama

    - merhaba hsbcden arıyoruz kredi kartının asgari ödemesini gerçekleştirmemişsiniz.
    - ekstre elime ulaşmadı. hangi gün ödemem gerekiyordu?
    - düne ait bir ödemeniz vardı.
    - tamam öderim
    - ne zaman ödeyeceksiniz?
    - yarın öderim. (içinden) sana ne?
    - tamam notumu alıyorum iyi günler
    - size de iyi günler! (içinden) yalan mı söylüyoruz, ne not alıyorsun?

    2. arama
    oztokyolu ertesi gün zamansızlıktan ödemez. ancak telefondaki muhatabından gıcık almıştır. zamanı olsa da ödeme yapmamayı düşünmüştür.

    - merhaba hsbcden arıyoruz. kredi kartınızın asgari ödemesini gerçekleştirmemişsiniz.
    - biliyorum. vaktim olmadı.
    - arkadaşımıza dün için ödeme yapacağınızı söylemişsiniz.
    - biliyorum. vaktim olmadı. (içinden) bu lafı daha önce de söyledim. algılama bozukluğu var galiba.
    - ne zaman ödersiniz.
    - hafta başı müsait olunca öderim. (içinden) hafta başında da ararsınız inşallah!

    3. arama
    oztokyolu’nun duası kabul olmuştur. hafta başında telefonu çalar.

    - merhaba hsbcden arıyoruz. kredi kartınızın asgari ödemesini gerçekleştirmemişsiniz.
    - biliyorum.
    - ödeyeceğinizi söylemişsiniz.
    - biliyorum.
    - ne zaman ödersiniz?
    - ben de bu soruyu bekliyordum. bilerek ödemedim. aramanızı bekledim. neyse ki çok bekletmediniz. yarın sadece asgarisini değil, tüm borcu ödeyeceğim.
    - yarın ödeyecek misiniz? daha önce de ödeyeceğim demişsiniz!
    - ödemeler için aradığınızda bana ulaşabiliyor musunuz?
    - evet
    - yarın ödemezsem faiz işliyor mu?
    - evet
    - daha önce ödemediğim için faiz işledi mi?
    - evet
    - ödemediğim sürece faiz işleyecek mi?
    - evet
    - o halde neden arıyorsunuz?
    - hatırlatma amaçlı
    - her gün mü hatırlatıyorsunuz?
    - yani şey...
    - yani şey falan değil. resmen terbiyesizlik. hem faizini alıyorsunuz hem de utanmadan arıyorsunuz. mal mı kaçırıyoruz burada. her aradığınızda ulaşıyorsunuz. ödemeyeceğim de demiyorum. faiz almayın da demiyorum. “dünyanın yerel bankası” türk insanını ince belli bardakta demli çay sanmakla olmaz. yarın tüm borcu ödeyip kartı da iade edeceğim.
    - yanlış anladınız
    - iyi günler
    - eee.. iyi günler!

    bu son diyalogdan sonra hsbc’den oztokyolu’ya taciz telefonları kesilir. kıssadan hisse; kredi kartı için arandığınızda gerçekten haklı olduğunuza inanıyorsanız, kartı iptal edeceğinizi söyleyin ve tüm tacizlerden kurtulun.

    meraklısına not: bu entry götümüze girer mi? girmez! olsa olsa oztokyolunun götüne girer, o da fark etmez! demeyeceğim tabi*
  • beni yolda yürürken çevirip kredi kartı başvusuru yaptırtan, daha sonra da başvurunuz kabul edilmedi diyen banka..
  • bugün beni görüşmeye çağıran banka, lakin benim sağır kulakların hsbc yi spss* anlaması.telefonda bir kaç defa daha görüşmeme rağmen hala spss demekte ısrar etmem.görüşmeye gittiğimde hsbc binasının önünde durup adresi bulamadım diye tekrar telefon etmem (bkz: ve olaylar gelişir)

    +alo iyi günler ben görüşme için geldim ama bulamadım yerinizi.nerde acaba tam olarak?
    -tamam.sizi nerdesiniz su anda?
    +gayrettepe metrodan cıktım.hsbc binasının önündeyim.
    +?!?!?!?! eeeee.. tamam işte kapıdan gireceksiniz.hsbc ye gelmediniz mi?
    -içses:hassktir hsbc imiş lan!!!!.(hiç bozuntuya vermeden)tamam geliyorum hemen diyip kapatmam...

    bu da böyle mal olduğum bir anımdır işte sözlük.