şükela:  tümü | bugün
  • "hugonun .mina koyim" den cok daha az bilinen bir enstantane soyledir,

    oyuncu cocuk tren ve dag yolunu secer.yola ciklar...henuz en ufak bir sag sol hareketi bile yapmamistir.
    tolga abi:cucucucucucucucucucucucuc....alti alti alti alti alti....
    trene bindirir.
    tolga abi:neyse daha iki hakkin daha var, ve hugo ailesini kurtarmana yardim etmen icin seni bekliyor.
    ...
    tolga abi:ucucucucucuc...
    yine trene bindirir, ucuncu hakkinda da ayni sekilde en ufak bir hareket dahi yapmadan yine ayni basariyi tekrarlar ve yarismayi tek bir hareket bile yapamadan tamamlar.akabinde,
    cocuk: ya bastim ben ama.
    tolga abi:ama bassaydin bilgisayarimiz algilardi
    cocuk:ya basiyorum uce ben ama uce basinca kanal degisiyo.***

    cocugun son sozunden sonra tek hatirladigim kardesim koltuktan duserken benim oturmakta oldugum kanepeyi kemirmekle mesgul oldugumdur.
  • tolga:aa neden basmadın düğmeye zamanında
    çocuk:tolga abi yaa amına koyiim basıyom basıyom gitmiyo
    tolga:?
  • amiga zamanlarinda cok sayida gence acili saatler yasatmis oyunun kisaltilmis adidir.tam adi hugo pa nye eventyr olup danimarka dilinde oldugundan ne anlama geldigini bilmemekteyim(yuzsuzluge bak).neyse iste bu oyunun genclere acili saatler gecirtmesinin sebebi bu basliktaki cogu mesaja konu olan televizyon programidir.90larin ilk yarisina rastgelmekteydi sanirim,tv programi cikmis ve tum cocuklari basina toplamisti.bir itirazimiz yok toplansinlar tabii ama ne bilelim ucunun sonunda bize dokunacagini.biz gunlerimizi sabre team,defender of the crown,dune 2,railroad tycoon,pirates falan oynayip kendi halimizde mutlu mesut yasarken kulturumuzun en onemli ogelerinden misafirlik konusundan dertliydik.haftada bir mutlaka misafirler gelir ve bunlarin yaninda mutlaka yaramaz bir velet olurdu.olursa olsun ne guzel iste denilebilir ama bu misafirlikler sirasinda o veletler hep bir sekilde bas agrisi olurdu bizlere.her ne kadar o tarihlerde gerekli buyumeyi saglamissak da aile eline bakiyorduk.o yuzden onlari kizdirmamak gerekliydi. bir misafirin cocugu mu var? salonda dedikodu yapan ebevenyleri rahatsiz mi ediyor? hemen bizlerin odasina gonderilir, "biraz oyun oynat abisi" diye gerekli brifing verilirdi.bu noktada "o cocugu da yerim misafiri de yerim,gidin lan basimdan!" diyerek pelerinimizi savurur ve karizma bir sekilde uzayda belirsiz bir noktaya bakardik...demek isterdim ama olmazdi tabii oyle birsey.

    zoraki olarak velet amiga nin basina oturtulur, "ben buna ne oynatayim ki simdi?" diye kara kara dusunulurdu.neyse ki sonradan bir sekilde hugo adli oyunun disketleri elimize gecerdi.-zaten bu hugo denen oyunu da en son civilization oynatmaya calistigim bir velet sikintidan aglayinca cektirmistim.- neyse efenim iste o oyun acilir,"bak sana tv deki oyunu oynatacagim" diye ortam hazirlanirdi.velet tabii bu, bos durur mu? daha oyun yuklenmeden "hadi ac,hadi baslat,hadi yaaa,euuueeee" diye kafa utulerdi. amiga lan bu,ben defender of the crown da turnuva icin 4 dakika yuklenmesini bekliyorum,kolay mi oyle hemen acilsin.oyun bir sekilde acilir,veletin gozleri parlar,oyun baslar..

    "aaaabiii bu hugo diilll". lan nasil degil? aynisi iste.bak ayni sopar tipiyle tren yolunda gidiyor."aaaaabiii bu nereye cufcufluyoruz demiyor uhuhuhuhu".dert anlasilirdi,meger oyundaki konusmalar garip bir dildeymis,tv de ise turk birisi seslendiriyordu malumunuz.orjinal oyundaki danca oldugundan hakikaten berbatti.zaten ben bu danimarkalilarin bir tek katja kean ini severim,baska da birseylerini sevmem.her neyse konumuz o degildi.velede acmissin tv de salyalarini akitarak izledigi oyunu,ama turkce konusmuyor diye agliyor.ikna etmeye calisiyorsun,anlatiyorsun "oglum onu bi adam arkadan konusuyor,gercek degil" falan diye ama anlatmak ne mumkun.

    bu noktada iki secenek vardi,ya "la yoru!!" diye bi samar patlatip valideden uc gun azar isiteceksiniz,ya da "nereye cufcufluyoruz" diye seslendirme yapacaksiniz.ben hep birinci secenegi sectim,pisman degilim.gunlerce valideden laf dinledim ama "nereye cufcufluyoruz?" diyecek kadar kendimi kaybetmedim.zaten sonra da commodore firmasi batti,ben pc aldim.dedigim gibi efendim ne bu veletleri severim,ne de danimarkalilari.ha katja kean i severim,o ayri.
  • gerçektir. show'tv de çalışan bir arkadaşım, kanalın tuvaletinde tolga gariboğlu ile karşılaşır. arkadaşım, " hugo'nun mna koyayım " hadisesini açıklığa kavuşturabileceğini düşünür ve gariboğlu'nun yanına yaklaşır.

