şükela:  tümü | bugün
  • ör:
    canı cananı bütün varımı alsın da hüda
    etmesin beni tek vatanımdan dünyada cüda

    (bkz: mefailün mefailün mefailün mefailün)
    (bkz: voltran voltran voltran)
    (bkz: beterböcek beterböcek beterböcek)*
  • latin yazım ile yazıldığında farsça karşılığı "khüda" olan kelime. ve türkçe de "" nın karşılığı olmadığı için hüda olarak geçmiştir. aynı kelimenin kürtçe karşılığı ise xweda ya da xwedê dir. ve kürtçedeki karşılığı xwe(kendi) ve dan(vermek, doğurmak) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. xwe-da yani "kendini doğuran" anlamına geliyor. farsça da da "khu" kürtçedeki "xwe" nin karşılığı(veya tersi) olsa da "dan"(vermek) fiili veya ona yakın kökenli sesteş bir "vermek" fiili ve karşılığı yok sanırım.
  • tanrıların isimleri olan sözcükler, şüphesiz o tanrı'ya yakıştırılmadan önce de insanlar tarafından kullanılmaktaydı. oysa genellikle yaptığımız, sözcüğün bir tanrı'nın adı olduktan sonraki hâline bakmaktır, şurada bir örneği görüleceği üzere: (bkz: ülgen/@sarissa)

    hüda ismi de, her ne kadar aslında türklerde bir tanrı'nın adı olan kutay (kotay, kuday) ile benzerlik gösterdiği için doğrudan farsçadan türkçeye geçmiş bir sözcük olarak kabul edilse de, bu durum kanımca bu sözcüklerin tanrı adı olmadan önceki anlamları, etimolojik geçmişleri göz ardı edildiği için ortaya çıkmaktadır.

    bu nedenle, hüda sözcüğünün türkçe kutay sözcüğü ile ilişkisi daha derinlemesine irdelenmelidir. bu noktada kutay'ı da etimolojik geçmişi bakımıyla incelemek gerekecektir ki, meselenin basit bir kut+ay'dan ibaret olmadığı kanısındayım. bununla pek ilişkili olarak: (bkz: kutay/@acemkasiyan)

    neticede kutay ve hüda adları birbiri ile ilişkisiz olabileceği gibi, muhtemel ortak kökenleri farsça veya türkçe olabilir, hatta başka bir dilde de bulunabilir. anlatmak istediğim, neticeye varmak için fazla basit ve aceleci bir yol seçtiğimizdir.
  • (bkz: hüda nached)
  • çoğu islami terim dilimize farsça'dan geçtiği için, allah yerine kullanılması yadırganmayan sözcüktür.

    tanrı - allah tartışması bana hep komik gelmiştir.

    seni, bir yaratıcının varlığına inanıyorsan, ki ben hayatımda hiç bir zaman emin olamadım, adına ne dersen de onu tarif etmiş, ona hitap etmiş olursun.

    islami anlayışa göre allah sonsuz bir bilme yetisine sahiptir. tanrı diye adlandırsan ne olur, allah desen ne olur...

    ahlakla ilgili kuran'da yazan hiçbir şeye uyma, işin ibadet tarafını gösteriş olsun diye yap, allah'tı-tanrı'ydı şekilciliğinde boğul...

    kimi kandırmaya çalışıyorsunuz, bir bilsem...
  • nesimî' nin :
    " rızkımı veren hüda' dır,
    kula minnet eylemem."
    sözünde ' allah' anlamında kullanılmış olan kelime.
  • etimolojisi aslinda anlamini da mujdeliyor. yazilisi itibariyle hoday, yani "kisinin kendisi, zati" manasindaki farsca "hod" ile farsca'daki "gelmek" fiilinin cekimlisi "-ay"dan olusup bir anda "bizatihi (varliga) gelen, gelmesi icin bir baskasina ihtiyaci olmayan" anlami sip diye cikiveriyor. tabii bu benim kendi kendime ulasacagim bir fikir degil, olamazdi da.fahreddin razi gibi kelam'a (hem dildeki kelime hem de islam dunyasindaki felsefe manasinda) vakif ademler soyluyor bunu. ayni mantikla tanri'ya kendigelen desek teoman sarkisi gibi olur mazallah. iste bunlar hep guzel turkce'mizin felsefe yapmaktaki yetersizlikleri.
  • "hak teala'nın günlerden bir gün dört melaikeyi huzuruna çağırıp şu "asumanları" kaldırma emrini verdiğini, melaikeyi kiram'ın dini bir uğruna hamle ettiklerini, lakin "asuman'ın" kıpırdamadığını, bunun üzerine rabbilalemin'in* "süphaneke *okuyun" diye irade eylediğini, melaikelerin süphanekeye başlamasıyla bihikmetü hüda asumanların, kuştüyü misali kalktıklarını hikaye etti." kemal tahir - karılar koğuşu

    (bkz: hikmet-i huda)