şükela:  tümü | bugün soru sor
382 entry daha
  • filmi eşimle birlikte izledik. ve bu filmi onun değerlendirmesini istedim, biraz naz etse de kırmadı sağ olsun*.. önce eşimin yazısını olduğu gibi paylaşayım. sonra kendim bir iki detay ekleyip bırakıcam. buyrunuz:

    ""küçük bir çocuğun bir tren istasyonunda gizlice kurduğu yaşantısıyla başlayıp sinema tarihinde kısa bir yolculuk yaptıran film…

    hugo, babasını bir müze yangınında kaybettikten sonra alkolik amcası tarafından sahiplenilen ve amcasının ölümüyle tren istasyonundaki saatlerin çalışmasından sorumlu olan kimsesiz bir çocuk… tren istasyonunda kimsenin gözüne batmadan gizlice kendisine bir yaşam kurmaya çalışmaktadır. özellikle tren istasyonu şefine görünmemeye çalıştığı sahneler kimsesizliğini oldukça iyi hissettiriyor..

    tren istasyonu şefi bir savaşta sakatlanmış hugo kadar yalnız yaşayan bir adamdır. kimsesiz çocuklara yönelik muamelesi ve aile hakkındaki yorumları şefin yalnızlık duygusunu yakalamanıza imkan tanıyacak sahneler…

    saat tamir işi baba mesleği olarak kendisine geçen hugo bozuk her şeyi tamir etmekte ve bunun içinde özellikle babasından kalan bir robotu tamir etmek amacıyla yaşlı bir adamın (melies) oyuncak dükkânından küçük araç gereçler aşırmaktadır.
    melies tarafından yakalanmasıyla istasyonda yalnız yaşayan bir çocuğun hikâyesi olan konu değişmekte ve sinema tarihine, filmlerin yaratılışına doğru akan bir yolculuğa dönüşmektedir.

    melies’in manevi torunu ısabella ile hugo arasında geçen diyaloglarda, hugo’nun şu cümlesinde; ‘her şeyin bir amacı vardır, makinelerin bile. belki bu yüzden bozuk makineler beni bu kadar çok üzüyor, üstlerine düşeni yapamıyorlar. belki insanlarda da aynıdır, amacını kaybedersen sen de bozulursun..’ varoluşçuluğu hissettirmesi filmin gayesini ortaya koyuyor gibi…

    filmin başrolünü bir çocuk tarafından üstlenildiğini söyleyebiliriz. bu izleyici kitlesini oldukça daraltacak bir durum aslında... bir çocuk üzerinden yaşamın anlamını ve amacını sorgulayan ve ağır ilerleyen bir film… arada bir ne zaman bitecek diye düşünürken buldum kendimi film izlerken… :)""

    evet, eşimin film hakkında düşünceleri böyleydi. bir iki ekleme yapayım. büyük yönetmen martin scorsese'nin en iyi film dalında oscara aday gösterilmiş 8. filmi. brian selznick in kitabından uyarlama bir film. bir tür kurgusal biyografi aslında.. sinemanın ilk yıllarında büyük işler başaran ve kıymeti, değeri daha sonra anlaşılan bir yönetmenin, georges méliès'in hayatına odaklanıyor daha çok. hatta hugo'dan ziyade melies'in olayı daha ön planda gibi. muazzam bir görsellik ve sinematografi hakim yine.. kostümler, dekorlar, ışıklar, atmosfer gerçekten harika.. eşimin de söylediği gibi filmin en can alıcı diyaloglarından birisi, "hayatın amacı" ve "bozulan makine" benzetmesi idi. güzel film aslında.. eşim sıkılmış biraz ama çok sıkıcı da değil hani.* büyük beklentiye girmeden, dönem şartlarını düşünerek, filme kendinizi kaptırarak izlerseniz keyif alacağınızdan eminim.. scorsese eseri sonuçta.