    - ( arkadaş ) tolga bey, size bir soru sorabilir miyim ?
    - ( tolga ) hayır, küfretmedi !

    adamın içine bu kadar yer etmiş, artık siz anlayın...
  • "martin scorsese mi vaaaay..."
    filme girmeden önce hakkında öğrendiğim tek şeyin cümle hali bu oldu. "animasyon da eyidir yea" diyerek girdim salona da.
    düşünün, filmi animasyon sandım, o kadar fikirsizim.
    filmden çıktığımda, sanki hayatımda ilk defa bir sinema filmi izlemiş bir çocuk gibiydim -ki çocuklaşmak hoşlandığım bir şey değildir ve pek nadiren başıma gelir.
    filmle ilgili ise söylenebilecek herhangi bir beğeni ifadesi yetersiz kalacak, bana göre.

    aynı salondan bir baba-kız da çıktı, baba kızını azarlar gibi "bir daha önceden bakmadan gelmeyelim sinemaya filan..." şeklinde söyleniyordu. sözlükteki "ayh tam bir hayalkırıklığı, talukatımız sikildi 2,5 saat, götüm gibi olmuş, entelköy'e gideydik eyiydi..." şeklinde yorumları da okuduktan sonra karar verdim, bu türk insanı dediğinin çocukluğu müthiş bir hayalgücü, entelektüel birikim ve macera dolu bir hayatla yoğrulmuş. büyüdüklerinde tatmin olabilmeleri için recep ivedik izlemeleri filan gerekiyor. bu filmi sevmemeleri çok normal. "yarısında çıktığım film"ciler liseli olduğundan onlara bir diyeceğim yok, allah onların belasını vermiş zaten.

    her ne kadar "keşke film fransızca olabilseydi" diye düşünsem de neden ingilizce olduğunu bildiğim için bu konuyu da eleştirmeye değer bulmuyorum. 2011'in en iyilerinden biri, kesinlikle.

    --- spoiler ---

    o değil de, deftere ne oldu?

    --- spoiler ---
  • eskisine katılmıştım... trenle gidiyodu eleman sol tuşuna basıodum tam dönecekken, tabi sinyal iki saat sonra oraya ulaşıyo daaan carpıyodum, yenilmiştim, teselli hediyesi aldım göndermedi puştlar
  • ekşi sözlük sosyo kültürel seviyesinin dahil olduğum son 8-9 yılından beri nasıl her allahın günü daha kötüye gittiğinin bir kanıtı gibi olan filmdir. şu filmde harcadığı vakte acıyan adamlar var ya daha ne diyim. buyrun sizi başka başlığa alalım (bkz: amerikalılar karadenizde 2)

    (bkz: kötüleneceğini bile bile entry girmek)
  • birçok sözlük yazarının yazdığı gibi sadece georges melies'e saygı duyma filmi falan değildir. çok üstün sinema beğenisi olan biri olduğumu falan iddia etmem ama sinema okumuş ve bu işe, sinema tarihine az buçuk kafa yoran biri olarak martin scorsese'nin şunu demek istediğini düşünüyorum: bakın siz şimdi bu 3d filmleri falan izliyorsunuz, her şey oradan buradan fırlıyor, böyle perdenin içine giriyorsunuz sanki. evet bu bir devrimdir ama bu adamların yaptığı da bir devrimdir. ben o treni en son teknolojiyle gözünüzün içine sokar gibi yapıyorum hepiniz irkiliyorsunuz ama lumiere kardeşler de kendi trenlerini gara soktuklarında izleyiciler salonda kaçacak yer aramışlar zamanında. melies ayın gözüne roketi sokarken sadece izleyiciyi sinemaya çekmekle kalmamış yönetmenler olarak hepimizin üstüne koyarak getirdiği bu koca duvarın ilk tuğlasını koymuştur. ben de bugünün en büyük yönetmenlerinden biri olarak öyle bir film yapıyorum ki en basit teknolojiyle yapılmışı ve en son teknolojiyle yapılmışı bir araya getirip biraz düşünmenizi istiyorum.
    yani birilerine saygı duyma filminden daha derin bir filmdir hugo benim gözümde. sinemanın büyüsüne azıcık inanıyorsanız ve sadece vakit geçsin, eğleneyim, mısırımı yiyeyim gözüyle bakmıyorsanız bu işe, bu filmi çok seversiniz. ben çok heyecanlandım, çok etkilendim ve scorsese'nin büyüklüğünü bir kez daha anladım.
  • tolga abi telefondaki çocuğa o olmazsa olmaz soruyu sorar: "büyüyünce ne olacaksın?" ve cevabını alır: "ninja!"
  • bugün bi mal genç oyunu kumandayla oynamaya kalktı haliyle her tuşa bastığında kanal değişti, hüzün arttı...